Camasbname

0

Vay hoş idi dirlik eğer olmasa idi mevt

Vay hoş idi ‘ömr eğer olmasa idi fevt

Hazreti Allah, cihanda dini İslam’dan bir nişane kalmayınca Danyal peygamberi göndermişti. Danyal peygamber hem peygamber hem de sultandı. Kendisine her hikmeti sunacak kitabı ve hakikatlere açılıp süvar olacağı aslanları vardı. Bütün bu varlık ve saltanat içinde Danyal peygamber düşündü ki; elime aldığım her şey kuruyup yok olmakta, insanlar birer birer yok olmakta, sıra bana da gelirse neylerim. Düşündü, murakabeye daldı ve hikmetlerle dolu kitabını açtı, orada bir işaret buldu ve ölüme çare olacak devayı aramaya çıktı. Uzun yollar kat ettikten sonra Ceyhun ırmağına gelmişti ki tam bu sıra Cenab-ı hak emreyledi Cebrail’e. İzzetim hakkı için in ve Danyal’i durdur, diye buyurdu. Cebrail (a.s.) Danyal Peygamber’in karşısına bir insan suretinde belirdi. Ceyhun ırmağının üzerinde bir asma köprüde karşılaştılar.

Danyal Peygamber, insan kılığına girmiş Cebrail’i gördü, selam verdi. Ey yolcu nereden gelir nereye gidersin? Cebrail konuştu “Danyal peygamber varmış onu ararım” Danyal peygamber sualini sorması için müsaade eder lakin insan kılığındaki Cebrail (a.s) inanmadığını söyler ta ki Danyal Peygamber hikmetlerle dolu kitabını çıkarana kadar. Bu sefer sorusunu sorar Cebrail (a.s) “Cebrail (a.s) nerededir bilir misin?” sual üzerine Danyal Peygamber hikmetlerle dolu kitabını açar, murakabe eder ve şaşkınlık içinde adama dönerek “Bildim seni, sen Cebrail’sin.” der.

Bu sıra Cebrail (a.s) Danyal peygamberin eline dokunur ve kitabın bir çok sayfası Ceyhun nehri üzerinde savrulur gider. Cebrail (a.s) Hz Allah’ın ölümsüzlüğü murad etmediğini söyler ve kaybolur. Kitabının birçok sayfası Ceyhun nehrine düşen Danyal peygamber büyük bir kırgınlık içinde şehrine geri döner. Döndüğünde hastalığın pençesindedir ve ölmek üzere olduğunu hisseder. Elinde kalan sayfaları bir sandığa kilitleyerek hanımına verir ve bu emaneti henüz kundakta olan oğlu Camasb’a vermesini ister, son nefesini vererek ahirete irtihal eyler.

Camasb’ın kuyuya düşmesi

Her kim ol kend’özini bilmiş ola

Cümle eşya ‘ilmini bilmiş ola

Kundaktaki Camasb büyür. Medresede okuyamaz, dersleri anlamakta zorlanır. Annesi Camasb’a bir merkep alarak dağa odun toplamaya gönderir. Camasb da odun toplayarak geçimini sağlar. Yine bir gün arkadaşlarıyla odun toplarken yağmur bastırır, bir mağaraya girerler. Camasb genişçe bir mermer taşı görür. Arkadaşlarıyla bu taşı kaldırırlar. Taşın altında sarı, bal benzeri bir şey vardır. Arkadaşları bunun ne olduğunu  anlamak için Camasb’a tattırırlar. Bal olduğunu öğrenince hepsini bir güzel toplarlar. Kuyunun dibinde kalan balı alması için Camasb’ı kuyuya indiriler. Camasb kuyunun dibinde kalan son balı da uzatınca kârlarına ortak olmasını istemedikleri için Camasb’ı mağarada bırakırlar, üzerine de mermer taşı kapatırlar.

Camasb’ın arkadaşları şehre indiklerinde ellerindeki balı satarlar, Camasb’ı soran annesine oğlunu aslanların parçaladığını söylerler.  Camasb ise bu sırada kuyuda karanlığın içinde tek başına kalmıştır. Çaresiz beklerken bir akrep, küçük bir yarıktan Camasb’ın olduğu yere gelmiştir. Bu küçük yarık Camasb için bir umut kapısı gibi görünmüştür ve Camasb burayı kazar, kazdığında ise şaşkınlık içinde bir demir kapı görür. Demir kapıyı açınca karşısında genişçe bir göl ve gölün ortasında parlak bir nesne. Camasb bu nesneye yaklaşır bu nesne kocaman bir tahttır ve camasb yorgunluk içinde olduğundan bu tahtta uyuklar. Uyandığında ise tahtın etrafı yılanlarla çevrilidir. Camasb korku içinde etrafına bakınırken ejderha biçiminde kocaman bir yılan belirmiştir. Bu yılan yılanların şahı Şahmaran’dır. Camasb için yiyecek getirtir ve Camasb’a korkmaması gerektiğini telkin eder. Artık Camasb ve Şahmaran arkadaş olmuşlardır ve başlarından geçen hikayeleri bir bir anlatırlar birbirlerine. Şahmaran, hiçbir ademoğluna güvenemeyeceğini bile bile arkadaş olmuştu Camasb’la. Camasb, kendisinin kuyuda bırakılışını anlatır, arkadaşlarının kendisini nasıl kandırdığını anlatır. Şahmaran da kendisinin nasıl yakalandığını ve ihanete uğradığını anlatır. Beraber dertleşirler.

Şahmaran’ın anlattıkları, Bulkiya ve Affan

Mısırda Benî İsrail kabilesinde bir zat vardı. Bu zat ölüm döşeğine düşünce emir verdi, oğlum Bulkiya benden sonra kavmimin başına geçsin diye. Bulkiya işi gücü kitap okumak olan kendi halinde bir genç. Babası ölünce babasının bıraktığı hazineye bakmaya gitti. Hazine içinde bir sandık buldu ve sandığın kilidini kırınca Naâtı Mustafa’yı buldu. Bu kitap sayesinde Müslüman oldu. Kitabı derhal kavmine götürdü. Kavmini topladığında onlara babasının bu kitabı sakladığını ve bu sebepten onun ateşe atılması gerektiğini söyledi. Babasını mezardan çıkarıp yakmak istediğini anlatır. Kavmi ise onun cezasını Cenab-ı hakk’ın vereceğini söyleyerek Bulkiya’yı bu fikrinden vazgeçirirler çünkü hakikati gizlemenin hesabını kavmine vermeden ölmüştür lakin bütün yük ahrete kalmıştır.

Bulkiya’nın hazreti peygamberimizi araması

Bulkiya Nat-ı Mustafa’yı okuduktan sonra Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı görebilmek için annesiyle helalleşip yolculuğa çıkar. Bulkiya bir müddet yolculuk ettikten sonra bir limana gelir. Şam vilayetine varmak üzere bir gemiye biner. Gemi bir ara demir atıp durakladığında Bulkiya istirahat için gemiden inip bir köşede uyuyakalır. Uyandığında gemi yerinde yoktur. Adayı dolaşmaya başlaya Bulkiya çeşit çeşit yılanlarla karşılaşır. Bu yılanlar kelime-i tevhid getirmektedirler. Bulkiya hayretler içerisinde oradan ayrılır, kıyıya geldiğinde bir gemi daha görür ve bu gemiye binip bir adaya daha varır. Bu adada da yılanlar vardır ve bu yılanlar da kelime-i tevhid getirmektedirler. Bulkiya bir ara yılanların içinde bir yılan görür bu yılan parlak, bembeyaz, göz alıcı bir yılan görür. Bu yılan ne emrederse diğerleri de onu yapmaktadırlar bu yılan Şahmarandır. Bulkıya bu yılanla tanışır ve yılan kendi isminin Yemliha olduğunu söyler. Yemliha, Bulkiyadan bir söz ister. Hiçbir ademoğluna kendisinden bahsedilmemesini ister ve Bulkiya’yı serbest bırakır.

Bulkiya bu adadan ayrılarak Şam vilayetine gelir. Bu vilayette âlim bir zat olan Affan ile tanışır. Konuşurken laf arasında Bulkiya, Şahmaran’ı gördüğünü söyler. Affan heyecanlanır ve hemen yola çıkıp onu tekrar bulmak gerektiğini söyler. Böylece Affan Şahmaran’ın tabiat bilgilerinden istifade edecek, hububat ilmini öğrenebilecek ve  Süleyman Peygamber’in yüzüğünün yerini öğrenecektir. Bu yüzük sayesinde hem doğunun hem de batının hakimi olacaktır. Bu düşüncelerle hareket eden Affan, bu sayede Bulkıya’nın da amacına ulaşabileceğini söyleyerek Bulkiya’yı kandırır.

Bulkiya ve Affan’ın Şahmaranı yakalaması

Bulkiya ve Affan bir sandığın içine süt ve şarap koyarak Şahmaran’ın bulunduğu adaya bırakırlar. Sütün kokusunu alan Şahmaran sütü ve şarabı içer. Sarhoş olan Şahmaran, Bulkiya tarafından yakalanmıştı. İşte Şahmaran ilk defa bir insan tarafından yakalandı. İlk defa bir insana güvenmişti ve ilk defa aynı insan tarafından ihanete uğramış, yakalanıp kullanılmıştır. Bulkiya, Affan tarafından kandırılmıştı fakat sözüne sadık kalmayarak Şahmaran’ı yakalamıştı. Her ne kadar halis niyetle yola çıkmış olsa da Bulkiya, uyanık ve zeki davranmadığı için Affan’a kanmış ve Şahmaran’a ihanet etmiştir.

Affan’ın hırsı

Bir ot vardır. Denizlerin ve nehirlerin yürünerek geçilebilmesini sağlar. Çok az kişi bu ilme sahiptir. Özellikle gemilerin aşamayacağı fırtınalı denizlerin aşılması için. Affan bu otun nerede olduğunu Şahmaran’dan öğrenir ve onu serbest bırakır. Otu bulurlar. Kendi ayaklarına sürerler ve denizleri aşarlar. Ta ki istedikleri yere gelene kadar. Artık Affan ve Bulkiya Süleyman peygamberin sarayındadır. Sarayın tam ortasında kocaman, boş bir taht vardır ve yüzük de bu tahtın üzerindedir. Affan büyük bir heyecanla yüzüğü almaya giderken bir ejderha belirir ve Affan’ı durdurur. Ejderha Affan’ı uyarır. Eğer yüzüğü alırsa ejderha tarafından öldürülecektir. Affan buna aldırmaz ve yüzüğün büyüsüne kapılarak yüzüğe doğru bir hamle yapar. Tam parmağına geçirecekken ejderha tarafından öldürülür ve ejderhaya yem olur. Bulkiya ise içindeki peygamber aşkı sebebiyle affedilir ve gerisin geriye dönmesi istenir. Bulkiya ise uyarıları dikkate alarak geldiği yoldan geriye döner. Affan âlim bir zattı fakat içindeki iktidar hırsı sebebiyle helak olmuştu, Bulkiya ise halisane niyetiyle yola çıktığı için affedilmişti.

Bulkiya eve dönerken bir çok macera geçirir. Yedi büyük denizden geçer. Dört büyük meleği görmekle müşerref olur. En son geldiği adada Hızır (a.s) ile karşılaşır. Hızır (a.s) yardımıyla memleketine ulaşır ve Bulkiya’nın hikayesi nihayete erer.

Camasb’ın Şahmaran’dan ayrılması

Camasb, şahmaran’la yedi yıl beraber yaşar. Bu süre zarfında Sultan Keyhüsrev ölüm döşeğindedir. Ölmek istemediğinden her yerde şifa arar, şifa aratırmış. Sultan Keyhüsrev’in tek şifasının olduğu anlaşılmış ki o da Şahmaran’ın etinden yemekmiş. Bunu öğrenen Keyhüsrev her yerde Şahmaran’ı arar olmuş. Bu sırada Camasb ailesini özlemiş ve arkadaşı Şahmaran’dan rica etmiş, ayrılmak istediğini söylemiş. Şahmaran ise birkaç şartla bırakmış Camasb’ı. Camasb’ın Sultan Keyhüsrev’in askerlerinin olduğu yerden geçmemesi gerekmektedir.  Kimseye kendisinden ve gizlendiği yerden bahsedilmemelidir çünkü Keyhüsrev sebebiyle Şahmaran’ın canı tehlikededir. Şöyle bir hadise vardır ki Şahmaranı görenlerin vücudunda benekler oluşur. Bir kimsenin vücudunda bu benekler varsa o kişi muhakkak Şahmaran’ı görmüştür. Bu sebepten Camasb’ın vücudundaki benekleri kimsenin görmemesi gerekmektedir. Bütün bu şartlardan sonra Camasb, Şahmaran’ın yanından ayrılır ve memleketine döner, ailesine kavuşur, başından geçenleri kimseye anlatmaz. Hayatına bir şekilde devam ederken bir gün dalgınlığına gelir ve hamama girer. Sultan Keyhüsrev’in askerleri gizliden gizliye bütün hamamları gezer olmuş. Bu sıra Camasb yıkanırken bir asker Camasb’ın vücudundaki benekleri görür ve Camasb’ı olduğu gibi Keyhüsrev’in yanına getirir. Eziyet görür, işkence edilir, en son can tatlı gelince Şahmaran’ın yerini söyler. Askerler, Şahmaran’ın yuvasını basınca yakalanır. Camasb’a önce beddua eder ya sonra affeder. Suçu kendinde arar Şahmaran. Çünkü der, hiçbir insanoğluna güven olmayacakken güvendim ben. İki kere güvendim, ikisinde de başım tehlikeye girdi. Şahmaran Camasb’ı affettikten sonra ona son bir iyilikte bulunur. Şahmaran, öldükten sonra etini Keyhüsrev’in yemesini, kendisine sunulan kadehlerden köpüklü olanı içmesi gerektiğini söyler. Camasb, Şahmaran’ın söylediklerini harfiyen yerine getirir. Keyhüsrev iyileşir, vezir zehirli kadehi içip ölür. Camasb, köpüklü kadehi içip hayatta kalır, Keyhüsrev’in hastalığına derman olduğu için vezirlik makamı hediye edilir.

Camasb’ın sandığı alması

Camasb vezir olduktan sonra bir gün anasıyla otururlarken Camasb anasına sorar. Babamdan bana kalan bir şey var mıdır diye. Anası ise Danyal peygamberden kalan sandığı Camasb’a verir. Sandıktan çıkan ilimlerle Camasb, usturlab, hendese gibi bir çok ilme vakıf olur. Artık Camasb hem vezir hem de alim bir zat olmuştur.

 

Share.

YORUM YAZ