Etkili Öğretmen Nasıl İkna Eder?

0

Bazı hadiseler olduğunda adını hemen koyamazsınız. Okuduğunuz güzel bir metin, yaşadığınız gündelik hadise, duyduğunuz bir nasihat ilkin sıradan gelebilir. Ama zamanla ne olduğunu anladığınızda, hayatınızda önemli değişiklik yapabilirsiniz. İlkin basit de olsa adını koyamadığınız şey size tesir etmiştir. Bunun adı ikna olmaktır.

Mart ayı içinde Çamlıca Çocuk tarafından organize edilen Etkili Öğretmen Sempozyumu öğretmenlere yeni dönemde, yol gösterici olmaya çalıştı. Öğretmenlerin eğitim anlayışlarında önemli değişiklikler yapan seminerden aldığımız dikkat çekici notlardan biri, öğretmenlerin kullandığı ikna yöntemleri. Etkili öğretmenin aile, öğrenci ve okul idaresi üçgeninde her birini ayrı ayrı “ikana” etme görevinin olması mesuliyetini arttırıyor olmalı. Önemli ve zor bir mücadele. Eğitim için ikna mücadelesine bir nebze kolaylık sağlayabilirsek maksat hâsıl olacak.

İkna ile sadece eğitim hayatında değil, gündelik hayat içinde de sıklıkla karşılaşıyor. İkna etmeye çalıştıklarımız kadar bizi yanlışa ikna etmeye çalışanlar için de konuyu bilmekte fayda var. Birkaç ay önce bankada işlem sırası beklerken yanı başımda bir aile belirmişti. Bekledikleri havale gelmemiş, çünkü parayı gönderecek kişi işini bitirip yetişememiş. Araçları otoparka çekildiği için doktor randevusuna da yetişemiyorlarmış. Anne sakin baba oldukça heyecanlı. Doktora ulaşıp muayene olduktan sonra baba aynı gün öğleden sonra yurt dışına gitmesi gerekiyor. O yüzden bekledikleri 500 TL hayati önem taşıyor. Şimdi hemen bulabilirlerse, parayı hafta sonu geçtikten sonra ödeyecekler. Aile o kadar şeyi 15-20 saniyede özetliyor. Kullanılan dil de oldukça ikna edici. Tek problem, seçilen kişinin kendisini bunca alınan yanlış kararda sadece faturayı ödeyecek kişi-kurban olarak hissetmesi. Doktor randevusu, beklenilen havale ve uçak bileti aynı güne alınmasa idi, alınan yanlış kararlardan dolayı şimdi fatura kesilecek kişi aranmıyor olunacaktı.

Aile bu kadar yanlış kararı arka arkaya alırken, kesilen fatura 500 TL’den çok daha fazla da olabilirdi. Hatta hayatiyet ifade eden bir durum da olabilirdi. Mektubat-ı Rabbanide geçen İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin sekerat-ı mevt (ölüm anı) halindeki komşusunun evinde yaşadıkları, hayatiyet ifadeden ve imanî konuda son dakikada yaşanlara güçlü bir misal. Garyı Müslimlerin adetlerine meyletmemeyi anlatan bu hadisenin detayı Mektubat-ı Şerif 1. 266. Mektup’tan okunabilir. Banka kuyruğunda yaşanılan misal, ölüm halindeki komşusunun imansız gitme tehlikesine şahit olan İmam-ı Rabbani Hazretlerinin yaşadığının yanında çok küçük kalıyor. İki hadisenin ortak noktası, doğruyu göstermede, hakikate ikna etmede yer ve zamanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor.

İknada yer ve zaman

İknada yer ve zamanın önemini anlatan etkili bir misal ile sıradan bir metin okuma sırasında karşılaştım. Okuduğum kitabın yazarı hayatının son günlerini yaşıyordu. İknada yer ve zamanın önemini anlatan satırlar ise gençlik yıllarında gittiği yaz tatili kampında geçiyordu. Burada yaşadıkları yazara “Birden bire kafama dank ediyor, ne istediğimi biliyorum artık.” dedirtiyordu. Yazarın ikna olma anı gerçekten enteresan. Kampın müdür yardımcısı Mo’yla edebiyattan ve yetişkin hayata dair ‘ağır’ konulardan bahsederken ortamın etkileyici yönü yazara kendi tabiri ile hayatının anlamını bulduruyor. Edebiyat öğretmeni Mo yazara şu cümleleri söyletiyor: “Kamp gözetmeninden bir odun ateş yakmasını istiyorum. Küllerimin ortalığa saçılıp kumlara karışmasını. Kemiklerimin odunların arasında, dişlerimin kumsalda kaybolmasını… Ne çocuk aklıma inanırım, ne de yaşlıların bilgeliğine. Hayat tecrübelerimizin tamamı, hayatı anlamlı kılan ayrıntılardan ibarettir. En tecrübeli olduğumuz an içinde bulunduğumuz andır.”

On dokuz yaşında, hayatı gayesini sorgulayan, tam da ölümü ve sonrasını anlamaya çalıştığı sırada karşılaştığı bir kişi onu etkiliyor. Yazar, hayatın gayesini buldum diyor ama diğer taraftan bakanlar onun çıkamayacağı bir inanç girdabının içinde görüyorlar. İkna konuları ile iman konuları yakın işlendiği için cümleyi yadırgamamak gerekiyor. Ortamın yaz kampı oluşu, çok önemli bir konuda genci Allah’ı inkara ve ölüm sonrasında bedeninin yakılması gibi insana absürt gelen bir konuya kolaylıkla ikna ediyor. Neticede yaz kampı gibi rahat bir ortam ve on dokuz yaşın getirdiği gençlik tecrübesizliği kişinin kendisine zulmettiren bir karar almasına neden olabiliyor.

Karşı tarafı müzakereye hazırlama

Hayatı etkileyen önemli kararlar gençlik yıllarında alınıyor. O zaman iknada odak noktası gençlik yılların geçtiği eğitim kurumları. Gençler “Nasıl ikna oluyorlar ya da ikna edilemiyorlar?” sorusundan hareketle ziyaret ettiğimiz üç eğitim kurumunda eğitimcilerin şikâyetleri aslında birbirine yakın.  İlk durak İstanbul’un kalabalık semtlerinde bir lise. Lisedeki öğretmenlerin ders aralarında, boş derslerinde uzun uzun nasıl ikna ettiklerinin ya da edemediklerinin örneklerini konuşuyoruz. Notlara geçmeden eğitimde “ikna” konuşulurken tek muhatabının öğrenci olmadığına şahit olduğumuzu söylemek yerinde olacak. Çünkü öğretmenler, etkili öğretmen seminerinde sunum yapan uzmanlar gibi, öğrenci kadar veli ve okul idaresini de ikna konusunda işlerini zorlaştırdıklarını anlatıyorlar.

Öğretmenler masasının kapıya yakın yerinde oturan Edebiyat Öğretmeni Davut Duygu Bey anlatıyor. Balıkesir’de çalışırken okuldaki bütün kadronun tam bir birliktelik halinde eğitim faaliyeti yaptığı yılları unutamamış. Yirmi yıllık eğitim hayatında öğretmenlerin birbiri ile çekişmeden yaptıkları eğitim faaliyeti o kadar tesirli olmuş ki öğrenciler bu ahengi hissetmiş ve sürekli başarı getirmişler. Beden Eğitimi Öğretmeni Ziya Bey ise iletişime kapalı öğrencilere ulaşamadığından şikayetçi. Beden Eğitimi Öğretmeni çalıştığı okulların tamamına yakınında öğrencilere “sigara” bıraktırma konusunda iknada başarı sağlanamamış. Ziya Öğretmen sigara konusun sürekli örtbas edilmesinden çok rahatsız. Çözümün aile ile okulun birlikte hareket etmesi ile mümkün olacağını anlatıyor. Uzun yıllar Sınıf Öğretmenliği yaptıktan sonra şimdi Biyoloji Öğretmeni olan Ayfer Hanımı ise öğrencilerin adab-ı muaşeret kurallarını bilmemeleri rahatsız ediyor. Veliler de öğretmenlere gerekli nezaketi göstermiyor. Basit problemlerin yerinde ve zamanında çözülemediği için eğitimin zarar görmesi ortak şikâyetlerden.

Bu ilk buluşmada aldığımız notları farklı bir alan uzmanı ile değerlendirmek istiyoruz. Ürünlerini satmak ve müşterilerini ikna etmek için hayli çaba sarf eden Pazarlama ve Satış Uzmanı Âdem Bey ile konuşuyoruz. Onunla konuşmalarda dikkatimizi çeken “Sigarayı” bırakmaya ikna edememeyi mercek altına alıyoruz. Adem en zor müşterilerle faydalı görüşmeler yapmak için hem kendileri hem de müşterilerini müzakereye hazırlıyorlarmış. Eğer sigarayı bıraktıracağınız kişi, yapılan görüşmeye sizin kadar hazırlanır ise başarılı olma şansınız daha yüksek diyor. Toplantısına hazırlanmayan müşteride olduğu gibi, bir öğrenci sigara konusu ile öğretmeninin karşısına çıktığında aşırı duygusal oluyor. Öğretmenin görüşmeden memnun ayrılabilmek için öğrencisini hazırlaması gerekiyor.

Parçaları birleştirerek problem çözme

Öğrenci görüşmesine sadece öğretmen ya da veli değil öğrencinin de yeterince hazırlanması gerekiyor. Sigarayı bırakma konusundan sonra “adabı muaşeret” kurallarına uymaya geçiyoruz. Öğrenci ahlak ve adap ile ilgili verdiğimiz doğru cümleleri nasıl kabul edecek? Nasihatlere nasıl uyacak, en önemli soru bu. Bu soruyu yıllardır hapishanede mahkûmlara danışmanlık yapan Süleyman Demir ile konuşuyoruz. Zor durumdaki mahkûmlarda, parçaları birleştirici pratiği ile güzel netice aldıklarını anlatıyor. Doğru parçaları birleştirme iknada diğer kuralımız oluyor. Süleyman Bey’in anlattığı gibi karşı taraf üzerine güç gösterisi yapmayıp onunda yanında ve ona değer vererek konuştuğunuzda öğrenci doğru parçaları birleştirerek nasihati dinlemeye, sigarayı bırakmaya daha yakın oluyor. Ancak parçaları birleştirmek aynı gün içinde hatta aynı ay içinde de olmayabiliyor. Eğitimcinin biraz sabırlı olması gerekiyor.

Süleyman Bey sabırlı olma konusunda İbn-i Sina’nın başından geçen hadiseyi anlattığında mahkûmlar üzerinde tesirini görmüş. Anlattığı hadiseyi araştırdığımızda Fethu’l Bari kitabının müellifi Mısırlı alim İbn-i Hacer Askalani için de anlatıldığını öğreniyoruz. Hadise şöyle: İlim yolunda bir talebe bütün gayretine rağmen nedense öğrenemiyor. Ne yaptıysa boşuna. Sonunda çareyi okuldan kaçmakta buluyor. Okulun yakınından geçen bir kervana katılarak uzaklaşıyor. Sonra kervan yolda mola verir. Kervanbaşı yolcuların en küçüğü olduğu için talebeyi kuyuya su almaya gönderir. Talebe ip bağlı kovayla kuyudan suyu çekerken, birden kovanın ipi kuyunun ağzındaki taşa sürtünerek kopar. İp, taşa sürtüne sürtüne incelmiş ve inceldiği yerden kopmuştur. Bunu gören talebe kendi kendine, “Sürekli gidip gelen bir ipi taş keserse niye benim aklım da çok çalışarak, ezberi, müzakereyi, okutulan dersleri kesmesin.” der. Talebe o güne kadar verilen emeğin de neticesi olarak doğru parçaları birleştirmiş ve kaçmaktan vazgeçmiştir. Kervandan ayrılır ve eğitim yuvasına döner.

Hissiyat ile ikna

İkinci ziyaret yerimizde eğitimde başarı sağlanmış ikna misallerine odaklanıyoruz. Bu konuda anlatılan uç misaller hayli fazla. Onlardan bir tanesini ergenlik dönemi öğrencilerine eğitim ve danışmanlık veren Hasan Hüseyin Özel Bey’den dinliyoruz. Bir yıl boyunca özel eğitim verdiği öğrencisi haddinden fazla zorlayıcı çıkıyor. Haftalık değerlendirmelerde Hasan Hüseyin Bey yöneticisine öğrenci hakkında olumsuz rapor veriliyor. Ancak tecrübeli yönetici her defasında öğrenciden ümitli olduğunu ve eğitim fırsatının elinden alınmamasının gerektiğini anlatıyor. Ve nasıl oluyorsa eğitimin bitine aylar kala, öğrenci ders çalışmaya, başarılı ve ahlaklı olmaya ikna oluyor. Mezun olduktan sonra özür dileyen, minnet yüklü bir mektup yazıyor.

Uzun sürenin ardından bu ani dönüşün arka planını Psikiyatrı Doktor İbrahim Karakaya’ya soruyoruz. Şu cümlelerle cevap veriyor: Günlerce duygusal yatırım yapılan çocuk bir gün gelmiş kendiliğinden hissiyatını harekete geçirerek değişmeye karar vermiş olabilir. Duygusal yatırım bazen uzun zaman alabilir ama er ya da geç netice verir. “Evladım hep seni bekledik.” Duygusal yatırıma iyi bir misaldi. Öğrenciye bu şekilde bir hissiyat ile yaklaşmak onu sakinleştirir. Kendi iyiliklerini düşünmesini sağlar. Duygusal yatırım mantıksız hareket eden bir öğrenciyi kademeli olarak, iyi bir noktaya, ikna noktasına taşır. Uzun süre ikna olmayan öğrencinin kafasındaki resmi görmek bu zamanı kısaltabilir. Uzun uğraş sırasında hoş olmayan, bazen düşmanca ve çizgiyi aşan davranışlarına karşı merhametli ve halden anlayan bir tavır gerçek duygusal yatırımın temelidir. Ancak unutmamak gerekir ki insan böyle davranan bir öğrenciye intikam almaya ve misilleme yapmayı daha kolay görür.

Etkili ikna usullerinden çok ilişki ağı

Konu eğitim olunca elbette yüzlerce problem ve çözüm vardır. Burada birkaç misale ancak yer verebildik. Son misalimiz bir ilköğretim okulundan. İlköğretim ikinci sınıf okutan Bayram Mustafa Elmas Beyin sınıfı çiçek bahçesi gibi düzenlenmiş. Etkili bir öğretmen olan Bayram Mustafa Bey’den güzel misaller dinledik. Ancak öğrencilerini iknada zorlandığı bir konu dikkatimizi çekti. Aileler çocuklarına tembel, hiperaktif, öğrenim güçlüğü çekiyor gibi damgalama yaptıklarında o öğrencinin iflah olmaz yara aldığına çokça şahit olmuş. Öğrenci “Ben hiperaktifim, öyleyse sıraların üzerinden inmeyebilirim, ders çalışmayabilirim.” diye düşünüyorlarmış.

Halk arasında, “Akıllı bir kişiye kırk defa deli dersen deli olur.” sözünün eğitimdeki karşılığı “damgalama” konusu gerçekten önemli. Ailesi ya da öğretmeni tarafından bir kere kötü, işe yaramaz, iflah olmaz, bir işi başaramaz olarak damgalanan öğrenciler bir süre sonra arkadaşları tarafından da aynı muameleyi görmeye başlıyor. Bu durum öğrencinin kendi kendini damgalamasına neden oluyor. Bayram Mustafa Bey iş bu noktaya gelmeden bir uzmandan yardım almak gerektiğini anlatıyor.

Eğitimde damgalama konusunu Psikolojik Danışman Osman Erkan ile konuşuyoruz. Osman Bey bu konunun iki tarafının olduğunu birinin anlattığımız “kötü damgalama” diğerinin ise “ayrımcılık yapma” olduğunu söylüyor. Kötü damgalama çocuğu “senden adam olmaz” noktasına taşıyor. Ayrımcılık yapma ise öğrenciyi “sosyal ilişkilerden” koparıyor. Osman Bey Çözüm olarak etkili ikna usullerin tavsiye ediyor.  Bunu da “Dört Dörtlük Etkili İkna Modeli” şeklide özetliyor. Bu modelin dört temel maddesi şu şekilde özetlenebilir: 1- Öğrenciyi ikna için karşına almadan onu ikna etmek istediğin konuda fikrini kartvizitin arkasına yazabilecek şekilde özetle ve net bir fikre sahip ol. 2- Müzakere için oturduğunuzda gerçek problemi bulmaya çalış. Kökteki problemi bulamaz iseniz problemi çözmenizin imkânı yoktur. 3- İknada karar alıcı öğrenci olabilir ama karar alıcının kararı üzerinde doğrudan tesiri olan kişiyi de müzakereye dâhil etmeye çalışın. 4- Her zaman için bir pazarlık aralığınız olsun. Eğitimci kendi almak istediğine fazlaca odaklandığında hiçbir şey alamadan kalkabilir.

Son olarak Osman Bey’den sıkça yazılıp çizilen etkili ikna tekniklerinin gerçekten eğitimde faydalı olup olmayacağını soruyoruz. Gerçekten de her kapıyı açacağı iddia edilen şu teknikleri insana çok şey vadediyor: İnsanları ikna etmek istiyorsanız olumlu düşünce ürettirin, karşınızdakini yorgun düşürün ki kolay ikna edebilesiniz, çokça laf edip kafasını şişirin, öfkelenip gaza gelen kişi daha kolay ikna olur, tartışma ile direncini kırarak hedefinize yavaş yavaş çekin… Bu gibi onlarca teknik için Osman Bey’in değerlendirmesi hayli enteresan. “Bu teknikler sizin anı kurtarmanıza yardımcı olabilir ancak eğitimde ikna karaktere işleme işidir. İkna üç yerde kullanılır. Ayakkabıyı sağdan giymek gibi günlük işlerde, artık yalan söylememi kabul edip uygulamada yani karakteri etkiyen yerlerde, en önemlisi de iş, meslek seçimi gibi hayatın yününü değiştiren konularda. Etkili iletişim usulleri günlük işlerde işe yarar. Karaktere dokunan ve hayatın yönünü değiştirecek ikna ise uzun süreli emek ister. Eğitimci emeğini de esirgememelidir. Çünkü eşref-i mahlûk olan bir insanın hayatına dokunmaya çalışmaktadır.

Emeği esirgemeden hayat boyu ikna

Nasuh adında bir arkadaşım vardı. Ortaokul yıllarında okul değiştirip ailesinin yanından ayrıldığını anlatırdı. Çok sevdiği amcası onu kendi mezun olduğu okula götürüp ön kayıt yaptırmış. Mülakat ile öğrenci alan bu eğitim kurumu Nasuh’u da odaya alıp davet edip onunla konuşuyor. Anne babanın da olduğu odada sorular soruluyor, nedenler, niçinler, sebepler, sonuçlar masaya yatırılıyor. Bir ara çıkıp kurum baştan sona da geziliyor. Nasuh’un çiçek desenli perdeler o kadar hoşuna gidiyor ki “Anne ben burada okumak istiyorum.” diyor.

Osman Bey’in anlattığı gibi ikna çiçek desenlerinde olduğu gibi her zaman kolaylıkla gelmeyebiliyor. Bunun için emeği esirgemeden hayat boyu çalışmak gerekiyor. Zamanı geldiğinde küçük bir hadise kilidi açabiliyor. Tıpkı tarihte yaşanan şu unutulmaz ikna hadiseleri gibi: İmam-ı Gazali Hazretlerinin emek verip not tuttuğu bilgiler kervana musallat olan eşkıya tarafından elinden alınmak istenir. İmam-ı Gazali o kadar emeğin gideceğini gördüğünde hepsini ezberlemeye karar verir. Yaşadığı bu hadise onun eğitime bakış açısını değiştirir. Çok kolaylıkla alınmış bir karar gibi görünebilir. Böyle bir karar alabilmek için belki de binlerce bilgi notunu saatlerce hocasının önünde işlenen derslerde tutmak gerekir.

 

 

(Toplam 262 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.