Hamsi-name

0

Hamsinin A’dan Z’ye her şeyini gerek nazımla gerekse nesirle mizahi şekilde anlatmıştır. “Bazıları hamsinin bahse değeri olmayacağını zannetmeleri doğru değildir; her mevcudun az çok bir tarihi ve tarihçesi vardır. Memleketin tabiî servetlerinden önemlisi olan bu yaratıktan tabiî ilk önce bahsedilebilir; bahsimiz ciddi ve mizahi yahut mizahi ve ciddi olmakla beraber işin ilmi yolları da boş bırakılmamıştır.”

Hamsi vurdu karaya
Okkası beş paraya

Hamsinin anatomisinden biyolojisine

Hamamizade’nin verdiği bilgilere göre hamsi, yumurtası çok olan bir balık türüdür. Yumurtaları ince bir ip gibi uzundur. Dişileri yumurtaları taşlık alana yahut bitkilerin çok olduğu yerlere bırakırlar. Erkek de yumurtaların üzerine sütünü döker. Suyun sıcaklığına göre on gün ile bir ay arası yumurtadan çıkarlar. Sütün değmediği yumurtalar çatlamaz ve içinden balık çıkmaz.

Hamsi, hayvanlar sınıflandırmasında sarkık yüzgeçliler fırkasının karınlılar kısmının renkliler türüne üyedir. Kırım kıyılarında mevcuttur. En çok da Azak denizinde bulunur. Azak denizi sığ ve nispeten soğuk olduğu için hamsi yemlenmek için Karadeniz’e açılır. Bir müddet sonra yorulur ve dalgalara karşı koyamayıp kendini bırakır. Bu cihetle denizin üzerinde sürü halinde gezer, çok fazla oldukları zaman bazen kendiliğinden bitkin bir halde karaya vururlar. Nitekim Hamamizade’nin belirttiğine göre 1928 Nisanında Trabzon’un çömlekçi mevkiinden Of ilçesine kadar kıyılarda güpegündüz hamsi tutulduğu vakidir. Böyle zamanlar için “Hamsi vurdu karaya, Okkası beş paraya” denir.

Hamsinin başlıca üç türü vardır. İri hamsi namı diğer çatalkuyruk; boyu 10 santimetre olur. Tombul hamsi; boyu 6-8 santim olur. İnce hamsi; boyu 3-5 santim olur. Hangi türden olursa olsun ilkbahar ortalarında çıkınca bazen yağsız ve acı olur. Buna platika derler. Hamsinin ömrü 2 yıldan uzun sürmez; üzerinde bir takım parazitler türer yahut bağırsağında kurtlar büyür ve hastalık oluşturur.

Aynı zamanda hamsi çok zeki yahut çok hisli bir hayvandır. Balıkçılar derler ki; “Büyük balıkların hışmına uğrayınca bir savunma aleti gibi pullarını denize bırakır; bunların çokluğu ve parlaklığı karşısında düşmanın gözü kamaşır, hücum edemez olur. O sırada kendisi de kaçar, fakat bıraktığı pulları geri dönüp toplar.”
Hamsinin geldiğini gösteren alametler

Kestane karası denilen fırtınayla beraber Trabzon’da palamut ve zargana balıkları çıkmaya başlar. Kasım ayından sonra hamsi balığı görülmeye başlar.

Trabzon’da “zinos” denilen sevimli martı türleri ve karabataklar vardır. Bunlar gündüz vakti kıyılardan bir iki mil ötede konar kalkarlar, bata çıka gözükürler, ardından deniz üzerinde ince sis tabakaları oluşur. Kıyılara doğru denizin bir kulaç kadar altında palamutlar ve yunus balıkları saldırırlar. Bu işaretler belirmeye başladığında hamsi avına çıkılır. Fosforlu maddeleri sebebiyle meydana gelen parıltı küçük fakat biteviye olur ve bu sayede hamsi yerini belli eder.

Denizden çıkıp tarlaya yaslanan hamsiler

Hamsinin bolca çıktığı yıllarda tarlalarda gübre olarak kullanılır. Hamsi küfelerle tarlaya taşınır ve öbek öbek yığılır. Ardından çiftçi kolunu paçasını sıvayarak boş tarlaya hamsileri serper. Hamsiler tarlaya serpildikten sonra kuruması beklenir. Bu süreç içinde tarlanın başında kuşlar, tavuk ve çakallara karşı beklemek lazımdır. Hamsiler tarlaya serpilirken çok dağıtılmamalıdır. Çünkü kuvvet fazla olunca hasat olmadan yanar. Eğer fazlasıyla sulak bir arazi ise o vakit fazlaca hamsi serpmekte bir sakınca yoktur. Hamsiler kuruyunca toprağı ters düz etmek gerekir. Bu sayede hamsi toprağın 15-20 santim kadar altına gömülür ve bu halde bir buçuk ay bekletilir. Ardından sabanla sürülür ve toprak ekime hazır hale gelir.

Hamsiden gelen şifa,

Su ile tedavi, nağme ile tedavi olur da hamsi ile tedavi olmaz mı? Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde “Ağrı hastalığına tutulan hamsi yese şifa bulur, bir evde yılan ve çıyan olsa hamsi balığının başını tütsü etseler kaçar.”, demesinden tutun da köylerde hastalanan ineklerin ağızlarına dökmek suretiyle yapılan tedaviye kadar birçok farklı uygulaması vardır.

Balıklardan bir kısmının hazmı kolay, gıdası azdır, pulsuz, yağı fazla ve katı olanlar midelerde hazımsızlık yaparlar. Pullu cins hamsi balığı fazla yağlı olmadığı için faydalıdır. Hamsi dimağın gelişmesine yardım eder. Nazik ve zayıf midelere iyi gelir.

Yağı kemiklerin gelişmesine, vücudun kuvvetlenmesini sağlar. Hamsi damar sertliği ve kalp rahatsızlığı gibi durumlarda hastalara, yaşlılara ve sakatlığı dolayısıyla beyaz et yemesi gereken kişilere tavsiye edilir. Hastalar için haşlaması iştah açar.

Kebaptan, böreğe türlü türlü hamsi yemekleri
“On dört türlü taamını yaparlar
On dokuz türlü taamını eylemişler hesab
Bundan olur çünkü en az kırk dokuz türlü yemek”

Tavası, ızgarası, kayganası ve daha niceleri; insaflıları on dörde, kimi on dokuza, bazısı kırka ve bir kısmı da kırk dokuza kadar çıkarıyorlar. Vişne gibi gözlerinden hoşaf, tanelerinden fındık kebap, suyundan sirke, şerbet ve et suyu gibi yemeklere salça yaparlar. Bundan başka da tas kebabı, kuşbaşı, tas kapaması, fıstık ve üzümle türlüsü, çorbası, dolması, köftesi ve etinden yapılan hamurla börek, fındıkla karıştırılıp baklava, yassı kadayıf, yağda kavurup helva; kılçığından tel kadayıf ve hatta suyundan kahve yapıldığını bile söylerler. Demek ki bu mübarek mahlûk muz gibi bir şey ki ne niyetle yenilirse onun lezzetini veriyor.

Edebiyatın incisi olmuş hamsi
Bir subh-ı safa nemâ-yi hamsi
Eylerdi gönül rica-yi hamsi
Kaaildi heman uzakdan olsun
Bir tuhfe-i merhaba-yı hamsi

Hamsinin edebiyat köşkündeki yeri, başka cihetlerdeki kıymet ve ehemmiyetinden fazladır. Trabzon ve çevresi şairlerin şiir dergilerinde, cönklerde, bazen İstanbul şairlerinin eserlerinde böyle parçalara rastlanır. Halkımızın ciddi ve mizahi dili ve sohbetleri bile ona ehemmiyetli bir yer ayırmıştır.

Denilebilir ki şark edebiyatının, klasik edebiyatımızın ayrı ayrı şairler tarafından terennüm edilen hikâyeler ne ise Trabzonlular için hamsi de aynen onun gibidir. Mesela aynı edebiyatın Gül ve Bülbül’ü, Şem’ü Pervane’si hep birer sembol olduğu gibi Trabzon’un hamsi manzumeleri de ona yakın bir şekil gösterir.

Hammamizade’nin ağ macerası

Hava denize açılacak kadar iyi, dalga ve fırtına yok. Böyle havalarda geceleyin de ava çıkılır. Dört kayık varız. Bu kayıklar diğer Pazar kayıklarından farksız. Yalnızca balık avı için uğraşırlar ve boş vakitlerde kiraya verilmezler.
Birisinde aletler vardır, “hamsi ağı” yahut “hamsi iğribi” ve “boş” denilen hamsi kepçesi. İçeride 6-8 kişi kadar var. Öbürüne “yedek kayığı” yahut “maiyet kayığı” diyoruz. Diğer yardımcı kayıklara “şelek” deniyor. Bu kayıklar doldukça kıyıya göndereceğiz. Her kayıkta dörder kişiyiz, güneş batmak üzere, küreklere asıldık, çekiyoruz.
Denizde hafif kıvrıntılar yapan sandalımızın arkasında tatlı bir gümüşî iz var… güneş bakır bir külçe gibi denizde kaybolmak üzere. Çömlekçi, İskele, Güzelhisar, Kandilkaya, Tuzluçeşme yalıları, Kemerkaya, Mumhane, Moloz, Eskitabya, Dışkale, Faros, İncirlik kıyıları hep masal havası yaşayan bir sükûn içinde… Ve işte güzel yurdumun güzel bir saati.

Avlanma sevinciyle gidiyoruz… İşte hamsi yakamoz yapıyor. Bir müddet etrafı aradıktan sonra kaynağına geldik. Şimdi onu sarmalamak lazım. Yedek kayığına sesleniyoruz, yanımıza geliyor. Kayığımızdaki ağı tutan ipin bir ucunu ona verdik, kayık olduğu yerde duruyor. Biz hamsiyi arkadan sarmak için ağı denize döktük, çevrimi tamamlayarak maiyet kayığımızın yanına dönüyoruz.

Ağ denize döktüğümüz durumda.. Eni yirmi beş ve boyu yüz kulaç. Ağımız katlı ve kuvvetli iplikten… Ortasının sıkı, yanlarının daha seyrek olması dokulu olması lazım. Kurtulmak isteyen hamsi ağın ortasında çırpındığı için ağın buna dayanıklı olması gerekli.

Yedek kayığımıza halat dök emri verdik. Yalıya doğru kırk elli metre gitti, biz de arkasındayız ve ikimiz bir yerde demirlendik. Şimdi ağ ipinin her iki kayıktaki uçlarını çekme sırası. Ağın alt tarafını daha çabuk toplamak zorundayız. İpi çabuk çabuk çekiyor, biz de üstüne doğru gidiyoruz. Ağ küçülerek ve toparlanarak iki kayığın arasına geliyor. Ağımızın torbası ağzına kadar dolu. İple ağ arasından ve biraz seyrek dokulu olan yanlarından tek tük kaçıp kurtulan hamsiler olsa da ehemmiyetsiz… Sıkışan ağın torbası tamamen iki kayığın arasına toplandı… Adeta kayığın içine yıkılmış bulunuyor.

İki kayık arasındaki hamsiyi alet kayığımızdan daldırılan kepçeyle ağın içine alıyor, yardımcı kayıklardan birine boşaltmaya başlıyoruz. Her defada iki yüz okka alabilen bu kepçemiz, artan ağlardan örülü bir şey. İki yanında kalın ve kuvvetli ağaçlardan iki sapı var, derinliği de üç-dört kulaç kadar… Bunu iki kişi kullanır, iğrib ağından alınan hamsi şelek kayığına boşaltılınca dökülen sularla hamsinin suyu “eke” denilen deliklerden geçerek teknenin arka tarafında birikir.

Sudan çıkan hamsi takribi bir saat kadar canlı kalır ve sahile üstü açık olarak getirilir. Artık işimiz bitmiştir. Ağları toplayıp sevinç içinde dönüyoruz. Bundan sonra sıra hamsinin satışına kalıyor.

(Toplam 64 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.