Aydaki Mucizevi İzler

0

Şakk-ı kamer (ayın yarılması) mucizesi, Arabistan’da zuhur etti. Dünyanın Matematiksek konumu temel alındığında Arap Yarımadasından başka, hadiseye en iyi tanıklık edilebilecek yerlerden birisi de Hindistan’dır. Dhar şehri kralı Raja Bjor ve maiyetindekiler, Chamai Nehri kıyısındaki sarayın balkonundan hadiseye tanık olmuşlar ve bunu Dünyanın sonu olarak yorumlamışlardır. Bunun Peygamberin bir mucizesi olduğunu öğrendiğinde Raja Bjor, vezirini Mekke’ye göndererek ailesiyle beraber İslamiyet’i seçmiştir.

Yolları Hindistan’ın Dhar şehrine düşenler Raja Bjor’ın torunlarını ziyaret edebilirler. Bjorzadeler olarak bilinen bu Müslüman kavim, Dhar şehrinin hemen dışında ikamet etmektedirler.

Şakk-ı Kamer Mucizesi, Hindistan’da halk tarafından da gözlemlenmiş, mucizenin gerçekleştiği tarih, bir dönem başlangıç yılı olarak kabul edilmiştir. Hindistan’da yapılan bir kazı çalışmasında çıkarılan hey­kelin üzerinde: ”Ay’ın ikiye yarıldığı senede ya­pılmıştır” ifadesinin yer alması da, Hindistan halkının hadiseye yabancı olmadığının en somut göstergeleri arasındadır.

Ayın yarılması hadisesi gece olmuştur. Dolayısıyla dünyanın diğer yarısında gündüz olduğu için herkes tarafından görülememiştir. Ayrıca yarılmanın tüm insanlık tarafından görülmesi, Cenab-ı Hakk’ın “imtihan sırrı” ile de bağdaşmamış olurdu. Nitekim hadisenin vukuu bulduğu esnada; Çin ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinde Güneş yeni doğuyor, İngiltere ve İspanya gibi Batı Avrupa ülkelerinde yeni akşam oluyordu. Amerika kıtasında ise gündüz saatleri yaşanıyordu. Sis, bulutlanma ve mevsimsel etkenler de göz önünde bulundurulduğunda hadisenin kapalı kalması gayet doğaldır. O dönem cehalet ve vahşilikleriyle ünlü olan, yazı kültürünün de düşük olduğu Avrupa ülkelerinde hadiseyle ilgili kayıtların bulunmaması da normaldir.

“Hadley Rille”  çatlağı

Ayın yarılmış olduğundan bahseden ilk bilim insanı Cassini olmuştur. Modern astronominin en önemli isimlerinden birisi olan İtalyan gök bilimci Cassini, günümüzden tam 320 yıl önce çizmiş olduğu Ay haritasında, Ay yüzeyinin tamamını kuşatan ve tesadüflerle meydana gelmeyecek muntazamlıkta olan bir yarığı açıkça göstermiştir.  Bilim insanları tarafından en önemli kaynaklardan birisi kabul edilen ve ilmî yönü tartışılmadığı için de her kitapta yer alan bu haritanın, günümüzde çekilen Ay fotoğraflarıyla da bire bir uyumlu olması dikkate şayan diğer bir husustur. Cassini’nin haritasında bahsettiği, yukarıdan aşağıya doğru Ayı ortalayan bu muazzam çatlak, ilk kez 4 Mayıs 1967 yılında ispat edilebilmiştir.

Florida’daki Cape Kennedy Uzay Üssü’nden fırlatı­lan Orbiter 4 uydusunun çekmiş olduğu fotoğraflar sayesinde Ay yüzeyinin %95’lik bölümü incelene­bilmiştir. 3000 km. mesafe­den çekilen yakın plân fotoğraflar sayesinde Ay’ın dünyamızdan görülmeyen arka yüzü de resimlenebilmiştir. Şok eden gerçek de işte o zaman ortaya çıkmıştır. Ay’ın arka yüzeyi, uzunluğu 240 km, genişliği ise 8 ki­lometreyi bulan bir yarık tarafından boylu boyunca kuşatılmaktadır. Bu çatlağın merkezi, 65 derece güney ve 105 derece doğu olarak belirlenmiştir. İşin çok daha ilginci ise, doğal sebeplerle meydana gelebilecek böylesi çatlakların düzensiz ve dalgalı bir çizgi oluşturması beklenirken, bu çatlak mükemmel bir düzlükte devam ediyor olmasıdır..
Peki, delile ihtiyaç mı var?

İnanıp itikat ettiğimiz hususların zahiren de ortaya çıkması şüphesiz Cenab-ı Hakk’ın bizler için büyük bir lütfudür. İtalyan gökbilimcinin Ay haritası ya da NASA’nın uydu fotoğrafları olmadan da biz Müslümanlar aynı şekilde inanıp itikat ederiz. Tabi bazen insan, küçük bir karıncanın davranışlarından bile büyük dersler çıkarabiliyor. Bizlerin böylesi itikadi konularda nasıl bir tutum sergilememiz gerektiğini de bakın bir teyzemiz ne güzel ifade buyurmuşlardır:

Meşhur âlimlerden birisi bir beldeye uğramıştı. Yanında birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçtiler. İhtiyar nine kalabalığı görünce, oradaki birisine: “Bu kimdir, bu kalabalık nedir diye?” diye sordu. Âlimin talebelerinden biri bunu duydu ve:

“O nu tanımıyor musun? O, Allah-ü Teâla’nın varlığı hakkında bin bir tane delil ortaya koymuş bir âlimdir.” diye cevap verdi. Nine gülerek: “Eğer onun Allah’ın varlığı hakkında bin bir tane şüphesi olmasaydı, bin bir tane delile ihtiyacı olmazdı. Ben yüce Allah’a delilsiz iman ediyorum” dedi. Bu söz âlime ulaştı, çok hoşuna gitti, ellerini açtı: “Allah’ım! Senden şu ihtiyar kadının imanı gibi bir iman ve kalp safiyeti istiyorum.” Diye dua etti. Etrafındakilere de: “Benim gibi araştırın, ama bu nine gibi iman edin” tavsiyesinde bulundu.

 AYIN YARILMASI MUCİZESİ

Müşriklerin ileri gelenleri Resûlullâh Efendimize (s.a.v.) gelerek; “Eğer sen hakikaten peygambersen, bize yarısı, Ebu Kubeys Dağı, yarısı da Kuaykan Dağı üzerin de görülmek üzere, Ayı ikiye ayır. Ancak o zaman sana imân ederiz.” dediler.

Ay’ın 14. günü, Ayın Bedir haliydi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bu işin olması için Allâhü Teâlâ’ya duâ etti. Cenâb-ı Hak, Habîbininin duâsını kabul ederek, yarısı, Ebû Kubeys Dağı’nda, yarısı da Kuaykıan Dağı’nın üzerinde görülmek üzere, Ay’ı ikiye ayırdı. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) orada bulunanları şahit tuttu. Fakat müşrikler sözlerini tutmadılar.

“Bu da Muhammed’in sihirlerinden bir sihirdir. Burada bizi sihirlerse bile herkesi sihirleyemez ya! Gelecek yolcuları gözeten, kervanlara sorun bakalım aynı şeyi görmüşler mi?” dediler.

Gelen yolculara sordular. Onlar da o geceki acayip hadi şeyi her tarafta gördüklerini söylediler. Ama onların kalpleri, küfrü tercih edip, iradelerini o yönde sevk ettikleri için hidayete karşı mühürlü idi. Yine inkâr ettiler.

Share.

YORUM YAZ