Atların Kitabı “Baytarname”

0

Baytarnâmeler, evcil hayvanların özellikleri, hastalıkları ve tedavileri üzerine yazılmış tıp kitaplarının genel adıdır.  Her ne kadar genel tanımı bu olsa da baytarnameler genellikle at ve atçılıkla alakalı yazılmışlardır. Bu yüzden çoğu defa “esb-nâme”, “hayl-nâme”, “feresnâme” gibi isimler ile anılmışlardır.

Orta Asya’nın yeşil bozkırlarında başıboş dolaşan vahşi atlar, güzellik ve asaletleriyle insanları etkilemeyi başarmıştır. Vahşi atlar ilk olarak Batı Türkistan’ın İran’a yakın bölgelerinde evcilleştirilmiş ve o gün bugündür insanların hem yoldaşı hem de yardımcısı olmuşlardır. Güç ve kuvvetinin yanında atın et ve sütünden de faydalanılmış; karaciğer, beyin, safra, dalak ve çeşitli organları türlü hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır.

Nesilden nesle aktarılan tecrübe

İnsanların ayrılmaz bir parçası haline gelen atlar hakkında kazanılan tecrübeler sözlü ve yazılı olarak asırlar boyunca nesilden nesle sözlü veya yazılı olarak aktarmışlardır. Yazılı olarak aktarılanların en güzel örneği, at ırklarının, renklerinin, yürüyüş çeşitlerinin, seslerinin velhasıl atların baştan aşağıya bütün özelliklerinin anlatıldığı Baytarnamelerdir. Baytarnamelerin asıl önemi ise atlarla ilgili hastalıkları, hastalıklardan korunma yöntemlerini ve hastalıkların tedavisini geniş bir şekilde anlatmasıdır.

Atı ilk Türkler evcilleştirdiyse ilk baytarnameyi kim yazmış olabilir?

Tarihte ilk baytarnâmeyi yazanın Aristo olduğu tahmin edilmektedir. Bu konu hakkında çeşitli rivayetler bulunsa da en meşhur olanı şu şekildedir: İskender-i Zülkarneyn’in atları bir savaş esnasında hastalanır. Bunun üzerine İskender, Aristo’dan konuyla ilgili bir kitap yazmasını ister. Aristo, İskender’in isteği üzerine “Baytarname” isimli bir kitap yazar.

Atın ilk defa Türkler tarafından evcilleştirildiği bilinse de Türkler tarafından at ile alakalı yazılı bir eser bulunmamaktadır. Türklerde atla ilgili veterinerlik bilgileri daha çok şifâhi olarak nesiller boyunca aktarmışlardır.

Baytarnamelere göre iyi atın on iki özelliği

Baytarnamelerin pek çoğunda iyi bir atın on iki özelliğinin olması gerektiğinden bahsedilmektedir. Bunlardan üçü kadına, üçü deveye, üçü sığıra, üçü de katıra benzeyen özelliklerdir.

Kadına benzeyen üç özelliği şöyledir: Birincisi, atın yeleleri kadın saçı gibi yumuşak olmalıdır zira sert olursa o at hünersizdir. İkincisi atın yanakları kadın yanağı gibi dolu olmalıdır. Böyle olursa atın sağrısı güzel olur. Üçüncüsü, atın karnının kadın karnı gibi olmasıdır. Böyle olmazsa kolanını yerde sürür ve o ata rahat binilmez.

Deveye benzemesi gereken özellikleri: Birincisi atın boynu deveboynu gibi uzun olmalıdır, boynu uzun olmayan at çok tökezler. İkincisi kirpiklerinin üçüncüsü sinirlerinin deveninki gibi olmasıdır.

Sığıra benzeyen üç özelliği: Birincisi sığır gibi karnının altı yassı olmalıdır. İkincisi atın kuyruk sokumu sığırınki gibi geniş olmalıdır. Üçüncüsü atın bileği sığır bileği gibi kalın ve kısa olmalıdır.

Katıra benzemesi gereken özellikleri: Birincisi, atın kulakları katırınkiler gibi ince ve uzun olmalıdır zira kedi kulağı gibi kısa olması atın hünersiz olduğuna işarettir. İkincisi atın kuyruğu katırınki gibi kaba ve perişan olmayıp kamçı gibi olmalıdır çünkü kaba ve perişan bıyıklı insanların yiğit, cesur, vakur olmadıkları gibi kuyruğu dağınık olan at hünerli olmaz. Üçüncüsü atın tırnağı katırtırnağı gibi olmalıdır çünkü zayıf tırnak illet getirir.

Baytarnamelerde at hastalıkları ve tedavileri

At hastalıkları ve tedavisi baytarnamelerin en önemli bölümlerini oluşturur. Atlarla ilgili sakagu, senergu, bıçılgan, nasır, sıraca, hunnak vb. pek çok hastalıklar belirti ve tedavileriyle birlikte anlatılmaktadır. Misal olarak Belgradlı Kenan Efendi’nin Baytarnamesinde anlatılan tedavi yöntemi şöyledir: “Eğer atların eyer vurulan yerlerinde tüy bitmezse büyük bir kertenkele öldürülür. Kertenkelenin külünü almak için ateşe atılır simsiyah olduktan sonra külün rengi açılmaya başlayınca iyice toz haline getirilir. Bir miktar zeytinyağıyla karıştırılıp bir ağaç parçasıyla atın tüysüz yerine sürülür. Bu iş elle yapılmamalıdır çünkü bu ilaç elde dahi tüy bitirebilir.”

Hastalıklara karşı at tedavisi

İnsanlar atları, hızı ve gücünün yanında çeşitli hastalıkların tedavisinde de faydalanmışlardır. Belgradlı Kenan Efendi’nin Baytarnamesi’ne göre at ile ilgili bazı tedavi usulleri şöyledir: Gözünün feri azalan bir kimse at beynini bal ile karıştırıp gözünün üzerine koysa gözü kuvvetlenir. Uçuğu olan kimse bir miktar at beyni yese uçuğu o kişiye zahmet vermez. Atın dili püryan edilip bal ile yense yiyen kişi ömrü boyunca hafakan görmez. Atın yüreği bal ile yense mesane taşlarını parçalar. Atın bağrından bir miktar yiyen kimse sarılık hastalığından kurtulur. Atın kanını vücudu şişen, el ve ayakları çatlayan kimseye sürseler şifa bulur.

 İyi atta bulunması gereken özellikler

  • Dişleri sık olmalıdır, dudakları ince ve aşağı dudağı yukarı dudağından uzun olmalıdır,
  • Küçük böğürlü ve büyük gözlü olmalıdır, iki kulağı giderken hareket etmelidir.
  • Suya çabuk meyl etmemelidir, suya vardığında sağ ayağını önce basmalıdır.
  • Atın ön ayak bağlantısının; yele ve kakülün çıktığı yerin yumuşak olması çok önemlidir. Elle dokunulduğunda sıcaklığı ve yumuşaklığı hissedilmelidir.

Atın soylu olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Atın önüne bir çanak su konur. Eğer at, yerinden hareket etmeden suyu içerse soyludur. Eğer yerinden hareket eder, inlerse o atta melezlik vardır. Soylu at, suyu içerken burun delikleri ile suyu koklar ve burun deliklerini suya batırmaz.

Share.

YORUM YAZ