Hayırdır İnşallah

1

 

Ramazan ayının ilk cumasıydı. Ezan bitmek üzereydi. İçeri girmek isteyenler kalabalıktan dolayı kapıda kalmışlardı. Ayakkabılarımı taban tabana verip şansımı denedim. Olmadı. Daha az kalabalık olan asma kat kapısında sıraya girmek zorunda kaldım. Üst kat nispeten daha tenha sayılırdı. Hemen ilk sünnete başladım.

İç ezan ile birlikte imam efendi yavaş yavaş hutbeye çıkmaya başladı. Her zamanki gibi boynumu büktüm. Küçüklüğümden beri kemal-i huşû ile iç ezanı dinlemeye alıştırmıştım kendimi. Yalnız, dikkatimi çeken bir şey oldu. Ezan okuyan ses daha önceki haftalarda duyduğum sesler gibi değildi. Bu sesi bir yerlerden hatırlıyor gibiydim. “Hayyealessalat”a gelince, sesin mahallemizde muayenehanesi olan psikolog Yasin Bey’e benzettim. Yok canım dedim daha neler. Üst katta olduğumu unutup etrafıma bakındım. Maalesef müezzin mahfilini, dolayısıyla ezanı okuyanın da kim olduğunu göremiyordum.

Hutbenin ardından getirilen kameti, daha bir dikkat ile dinledim bu sefer. Evet sesi Yasin Bey’in sesine benzetiyordum; fakat harfleri bu kadar muntazam çıkarmasına ihtimal vermiyordum. Vaktim olsaydı namaz sonrası camiyi dolaşıyor gibi gezinip müezzin mahfilinde oturanlara göz gezdirmek isterdim. Ne teessüftür ki yetişmem gereken bir toplantım vardı.

Ses benzerliği toplantım bitene kadar kafamı kurcalayıp durdu. Acaba Yasin Bey’in müezzinlik yapan bir kardeşi mi vardı? Yoksa sadece bir benzerlikten mi ibaretti bu? En ilginci ise… Ne zamandır uğramadığım Yasin Bey’in muayenehanesine iş dönüşü uğramayı düşündüm.

Muayenehanenin bulunduğu apartman girişinde zile basıp bekledim. Belki seanstadır, belki yardımcısı bugün gelmemiştir diye düşünürken kapı içeriden açıldı. Apartmandan çıkan teyzeye “ben de tam anahtarımla açıyordum kapıyı” der gibi teşekkür ettim. Direkt ikinci kata çıktım. Kapıda “Ramazan dolayısıyla kapalıyız!” yazıyordu. Böyle bir şeyi de ilk defa görüyordum. Soluğu muhtar Recai Bey’in yanında aldım. Durumdan haberi yoktu. “İstersen bir Kunduracı Faruk’a sor.” dedi. “O bilmiyorsa Berber Aydın mutlaka bilir.”

Kunduracı Faruk sıcaktan bunalmış olacak, kapağını iğne ile deldiği pet şişeyle dükkânın önünü ıslatıyordu. Beni görünce gülümsedi. Orucun enerjisini, yüzüne tebessüm olarak yansıtmıştı sanki. Kucaklaştık. Durumu ona da anlattım. Kunduracı Faruk, en son geçen hafta gördüğünü anlattı Yasin Bey’i. Bir beyefendinin elinde bir kağıt ile dükkana geldiğini ve “Psikolog Yasin Bey’in muayenehanesini biliyor musunuz?” diye sorduğunu, kendisinin de tarif ettiğini söyledi. “Beş on dakika sonra aynı bey yine geldi ve tarif ettiğim yeri bulamadığını söyledi. Ben de beraberimde götürdüm, bu vesile ile Yasin Bey ile bir çay da içmiştik. Ama o zaman Ramazan henüz teşrif etmemişi.” Başkaca bir haberi yoktu. Teşekkür edip ayrıldım.

Bir mecbur Berber Aydın’ın yanına gittim. Aydın abi berber koltuğunun iki kolu üzerine koyduğu uzun tahtaya babasının dönüşte alırım diyerek bıraktığı bir çocuk oturtturmuş, çocuğu ağlatmadan tıraş edebilmek için değme tiyatroculara taş çıkarıyordu. Selam verdim. Hoş beşten sonra durumu kısaca özetledim. “Heh, ben de onu diyecektim.” dedi. “Ramazan ayında sahurdan sonra uyumam, hatim okurum ben. Mübarek ayın başından beri ne zaman davulcuya bahşiş vermek için balkona çıksam hızlı adımlarla bizim kapının önünden geçerken görüyorum Yasin Bey’i. Bir sesleneyim diyorum ama o kadar hızlı geçiyor ki yetişemiyorum.” İkimiz birden hayırdır inşallah dedik. Bu sırada çocuğun babası gelmişti. Tıraşı bitince çocuğu yolladı Berber Aydın. Biz bize kalınca saatine baktı. “İkindiye çok kalmamış.” dedi. “Vaktin varsa camiye gidelim.” Olur der gibi başımı salladım.

Camiye girmeden ikindi ezanı başladı. Bu sefer sesi tanımam uzun sürmedi. Aynı sesti bu. Yasin Bey’in sesine benzeyen ses. Bir başka heyecan ile içeriye girdim. Berber Aydın her zamanki gibi imam efendinin ardını kimseye kaptırmadı. Bense müezzin mahfiline yakın bir yere pusuya yattım. Ezanın bitiminde, tam duasını yaparken minarenin kapısı açılmasın mı? Bizim Yasin Bey yakasız gömleği ile o küçük kapıdan içeri süzülmesin mi? Hiç sesimi çıkarmadan ikindi namazının sünnetine başladım.

Kameti de Yasin Bey getirince ağzım açık kaldı. Namaz sonrası duayı biraz ağırdan aldım, bilerek en sona kaldım. Berber Aydın, Yasin Bey’in elini tutmuş “Buldum!” diyordu. İmam efendi, Yasin Bey, Aydın abi ve ben birbirimizle musafaha yapıp “Allah kabul etsin.” dedik. Kapıya doğru giderken koluna girdim Yasin Bey’in. “Bugün muayenehanenize uğradım, kapıda bir yazı ile karşılaştım.” dedim. “Hayırdır inşallah.”

“Hımm, evet, ben yapıştırdım o yazıyı.” dedi. Gayet sakin. “Bir ay kadar ara verdim işlere. Gelen giden çok oluyor, sonra telefonumu arıyorlar da mecbur kaldım yani o yazıyı yapıştırmaya.” Ramazan’da bir psikolog neden dükkanını kapatsın diyecektim, devam etti. “Ramazan’dan birkaç gün önceydi. Yatsı namazı için camiye gelmiştim. Bir ben, bir de hocam vardı. Müezzinlik bana düştü tabi. İki başımıza kıldık namazı. Tam camiden ayrılırken hocam, bir dakikanızı rica edebilir miyim, dedi. Döndüm. Görüyorsunuz, bir müezzin kadromuz yok. Önümüz Ramazan. Vaktiniz müsaitse, rica etsem en azından bir aylığına…” dedi. Muayenehane ve iş temposu beni yormuştu zaten. Herkesin psikolojisi ile ilgilenip düzeltelim derken kendi psikolojimin bozulmaya başladığını o anda fark ettim. İnsan çalışırken o tempo içinde anlayamıyor. Hocamın teklifi bana hayatıma kıyısından bakış atma fırsatı verdi. Ramazanın ilk gününden beri her vakit geliyor, ezandı kametti derken elimden geleni yapıyorum. Hocam ile nöbetleşe sabah namazını müteakip mukabele de okuyoruz. Öğlen ile ikindi arasında da Kur’an-ı Kerim okumayı bilmeyenlere ders yapıyoruz. Hem cami müezzinsiz kalmamış oluyor hem de iş hayatıma sağlıklı bir ara vermiş oluyorum.

Ayakkabılarımızı giydik. İftarı beklemek üzere evlerimize dağılmadan önce “Ben zaten Cuma namazındayken sesinizi fark etmiştim.” dedim. “Ama bu kadar iyi okuyacağınızı tahmin etmiyordum. Hakkınızı helal edin.” Yasin Bey gülümsedi. “Estağfirullah hocam.” dedi. “Lafı mı olur, helal olsun.”

Share.

1 Yorum

YORUM YAZ