Ahretlik Geleneği

0

Ahretlikler, zamanın çarkları arasında ezilen benliklerimize yabancı, fakat belleklerimize bir o kadar aşina. Şeytanın “Babana bile güvenme!” desiseleriyle zihinler allak bullak olmuşken ağızlardan mürâi bir şekilde dökülen kankalara inat bu geleneğimizin medeniyet haritamızdaki yeri belli.

[ Mehmet Dervisoglu ]

Bir medeniyet tasavvur edin. Etrafında halka halka insanlar. Tebessümü sadaka bildikleri için mütebessim; hor bakmadıklarından mütevazı; akıllarını nefislerinin zulmünden kurtarıp ruhlarını dinginliğe kavuşturmuş insanlar. Çehrelerinin süsü nezaket, dillerinin süsü letafet, seciyelerinin süsü fazilet olan insanlar. Aktif ama havaileşmemiş, cevval fakat şımarmamış; tahribe değil tamire, husumete değil ünsiyete bahane arayan insanlar. Hem öyle bir ünsiyet ki sadece dünya hayatıyla sınırlı kalmayıp ahiret arkadaşlığının mukavelesini peşin peşin yapan insanlar. Sahip olunan kardeşlik (ihvanlık) nimetini arkadaşlık geleneğiyle perçinleyenler. Çok uzaklardan değil, aşinalardan bahsedeceğiz yine, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde aranan kardeşlik bahanelerinden.

Kan bağıyla “akrabalık” ya da evlilik bağıyla bağlı olduğumuz “hısımlık” müessesesinin haricinde insanımız muhtelif zamanlarda diğer insanlarla da kardeşlik bağı kurabilmiştir. Ahretlik, yengelik, kirvelik, sağdıçlık, bacılık, sütkardeşliği, ebe analığı, ad babalığı gibi isimlerle anılan bu tasavvurî akrabalıkların en dikkat çekicilerinden birisi de “ahret kardeşliği” ya da “ahretlik”tir.

Ahretlik merasimi

Günümüzde yok denecek kadar azalan ahretlik kardeşi tutma geleneğinde, ölüme kadar hatta ahirette de devam eden bir kardeşlik inancı vardı. Ahretlik geleneği kadınlar arasında olurdu ve arkadaşını seçebilecek yaşa geldiği çağdan itibaren kızlar kendilerine bir ahretlik kardeşi seçebilirlerdi. Bu sıradan bir olay değildi.

Ahretlik olmanın belli bir merasimi vardı. İki kız birbirini ahret kardeşi seçeceği zaman önce aralarında anlaşırlar, sonra da ailelerini haberdar ederlerdi. Aileler kızların arkadaşlığı için komşulara ve akrabalara haber verir, mevlit ve dua edileceğini duyururdu. Ailelerinden kimin durumu müsaitse merasim onun evinde yapılır, merasime gelenler yanlarında küçük hediyeler getirirlerdi. Kızların aileleri de ahret seçilen kıza, içinde basma, yazma, çorap, terlik, çamaşır, seccade, patik vb. eşyalar olan birer bohça hazırlardı.

Merasim başladığında Kur’an-ı Kerim, Mevlit ve ilahiler okunur sonra da iki kız davetlilerin huzuruna çağırılırlardı. Davetlilerin en büyükleri kızlara “Sizleri ahretlik yapacağız, rızanız var mı?” diye sorarak son bir kez daha rızalarını alırdı. Kızlar tasdik ettikten sonra üç defa “Ömrü billah ahretlik olacağınıza, birbirinizi gücendirmeyeceğinize ve kollayacağınıza buradaki herkes şahit olsun mu?” diye sorardı. Kızlar da üç kez “Evet.” cevabını verdikten sonra iki tane kırmızı tülbent getirilir, kızlara verilirdi. Kızlar bu tülbentleri birbirlerinin başlarına bağlar, orada bulunanların ellerini öper ve ahretlik olurlardı. Daha sonra dualar edilir; bazlamalar, pişiler, un helvaları yenilip cemiyet dağılırdı.

Ahretlik olmanın belli bir merasimi vardı. İki kız birbirini ahret kardeşi seçeceği zaman önce aralarında anlaşırlar, sonra da ailelerini haberdar ederlerdi. Aileler kızların arkadaşlığı için komşulara ve akrabalara haber verir, mevlit ve dua edileceğini duyurur.

Nesiller boyu süren arkadaşlık

Ahret olan kızlar birbirlerine “Ahretim, ahretliğim, kardaşım, bacım vb.” şekillerde hitap ederler, ölünceye dek birbirlerini kardeş, sırdaş, haldaş olarak bellerler; sevinçte, tasada kader ortaklığı ederlerdi. Bu ortaklık sadece ikisi arasında kalmazdı. Ahretliğinin anne ve babasına “ahret anne”, “ahret baba” derlerdi. Evliliklerinden sonra ahretliklerin kocaları birbirlerine “bacanak”, çocuklar da annelerinin ahretliğine “teyze” ya da “ahret teyze” derlerdi. Bu durum böylece torunlarına kadar devam ederdi. Böyle bir yakınlık hâsıl olduğu için ahretliklerin çocuklarının evlenilmesine hoş bakılmaz, onlar kardeş olarak görülürdü. Ahret olanların kavillerinden döndükleri nadir görülmekle birlikte bu toplumda hoş görülen bir durum değildi.

Ahretlikler düğün, dernek gibi bir cemiyete davet edildiği zaman aynı elbiseleri giyerler, kol kola girerek gezerlerdi. Bu şekilde hem kimin kimle ahret olduğu bilinir hem de birbirini kardeşçesine seven iki kızın fizîken bile ahenk içinde olması diğer kızlarda apayrı bir heves meydana getirir, onların da ahretlik kardeş tutmasına vesile olurdu.

Ahret çiçeği

Ahretliklerin ömürlerinin her anında birbirlerine yardım etmelerinin yanında düğünlerinde çok özel bir de vazifeleri vardı. Bir kızın ahretliği nişanlandığı zaman o kız hemen bir çiçek dikerdi. O çiçeğe gözü gibi bakar, ahretliğinin düğününe kadar yetiştirirdi. Düğün günü gelince çiçeği güzel bir saksıya aktarır, saksının dışını krep kumaşlarla, grafon kâğıtlarıyla süsler ahretliğinin evine getirirdi. O çiçek gelinin odasında bulunur, genç kızlar özellikle bu çiçeğe bakmaya gelirler “Ahretliğinin çiçeği de pek güzelmiş”, “Aman, ben beğenmedim” şeklinde beğenme ya da yerme fısıltıları kulaktan kulağa dolaşırdı. Bazen ahret çiçeğinin mevsimin en güzel çiçeklerinin toplanıp, süslenmesiyle oluşturulduğu da olurdu.

(Toplam 1.762 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.