“Nepal” Dünyanın Çatısına Yolculuk

0

Nepal’de şehirleri, caddeleri ve sokakları adım adım arşınlarken, Nepal’i kendi ülkemizle ve bildiğimiz başka ülkelerle kıyaslıyoruz. Hemen hemen her yerde karşılaştığımız şeyler burada yok, adeta “yoklar ülkesi”. Mesela, katil yok, haliyle maktul de yok. Hırsızlık yok; dolayısıyla güvenlik kamerası, alarm sistemleri yok. Boşanma yok. Trafik ışıkları yok.

Her kast ayrı bir dünya

Nepal’de kültürler, ırklar, diller iç içe. Ülke küçük ve her şey katman katman olmuş durumda. Kast sistemi toplumda tesiri fazlasıyla hissettiriyor. Her kast, ayrı bir dünyayı temsil ediyor. 125 farklı kast ve 123 farklı dilin olduğu bir yerde, kalbî birlik ve ruhî ahengi bulmayı beklemiyoruz elbette.

Kast sisteminin en üst basamağında Brahmanlar (din adamları) yer alıyor. Sonra sırasıyla Kşatriyalar (soylular), Vaysiyalar (tüccar), Sucralar (işçi) ve en dipte de paryalar (köleler) bulunuyor. Yalnız, Nepal’deki bu sistemin bir hususiyeti olduğunu öğreniyoruz. O da Müslümanlarla alakalıymış. Müslümanlar buraya en son geldikleri için, kast sisteminin son halkasını oluşturuyorlarmış. Mevcut olan sisteminin dışından gelen bir zümre, paryalarla bile eşdeğer olamıyor ve onların da aşağısında kabul ediliyormuş.

Sistemleri böyle olduğu için mi bu şekilde hareket ediyorlar, yoksa Müslümanlara ayrı bir husumetleri, garezleri mi var diye soruyoruz. Aldığımız cevap sistemlerinin, usullerinin bu şekilde olduğu yönünde. Ama diyerek şunu da ekliyorlar: “Biz Müslümanları pek sevdikleri de söylenemez.”

Zihinler gerçekten bulanık

Nepal’de, 3500 yıl kadar geriye uzanan Hinduizm, en eski dinî anlayışlardan biri olarak kabul ediliyor. Çok çeşitli inançlar ve mezhepler var. Bir diğer yaygın inanış da Budizm. Budizm’in aslında bir din olmadığını söylüyorlar.

Nepal’de dinler ve inançların çeşitliliği kadar, insanların çeşitliliği de gözlerden kaçmıyor. Sokaklarda gördüğümüz turist sayısı bizi düşündürüyor. Bu kadar turist Nepal’de ne arıyor? Bu soruyu öncelikle kendimize, sonra da Nepalli akl-ı selim sahibi insanlara soruyoruz. Sözde ‘arınma’ olabilir mi?  Bu soruyu akademisyeninden şairine, doktorundan gazetecisine, radyo sunucusundan, esnafına kadar sorduğumuzda aldığımız cevap aynı oluyor: “Böyle bir şey mümkün değil.” Dünyanın bir ucundan kalkıp buralara gelen ve arındıklarını, adeta bir kuş gibi hafiflediklerini söyleyenler kesinlikle samimi değiller. Hidayeti talep usulünü bilmeden, böyle bir şeyin olması imkân dâhilinde değildir. Belki onların bahsettikleri huzur, sadece geçici bir hevesten ibarettir.

1970’li yıllarda yapılan birkaç filmden sonra ülke, kendini arayan turistlerin uğrak yeri olmuş. Nepal’deki arayışın, nirvanaya ulaşmaya çalışmanın ana sebebi bu tarzda, bölgeyi iyi ya da kötü niyetli tanıtanların eseri olduğu söyleniyor.

400 yıl evveline gidiyoruz; Kaşmirî Mescid

Öğle namazını kılmak üzere, tarihî bir cami olan Kaşmirî Mescid’e gittik. Beyaz kâğıda sütle yazılmış bir yazı olmadığımız için hemen dikkatleri celp ediyoruz. Ön saflarda oturanlar bile birer ikişer dönüp arkaya, bizim olduğumuz tarafa doğru başlarını çeviriyorlar.

Cami çıkışı birkaç Nepalli Müslüman geldi ve soru sormaya başladılar. Neyse ki hazırlıklıydık. Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde ismi Abdufitdîn olan amca hiçbir şey demeden gülümsedi ve bize sarıldı. Bu topraklarda, yâd ellerde olduğumuz için ilk başta şaşkınlığımızı gizleyemedik ve ne yapacağını bilmez bir halet-i ruhiyeye büründük. Samimiyetin ve muhabbetin bu halinden gayet hoşnut olmuştuk.

Sonra, ismi Cavetşah olan 60 yaşlarında bir amca daha geldi. Kendimizi tanıttık, işimizden söz ettik.

Cavetşah Amca başladı bu mescidin hikayesini anlatmaya; “400 yıl önce başlamış buranın hikâyesi. Burada metfun olan zât Kaşmir’den gelmiş, o yüzden Kaşmirî diyorlar. Mezhepleri Hanefi, ayrıca Nakşibendîler.

Kaşmirî denilen zat burada küçük bir çadırda kalıyormuş. Bir gün kralın fili kaybolmuş. Askerler bu fili ararken Kaşmirî, onlara fili göstermiş. Sonra da askerlere, kralınız fili istiyorsa gelsin, alsın demiş. Kral gelmiş ve Kaşmirî’den fili bulmasını rica etmiş. Kaşmirî de ondan, dinlerine ve ibadetlerine karışmamasını istemiş. İsteği kabul eden kral, fil geldikten sonra, bumeranga benzer nesneyi atmış ve onun kapsadığı alanın tamamını Kaşmirî’ye tahsis etmiş.”

O dönemlerden sonra, bugünleri de şu sözlerle anlatıyor Cavetşah Amca: “İslamiyet buralarda şimdilik fazla etkili olmasa da eskiye nazaran iyi ve inşallah daha da iyi olacak. Hindulardan İslam’a yönelen, Müslüman olanlar var. Budistlerden ziyade Hindular İslam’a geçiyor.”

Akşam yemeği ve Nepal hakkına sohbet

Akşam yemeği ve röportaj için Annapurna Otel’deyiz. Binod Bey ve arkadaşı Shree Ram Lamichhane ile beraberiz. Binod Bey, eskiden Lüksemburg büyükelçiliği yapmış. Dergilerimizi ve kendimizi tanıtıyoruz.

Ve anlatmaya başlıyor:

“Bu ülke tarih boyunca hiç boyunduruk altına girmedi. Hep bir ayrıcalığımız ve özerkliğimiz vardı. Ama işte insanların aklında Hindistan’dan dolayı böyle bir şey kalmış. Hatta İngilizlerin 1850’den 1946’ya kadar buralarda kalması da bu düşünce yapısının oluşmasına sebep oldu diyebiliriz. 1800’den önce küçük küçük krallıklar varmış. 2002-2005 arası krallık etkisini kaybetti ve zayıfladı.”

Binod Bey devam ediyor; “Burada ekonominin temeli ne tarım, ne sanayi ne de turizm. Burada ekonominin temeli yurtdışındaki 5 milyon genç ve onların bu ülkeye gönderdiği paralar. Bu topraklara yurtdışından bir şeyler getirmek zor. Devlet ciddi komisyon alıyor. Komisyon dışında kalan paralar da zaten ülke sınırları içinde harcanıyor.”

Bir garip yardımsever ziyareti

Nepal’de Hindu bir kadın Müslüman olunca kocası tarafından kovuluyor ve boşanmak zorunda kalıyormuş. Aynı şekilde Hindu bir erkek de Müslüman olunca eşi tarafından dışlanıyor ve çok yüksek bir ihtimalle o da kovuluyormuş. İşte böyle zor durumdakilere, Müslim Ataullah Khan’ın kurduğu dernek el uzatıyormuş. Nepal’in sosyal yapısında derin bir analiz barındıran derneğin hikayesini kendisinden dinliyoruz.

“Kral ve ailesi öldürüldükten sonra bir hadise yaşandı. Irak ülkesindeki Hindulara zarar verilmiş. Müslümanlar zarar verdi diye yanlış bir bilgi yayıldı etrafa. Hadise, Kralın ölümünün üstüne gerçekleşince halk ayaklandı. Bütün camiler, mescitler, Müslümanların evleri ve iş yerleri basıldı, yakıp yıkıldı. Ama şuan hiç kimse bunu hatırlamak istemiyor. Çünkü ne kadar masumun canının yandığını fark ettiler ve herkes bundan utanç duyuyor. Açıkçası Hindular da çok pişman oldular. O sırada ev sahibim olan Hindu, beni ve ailemi evinde korudu. Ben sizi koruyacağım, yeter ki dışarı çıkmayın, dedi.”

Sonra Ataullah Khan oturup düşünmüş. Bu insanlar bize yardım ediyorlar, canları pahasına bizi koruyorlar, diye aklından geçirmiş. Bu iyi niyetli, güzel insanlar niye Müslüman olmasınlar? En azından uğraşayım, emek vereyim, mücadele edeyim de Müslüman olsunlar demiş. Sorumuzun temeline gelecek olursak; evet diyor Ataullah Khan:

“Ben bir Müslümanım ve inancımın gereği olarak bunu yapıyorum. Ancak Müslüman olmaları konusunda pek başarılı olamadık. Çünkü halk nezdinde, Müslüman olunca sorun çıkıyor ama Hristiyan olunca hiçbir problem olmuyor. Müslüman olunca, daha temiz kalmak zorundalar. Hınzır eti yemeyecek, namaz kılacak, oruç tutacak. Temiz kalmak zorlarına gidiyor. Biz zor olsa da bu güzelliğe davet etmeye devam ediyoruz.”

Anlatılanlar ve duyduklarımız bunlar; gördüklerimizin özeti ise:

Eskiden kastlar arası evlilikler yasakmış. Şimdi kalkmış. Kast sistemi kanunda yok ve “herkes eşittir” diye bir kanun çıkmış. Kastlar arası evlilikler artık yapılabilse de belli bir teamül olduğu için bu evlilikler yürümüyor. Ve bunların yüzde yetmişi boşanmayla neticeleniyor.

-Hindular ineğe tapmıyoruz diyorlar, sadece saygı gösteriyoruz diyorlar. Ancak gördüğümüz saygının ve hürmetin çok daha ötesindeydi. Mesela yolun ortasına yatmış birkaç inek varsa ve trafiği de ciddi şekilde aksatıyorsa o hayvanı oradan kaldırmak yerine zamanı, enerjiyi zayi ederek etraftan dolaşmayı tercih ediyorlar.

-En büyük pay ekonomiye ayrılmış. Ülke ekonomisinin yüzde yirmisi tamamen eğitime tahsis edilmiş durumda.

-Arazinin küçüklüğüne rağmen çok çeşitli bitki, böcek ve hayvan var. 800 kuş türü varmış. Mercimek ve pirinç bolca yetişiyor. Topraklar bereketli. Senede 4 defa çilek mahsulü alınabiliyor.

(Toplam 121 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.