Kirlenen Toplum Hafızasını Temizler.
rss  RSS

Hayatı Ne Olarak Görüyoruz?

Yazar: Mustafa Özkan    Eklenme Tarihi: 27 Nisan 2010    Okunma: 8


İş, hayatın önemli unsurlarından birisidir ancak tek unsuru değildir. İşin dışında da yapmamız gereken birçok sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Günümüzde profesyonel çalışma hayatının yüz yüze olduğu problemlerden birisi de işin, hayatın bütün alanlarını kuşatmış olmasıdır. Hele ki bazı işlerin özelliği ve bazı insanların da kişilikleri buna meyilli olduğunda, hayat sadece işten ibaret görülmekte ve işkolizm adı verilebilecek bir hastalık ortaya çıkmaktadır. Bu hastalığa düçar olanlar, tabiri caizse gece-gündüz çalışmakta, işte çalışmadığı zamanlarda bile işi düşünmekte, iş bahanesiyle hayatın diğer alanlarına zaman ayıracak fırsat bulamamaktadır.

Hayat sadece iş ile doldurulduğunda karşımıza ömrün nihayetinde karın tokluğuna çalışmış, başkalarını zengin etmiş ama hayatı derinlemesine yaşamadan, maddî ve manevî görevlerini yerine getirememiş, kendine, ailesine ve çevresine bir faydası olmamış bir insan çıkmaktadır.

İş, bir insanın geçimini temin etmek için yaptığı bir uğraştır. Haliyle yaşadığı sürece insanlar çalışmak ve çabalamak durumundadırlar. Bu yazıda problem olarak değerlendirilense, işin hayatın merkezine oturtularak insanın diğer sorumluluklarını ötelemesi, hayatın diğer unsurlarını baskı altına almasıdır. Eğer lüzumsuz şeylere zamanımız yok ve hep faydalı işlerle uğraşıyorsak mesele yok. Ama zamanımızın tamamını sadece işimize harcayıp, hayattaki diğer sorumluluklarımızı yerine getiremiyorsak çözülmesi gereken bir problemimiz var demektir.

Çevremizdeki insanlardan “hiç zamanım yok…”, “öyle yoğunum ki, inan başımı kaşıyacak vakit bulamıyorum…” gibi cümleleri sık sık duyarız. Yine eş, dost ve akrabalarla uzun zamandır hiç görüşemediğimizden şikâyet ederiz. Bahanemiz hep işimizdir. İş dışında kalan birçok şey ya ihmal edilmiştir ya da çok sınırlı ve sıkıştırılmış bir zaman dilimi içerisinde ifa edilerek yüzeysel geçiştirilmektedir. Bu da eskiden olmadığı şekilde, insanları sınırları işleriyle çevirili alanlara hapsedip, yalnızlaştırmakta ve yabancılaştırmaktadır.

Son yıllarda, insanların bu çıkmazının iş verimliliği üzerinde de etkili olmaya başladığı uzmanlarca fark edilmiştir. Çünkü işkolizm hastalığı insanı mekanikleştirmekte, sosyal münasebetlerini zayıflatmakta, çevresine ve kendine dâhi hayrı olmayan tükenmiş bir varlık haline getirmektedir. Bu ise uzun vadede iş verimliliğini de düşürmektedir.

Sorunu tespit ettikten sonra, iş dışındaki ihmal edilen alanların neler olabileceğini düşünelim. Akademik kitaplarda iş dışında ihmal edilen alan olarak en başta aileden bahsedilmektedir. Alandaki ilk çalışmalar iş-aile hayatı dengesi üzerinde durmuş, daha sonra kişinin kendisi aileden bağımsız ayrı bir değişken olarak ele alınmıştır. Yani işin dışında kişinin ailesine ve kendisine de zaman ayırması gerektiği vurgulanmıştır.

İşkolizm hastalığına batı perspektifiyle çözüm arayanlar, kişilerin mesai saatlerinin esnetilmesini, aile ve çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmelerini, tatile gitmelerini önermektedir. Bizim toplumumuz açısından baktığımızda ise, bu tür çözümlerin hayatın diğer alanlarıyla denge kurmak için yetersiz kalacağını söyleyebiliriz.

Tabii ki burada hayatı ne olarak gördüğümüz önemli bir konudur. Kendi kültürel değerlerimizden hareket ederek ve sıkı sosyal çerçevelerimizin olduğunu düşünerek hayatta işimiz, kendimiz ve ailemiz dışında içinde yaşadığımız akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve topluma karşı sorumluluklarımızın olduğu da göz ardı edilemez.

İşin dışında kendime ve aileme de zaman ayırdım ve hayatımı dengeledim” demek bizim toplumumuz için yanıltıcı olacaktır. Belki batı toplumları için bir anlam ifade etmeyebilir ama akrabalarımızın (bunun da derecesini çok geniş şekilde yorumlamak mümkündür), arkadaşlarımızın, komşularımızın sevinç ve kederlerini paylaşmak da bizim için önemlidir. Onların cenazelerinde bulunmak, düğünlerine, davetlerine icabet etmek, bayramlarda ziyaret edip hal-hatır sormak ve bunun dışında da birbirimize destek olmak gerekiyor. Eğer iş, bu tür sorumluluklarımızı öteliyor ise, kendimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.

Ayrıca bir Müslüman’ın sadece dünyevî değil, aynı zamanda uhrevî sorumlulukları da bulunmaktadır. Eğer hayatımız sadece işimizden ibaret oluyorsa, ömrümüzün sonuna geldiğimizde çalıştığımız günleri ve kazandığımız maddiyatı mı azık olarak yanımıza alacağız? İlginçtir ki, bazı dünyalık ideolojilere inanıp hayatını onun uğrunda harcayanlar çıkabiliyor. Ama bunun yanında ölümden sonrasına inandığı halde, onun için hiçbir şey yapmamak çelişkili görünüyor. Bunun açıklamasını uzmanlarına bırakıyoruz. Sadece, hayat dengesi unsurları içerisinde manevî sorumluluklara da yer verilmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz.

Netice olarak iş, hayatın önemli unsurlarından birisidir ancak tek unsuru değildir. İşin dışında da yapmamız gereken birçok sorumluluğumuz bulunmaktadır. Hayatta bizim için anlam ifade eden unsurları belirleyip, her bir unsura hak ettiği zaman ayrılmalıdır. Bir unsurun öne çıkarılarak diğerlerinin ihmal edilmesi maddî ve manevî birçok problemin ortaya çıkmasına, sosyal münasebetlerin zayıflamasına neden olacaktır.  Hayatı dengeli yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Etiketler: , , , , , ,


BİR YORUM YAZIN

Bu yazı hakkında düşüncelerinizi ekleyin.





Niçin gerekli?