Başarı mı, Hırs mı?

0

Başarı; sözlükte, muvaffakiyet yani kişinin yeteneğine ve yetişmesine bağlı olarak gösterdiği faaliyetlerin olumlu etkisidir. Herhangi bir işi istenilen biçimde bitirmek, hedefe ulaşmak olarak da tarif edilir.

Başarının anlamı; insanın yaşına, bulunduğu ortama ve içinde yaşadığı kültüre, kişilik özelliklerine ve daha başka sebeplere bağlı olarak değişmektedir.

Peki, gerçek başarı nedir?

• Meşhur ya da saygın biri olmak mı?

• Milyon dolarlık rezidansa ya da boğazda bir villaya sahip olmak mı?

• İpi ilk göğüsleyen kişi olmak mı?

• En çok para kazanan olmak mı?

• En çok satışı yapabilmek mi?

Günümüzde başarı deyince akla; iyi geliri olan güzel bir işe sahip olmak, pahalı bir evde oturmak, kaliteli bir arabaya binmek, prestijli bir firmada üst düzey yönetici olmak, en basitinden “devlete kapağı atabilme” gibi şeyler gelmektedir.

“Dişimle tırnağımla kazıyarak bu günlere geldim.” diye düşünülüyor olabilir. Tebrik ederiz, zor olanı yapmışsınız. Peki, bugünlere niçin geldiniz? Sırf para pul kazanmak, makam mevki sahibi olabilmek için mi? Eğer öyleyse soruyoruz: “Bu bir başarı mı, yoksa hırs mı?”

İsterseniz şöyle bir misal verelim; farz edin ki yüz kişilik bir şirkette çalışıyorsunuz. Size, “Kim son model araba sahibi olmak ister?” diye soruldu. Tabi kim istemez ki, herkes sahip olmak istediğini söyleyecektir. Devamında da içinizden en çok iş bitiren on kişinin bu arabalara kavuşacağı açıklandı. Mantıken herkesin bu arabaları kazanması mümkün değildir. Çünkü yüz kişiden sadece on kişiye bu arabalar verilecektir. Ancak herkes ben kazanmalıyım diyerek var gücüyle çalışacaktır. Peki sonuç? Herkes kazanacak mıdır? Tabi ki hayır. O halde bu, başarı mı yoksa ben kazanmalıyım, ben sahip olmalıyım hırsı mıdır?    

Eğer, “Ben bu işi yapmasına yapıyorum ama işin sonunda kime ne faydam dokunacak? Ya da neye hizmet etmiş olacağım?” diye düşünüyorsak, asıl o zaman gerçek başarıya doğru gidiyoruzdur. Şöyle düşünelim; geçmişte daha çok mal, mülk sahibi olmuş insanları mı hatırlıyoruz, yoksa inandığı dava uğruna ömrünü vermiş, uykularını kaçırmış, bir meseleyi halletmek için gecesini gündüzüne katmış, insanlığın faydasına icatlar yapmış, eserler bırakmış, nesiller yetiştirmiş birilerini mi hatırlıyoruz? İnsanlığa faydalı olmuş kişileri hatırlıyor ve onları tarihe not düşmüş kişiler olarak addediyoruz değil mi?

Tarihe not düşmüş nice hükümdar, devlet adamı gelip geçmiştir. Bunların içinden hangileri başarılı diye hatırlanıyor? Daha çok saltanat süren mi? Kendi halkına dahi zulmeden mi? En fazla toprağa sahip olan mı? En fazla gösteriş düşkünü olan mı? Yoksa din, vatan, namus gibi davalar uğruna nice mücadeleler kazanan mı?

Şemsiye tamircisinin başarısı

İhtiyar şemsiye tamircisi, sokak sokak dolaşarak şemsiye tamir edermiş. Üstelik işini çok severmiş ve eline aldığı şemsiyeyi düzgünce tamir etmeden teslim etmezmiş. Bazen günde sadece bir tane şemsiye tamir ettiği olurmuş ama o hiçbir zaman bu durumdan şikâyetçi olmazmış.  Bir gün gencin biri ihtiyara takılmış:

“Şemsiyeci amca, sen böyle şemsiye tamiriyle nasıl geçinebiliyorsun? Birkaç şemsiye için sokak sokak dolaşmaya değer mi?”

İhtiyar da:

“Ben işimi düzgün yapayım da, Allah karşıma iş çıkarır nasıl olsa. Rızka kefil olan Allah’tır.”

Genç:

“Bu kafayla fazla kazanamazsın sen!”

İhtiyar:

“Zaten çok kazanayım hırsım yok, insanların ihtiyacını en iyi şekilde göreyim ve işimin hakkını vereyim yeter.”

Genç gülerek:

“Sen öyle diyorsan öyledir amca, hadi kolay gelsin sana.”

Sizce başarı bunun neresinde?

Başka bir misal: “Keklik ve şahin”

Yine ufacık bir keklik, çalılıkların arasında gezinip güzel sesiyle çalılığı şenlendiriyormuş. O sırada gökyüzünde süzülen bir şahinin kulağına bu tatlı sesler gelmiş ve sesi güzel olan bu kuş ile dost olmak istemiş. Hemen süzülerek aşağıya inmiş. Kekliğe teminat üstüne teminat vererek, kendisiyle dost olmasını teklif etmiş. Şayet, dost olurlarsa kendisine zarar vermek şöyle dursun, bundan sonra onu hep koruyacağını ve artık kekliklerin şahin korkusundan yere yakın uçmasına gerek kalmayacağını söylemiş.

Bizim keklik, bu sözlere itimat etmiş. Şahin yeni dostunu alarak yuvasına götürmüş. Birkaç gün iyi-hoş geçindikten sonra, bir gün şahinin karnı acıkmış. Başka bir av bulamayınca, gözünü kekliğe dikmiş.

‘‘Aman senin sesin ne kadar da çirkinmiş, gece gündüz cıvıltıların başımı patlattı.’’ diye evvelce pek beğenmiş olduğu sesten şikâyet etmeye başlamış. Keklik bu sözlere cevap vermeyerek susmuş. Şahin ise yine bir bahane bularak vakit gece olduğu halde demiş ki:

‘‘Benden yukarıya konduğun için, güneş ışığının bana gelmesini engelliyorsun!’’ Keklik daha fazla çenesini kapalı tutamamış ve böyle gece vakti güneş yokken bu şikâyetin haksız olduğunu söylemiş. Bu duruma kızan şahin: ‘‘Be terbiyesiz! Ben yalan mı söylüyorum? Beni yalancı mı çıkarıyorsun?’’ diyerek zavallı hayvanı bir pençede parçalayıp yemiş.

Peki, buradaki başarı nerede?

Karşıdan bakınca kekliği avlayan şahin, amacına ulaştığı için başarılı görülebilir; tıpkı az para kazandığı için başarısız görülen ihtiyar gibi.

Gerçek başarı, günde bir şemsiye de olsa işini temiz ve düzgün yapmaya çalışan ihtiyar ve kişiliğinden taviz vermeyen kekliğe aittir. Çünkü yıllar sonra bile o ihtiyarı hatırlarız ve o kekliğe saygı duyarız.

Hepimiz güvenileceğimiz, işini düzgün yapan birilerini aramaz mıyız? Elbise alırken, araba yıkatırken, elektronik eşyanı tamire bırakırken… Madenin değeri, her yerde bulunmasından değil, aksine ender olmasından ileri gelir.

(Toplam 157 kez okundu. Bugün: 2)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.