Fakir Kelime Zengin Hikaye

0

Fakir bir kelimeyim ben. Bildiğiniz kupkuru fakir,  hatta biraz daha pekiştireyim, tekid edeyim: Fasfakir, famfakir, fapfakirim. Bir meteliğim yok, yalnızım, barksızım, beş parasızım. Beni bir görseniz, acıyasınız gelir. Hani yok’un bir önceki haliyim. Sürahinin dibindeki son zerre, ağaçtaki en uçta erişilmeyen meyve, kutuplardaki penguen ve açmayan güneş gibiyim işte.

Kim benim gibi olmak, diğer kelimelerin arasına müdahil olup cümle kurmak ister ki! Ona rağmen fakir edebiyatı oluşturmuş durumdasınız. Fakir kız zengin oğlan kalıbı ile nice evliliği tehir ve tehdit ettiğiniz de vakidir. Belki de çok gelişmiş devletler ‘fakir ülkeler’ diye telaffuz etmemek için ‘gelişmemiş ülke’ diyordur. Ancak o kadar nezaket sahibi insanlar vardır ki ‘senin gönlün zengin’ demek suretiyle zenginlik ararlar.

Bir Çinli düşünün kendi evini ‘Benim yıkık kulübem, viranem.’ diye tanıtır. Karşısındakinin evine ise ‘Sarayınız, kâşaneniz’ demeye mecburdur. İspanyollar ise kendi evlerinden ‘sizin ev’ diye bahsederler. Evin içinden bir şeyi beğendiniz mi size hediye ederler. İçinde büyüdüğüm coğrafyada ise “Devlethane” sizin evdir, “fakirhane” kendi evinizdir.

Arapça’da Fakara fiilinden oyuk, oyma, çukur manasından geliyorum. Kişinin tevazu göstermek için kendisine verdiği san ve nam idim. Kelime olarak fakir; yoksul, malsız, servetsiz, parasız, muhtaç ismi fail kimseyim. Fakirlik, fakr; mucibi şeyn ve hacâlet değildir; elverir ki namus ve terbiye ile müterâfik olsun, demişler. Yani, yokluk yoksulluk; noksan ayıp ve kusuru icap eden bir utanç sebebi değildir; yeter ki namus, ahlak ve terbiye bulunsun.

Fukara ise cem’i halimdir. Eskimeyen bir dervişane tabiriyim aynı zamanda. Fakirane: Fakire yakışır surette, acizane… Birçok hayır sahibi, fakîrane yaşamayı ihtiyâr edip, gelirinin azami kısmını hayrata sarf ederdi. Eve davetlerde ‘fakirhaneye teşrifinizi rica ederim’ şeklinde söylenirdim.  Lakin zamane insanı fazla tevazuyu, acziyete hamletmeye meyillidir, dikkat buyurunuz.

Şimdide mevzunun fıkhî cihetine gelelim. Büyük İslam İlmihali ‘Nisap miktarı, yani 80 gram altından fazla bir mala sahip olmayan kimsedir.’ şeklinde tarif eder. Hiçbir şey sahip değilse miskin diye ifade edilir. Ve önemli olan çok kazanmak ya da az kazanmak değildi. “İbadetin onda dokuzu helal kazanmaktı.” Azın şükründeki bereket, çoğun memnuniyetsizliğinden daha eftaldi.

Gelelim bu zamandaki halime. Fakir olmayı ayıp sayan bir görüş, nedense ilacımın zekat müessesi olduğunu kabullenemez. Klasik ve klişeleşmiş ‘Fakir çocukları kullanıyorlar’ haberi kötü imiş gibi verilir. Aslında yardımcı olunan bir durum, algı oyunları ile mağdur edilmiş gibi gösterilir. O zaman bir şiirden bahsedeyim size. Belagat kitabı Telhis’te geçen İbnü’r-Râvendi’nin şiiri dilinize dolansın.

“Kem âkılin âkılin a’yet mezâhibehû

Ve câhilin câhilin telkâhü merzûkan

Hâzellezî terakel evhâme hâiraten

Ve sayyeral âlimennihrîra zındîkan”

Size manasını da vereyim. ‘Nice nice akıl sahiplerine kadar akıl ve irfânında  kâmil kimseler vardır ki, kazanç yollarından âciz kalmış görünür… Ne kadar cahil ve tedbirsiz kimseler de vardır ki, zengin ve müreffeh olmuştur. İşte bu hâl, akılları hayrette bırakmış; bilgili, tecrübeli, mâhir (ve fakat maişetleri Allâh’ın taksim ettiğini düşünmeyip Razzâk’a tevekkül etmeyen) âlimi, aydınları, bazılarını zındık etmiştir. Bu hali anlayamamak bazılarının imanını sarsmıştır.’

İşte durum böyledir. İlim sahibi olmanın fakir olmakla ya da olmamakla alakası yoktur. Yetiştiğim kelime olarak yeşerdiğim coğrafyada fakirlik diye bir şey yoktu. Cimri olmak, cömert olamamak fakirlikten daha ebter bir fiil değil midir? Size ahlaken sorarım insanlar. İki kişiyi hayal edin. Birisinin 1000 parası, diğerinin 10 parası var. Bir hayır yapmak istediklerinde ilki 50 para, diğeri 5 para veriyor. Mevzuya cömertlik cihetinden bakarsak kim zengindir, hangisinin daha eli açıktır, lütfen cevap veriniz.

Bir misal daha: Hali vakti yerinde bir kimse kurban kesmemek için borçlarını bahane ediyor. Birisi daha var ki kurban kesebilmek için kendini zorlayıp, bu ibadetini yapabilmek için borca giriyor. Söyler misiniz hangisi daha takdire şayandır? Bu topraklarda tecrübe etmişimdir ki asıl fakirlik, cimrilikti. Asıl zenginlik ise cömert olup o hal üzere kalabilmekti.

Haydi bir şiir daha söyleyeyim size, içiniz ferahlasın. Erzurumlu İbrahim Hakkı mevzunun hakkını vermiş.

Açılır bahtımız bir gün, hemen battıkça batmaz ya!

Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya!

Benim Hakk’a münâcâtım  rızık için değildir, hâşâ!

Hüdâ Rezzâk-ı Âlem’dir, rızıksız kul yaratmaz ya!

Rızka değil Rezzak’a bağlanmak lazım, vesselam. Dualar her zaman zenginlik katar değil mi. Dua ile tamamlayalım o zaman.

“Allah’ım Dünya’yı elimden alma, kalbime de koyma.”

Güzel Bir Tabir

ALLAH KERİM YERİ

Sadece sohbet ve kaynaşma mekanı olan zamanlarda Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yatacakları yerler bulunurdu. Halk arasında buralara “Allah Kerim Yeri” denilirdi. Vakıflar ise fakirlerin umudu idi.  Şebhane denilen vakıflar, fakir evsizlerin parasız olarak geceyi geçirmeleri için hayır sahipleri tarafından yaptırılan binalardı. Tavhane ise yoksulların barınması için kurulmuş olan hayır müesseselerindendi. Tâbhane de denilirdi. Farsça tav yahut tab; hararet, güç ve kudret manasına gelirdi. Hastahaneden çıkıp nekahet devresini geçirme yahut taşradan gelip de iş buluncaya kadar barınma ihtiyacını duyanlar, burada ikamet ederdi.

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.