Diyet Yapmayın, Alışkanlıklarınızı Değiştirin!

0

Diyet kelimesi akla “kısıtlanmak”, “aç kalmak” manalarını getirebiliyor. Aslında “diyet” kelimesinin aslı “diaita”dan türeyip dilimize geçmiştir. Diaita, hayat tarzı anlamına geliyor. Yani diyet; bir kısıtlanma değil, hayat tarzıdır.

Diyete bir hastalık değil de hayat tarzı olarak yaklaşanlar başarılı olabiliyor. Diyeti kısıtlanma olarak gören, yanlış beslenme alışkanlıklarından vazgeçemeyenler başarısız oluyor.  Sevda Hanım’ın hikayesi gibi. Adına ben “Sevda” diyorum, siz Köksal deyin. Sevda, yanlış beslenme sevdasından vazgeçemedi, Köksal’da yemeklerle köklü bir bağ kurmuş olabilir. Başarısız olan örnekteki kişi diyeti gelip geçici bir sevda olarak gördü ve bir hayat tarzı haline getiremedi.

Sevda Hanım İstanbul’da yaşayan yoğun, çalışma saatlerini bahane ederek beslenmesine dikkat etmiyordu. Günde yaklaşık 2 litre kola içiyor, geceleri kalkıp yemek yiyor, beslenmeyi sadece karın doyurmak olarak görüyordu. Beslenme hikayesini paylaşınca bu tarzın doğru olmadığını anladı. Kola gibi gazlı içeceklerin kendisini daha çabuk acıktıracağını, insülin metabolizmasına zarar vereceğini anlatmaya çalıştım. Boş kalori kaynağı olduğu için bu şekilde beslenmeye devam ederse kilo veremeyeceği konusunda ikna da ettim. Aslında kendisi de bu yanlışlarının farkındaydı. Ancak alışkanlıkları belki de bağımlılığa dönüşmüştü. Ancak üstesinden gelemiyordu.

Onun diyete değil, bu aşırı kola bağımlılığı ve gece yeme alışkanlıkları gibi yanlış beslenme alışkanlıklarını terk etmesi gerekiyordu. Çünkü diyet de yapsa, bu alışkanlıklar onun kilo vermesini engelleyecekti. Yanlış beslenme alışkanlıklarını düzeltmeye yönelik hedef koyduk. İlk haftalarda kola içmesini azaltmaya yönelik bir program uyguladık. Önceden günde 2 litre kola içiyordu. Bunu günde 2 bardak kolaya düşürmek, kademeli olarak da kolayı tamamen hayatından çıkarmak istiyorduk. Kontrolü bırakmaması için gün içerisinde yediği, içtiği bütün besinleri de not almasını istedim. İlk günler çok başarılı şekilde yediklerini düzenli olarak yazdı, kolayı azalttı. Su içmeyi artırdı. Geceleri kalkıp yediği o ekmek arası kaşar salamı da artık yemiyordu. İlk haftanın sonunda güzel sonuçlar aldık. Peki ya, sonrası?

İş hayatının stresi ve yoğun çalışma saatleri Sevda Hanım’ın beslenme düzenini olumsuz etkiliyordu. “Dışarıda istediğim yemeği bulamıyorum.” diyerek hatalı besin seçimleri yapıyordu. “Çalışırken molalarda kendimi kola içerek ödüllendiriyorum.” diyerek kolayı artırdı. “Gece uykudan uyanan çocuğum beni de uyandırıyor ve kendimi mutfakta buluyorum.” diyerek de gece yemelerine geri döndü. “Yoğun çalışıyorum, yediklerimi size yazmaya fırsat bulamıyorum” dediği her dakika ise daha fazla yiyordu. Çünkü diyete başladığı ilk günden itibaren diyetin kendisi için bir ödev olduğunu düşünüyordu.

Başarısızlık

Sevda Hanım, bu süreçte başarısız oldu. Alışkanlıkları artık bir rutine dönüşmüştü. Bir süre sonra cesareti kırılacak, stres dopamin seviyesini etkileyecek, o da hazla kolaya sarılıp cesaretini toplamaya çalışacak; ancak cesareti daha da kırılacak, kırıldıkça yemeğe sarılacak. Diyete başlama sebebinde ise “Aynada kendimi beğenmiyorum.” cevabını almıştım. İşte, kırılma noktası bu cümlede saklı. Sevda Hanım diyetin sağlık noktasını geri planda tuttu.

Kilo vermede maksadınız, fizikî kaygılarınız olmamalıdır. İdeal kilonuza ulaşma amacınız, yeterli ve dengeli beslenerek sağlıklı ve zinde bir hayat sürdürmek olmalıdır. Çünkü yanlış beslenme alışkanlıkları ve fazla kilolu olmak; yüksek tansiyon, diyabet, kalp rahatsızlıkları, kanser, solunum problemleri gibi birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu hastalıklara yakalanmamak; aynadaki görüntünüzden çok daha önemlidir.

(Toplam 193 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.