Bir Musibet mi Bin Nasihat mi?

1

İnsanın ömrü her şeyi tecrübe edemeyecek kadar kısadır. Bu yüzden ya her şeyi tecrübe etmek için bildiği doğruları yaşamaya çalışacak veya geçmiş kuşakların tecrübelerinden ve bilgi birikimlerinden yararlanarak doğrulara daha çabuk ulaşacaktır. Sizce doğruya daha kolay ve çabuk ulaşmak akıllıca bir yol değil mi?

Tecrübe edilmişi tekrar denemek ve yanlışta ısrar etmek birçok yanlışı ve hataları beraberinde getirebilir. O zaman tek yol kalıyor. Tecrübe edilmiş doğru yöntemleri kabul etmek ve bunları gelecek kuşaklara aktarmak. Tarihte yaşanan hadiselerden ders çıkartılabilecek onlarcası bulunabilir. Ancak bunlar içinde ibretlik olanlarını bulmak gerekir. İşte böyle biri de Harun Reşid’in bahçıvanı ile yaşadığı “Eden Bulur” kıssasıdır. Kıssadaki bahçıvan yaşadıkları ile hayat kurtaran bir nasihat almıştır. Gerisi okuduktan sonra bize düşüyor.

Eden bulur.

Abbasi hükümdarı Harun Reşid, bahçıvanını bir gün yanına çağırır ve bahçedeki bir gülü göstererek “Bak bahçıvan başı, gördüğün şu gül benim bu bahçede en çok
sevdiğim güldür. Bu güle gözün gibi bakacaksın. Eğer bu güle bir zarar gelirse bedeli ağır olur.” der.

Gel zaman git zaman, bahçıvan hem görevini en iyi şekilde yapmak için uğraşır hem de sultanın gösterdiği güle itina ile bakmaya devam eder. Fakat bir gün bir bülbül gelir ve gülün dalına konarak gülün yapraklarını tek tek yolar. Bahçıvan bu durumu görmesine rağmen herhangi bir şey yapamaz ve bakakalır. Bahçıvan korkar ama hadiseyi sultana bildirmekten başka çaresi yoktur. Ve bülbülün yaptıklarını sultana anlatır. Bahçıvanı dikkatlice dinleyen sultan gayet sakin bir şekilde…“Olsun bakalım, ne yapalım, eden bulur.” der. Sözü duyan bahçıvan işinin başına döner ve daha dikkatli bir şekilde görevini yapmaya devam eder.

Bahçıvan, sarayın bahçesi ve bahçedeki güllerine adeta bir nakış işler gibi bakmaya devam eder. Fakat günlerden bir gün aynı bülbül tekrar gelerek başka bir gülün dalına konar ve gülün yapraklarını koparmaya başlar. Tam bu sırada bir yılan ortaya çıkar ve bülbülü yutar. Durumu hayretler içerisinde seyreden bahçıvan koşarak sultana gelir, hadiseyi anlatır. Bilge ve bir o kadar da tecrübeli sultan aynı sakin eda ile “Olsun, eden bulur” der.

Bahçıvan bu cevap karşısında iki kere şaşkın vaziyette tekrar görevinin başına döner. Bahçıvan görevini en iyi şekilde yapmak için uğraşırken sürekli “gül”, “bülbül” ve “eden bulur” sözünü düşünmeden kendini alamaz. Yine bir gün düşünceli fakat dikkatli bir şekilde sarayın bahçesinde temizlik yaparken aynı yılan ortaya çıkar ve bahçıvana saldırır. Bahçıvan yılanın saldırısından kendini koruma refleksi ile kafasına elindeki çapasını vurur ve yılanı öldürür.

“Bülbül”, “gül”, “yılan”, “eden bulur” ve “hadisenin
akışı” karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen bahçıvan tekrar sultanın yanına gelerek. “Sultanım, bahçede size en iyi şekilde hizmet edebilmek ve devletin şanına yakışır bir şekilde sarayın bahçesini temiz tutabilmek gayesi ile çalıştığım bir sırada bülbülü yutan yılan gelip bana saldırdı ve ben de ani bir hareketle korkumdan yılanın kafasına vurdum ve öldürdüm.” der. Sultan ise aynı sakinlik içerisinde “Olsun, olan olmuş, yapacak bir şey yok, sen görevine devam et, eden bulur.” der.

Tekrar görevinin başına dönen bahçıvan, işine devam eder. Fakat bu arada büyük bir hata yapar. Mahkeme bahçıvanın idamına karar verir. İdam sultan tarafından onaylanır. Bahçıvanın infaz günü gelir ve idam sehpasında son sözü sorulur. Padişahı kadar akıllı ve devlet tecrübesi içerisinde yetişmiş olan bahçıvan:

“Sultanıma ve yüce devletime uzun yıllar hizmet ettim. Elimden geldiğince görevimi en iyi şekilde yapmak için uğraştım. Son olarak sultanımdan ve onun şahsında milletimden helallik almak istiyorum.” der. Bu durum karşısında sultana haber verirler. Sultan uzun yıllar devlete hizmeti dokunan ihtiyar bahçıvanın son isteğini kırmaz ve bu isteği yerine getirir. İdam sehpasındaki bahçıvan heyecanlanır fakat kendisini toplayarak. “Sultanım zât-ı alinizce malum; bülbül gülü yedi, yılan bülbülü yuttu, yılanın akıbeti benim elimden oldu, benim idamımı ise siz onayladınız…” der.

Bu söz karşısında çok zor durumda kalan sultan ne yapacağını şaşırır. Bir tarafta idam sehpasındaki yıllardır hizmetini gördüğü bahçıvanı, bir tarafta adaletin ince çizgisi, bir tarafta affetmenin yüceliği. Bütün bunları adaletin hassas çizgisinde tartan sultan, şahsına işlenmiş bir suç olarak gördüğü bahçıvanın suçunu affeder. Böylece ammenin menfaatlerini de göz önünde bulundurarak affetmenin yüceliği karşısında halkın takdirini toplar. Tabi bu şekilde kendi başına gelebilecek bir musibeti de engellemiş olur.

Kötülük kötüyü bulur sen iyi tarafında olmaya bak.

Ehli sünnet çizgisinden zerre misali taviz vermeyen ecdadımız bizler için birer numune-i imtisaldir. Onların doğru yaptıkları her şeyden bizler dersler çıkartırız. Yapılan ufak hatalar ise “sû-i misâl”dir. Örnek aldığımız insanların yaptıkları iyi şeyler gibi gelecek kuşaklara hep iyi örnekler bırakmaya çalışırız. “Kötülükler gelip seni bulacaktır, iyilikler için daima kapını açık tutman gerekir.” sözündeki derin manayı düşünerek kapımızı sürekli iyiliğe ve güzelliğe açmalıyız.

Share.

1 Yorum

  1. Gazap Narları -

    Mazlumun feryadı arşta kaybolmaz…
    Uzayda asılı dünya da kazık çakmadı elbet her ölümlü gibi…
    Kahrından ölmeden imdadına yetişirse güneş, beynini kavurmuşların vay haline…

YORUM YAZ