İşleri Yoluna Koyduran Formül

1

Bizim formülümüz: “Büyük soru, büyük cevap, ilk ADIM”. yazıya girişte Bunu özetleyen bir hikaye anlattık. Dünyanın en güzel şehrini inşa etme gibi büyük hayali olanlar, bunu gerçekleştirmek için Sarayburnu’nu buldular.  Peki, böyle bir idealleri olmaksızın Sarayburnu’nu bulsalardı ne yapacaklardı?

[  Ömer Demir ]

İstanbul’un ilk kuruluş hikayesini duymuşsunuzdur. Hikaye M.Ö. 650’li yıllara dayanıyor. Rivayete göre kendilerine dünyanın en güzel şehrini kurmak isteyen bir kabile, yeni kuracakları yer için araştırma yaparlar. Sorup soruştururken, komşu kabilenin bilgini, onlara ilginç bir cevap verir. “Dünyanın en güzel şehrini körlerin memleketinin karşısına kurun.” Cevabı alan insanlar, bugünkü Sarayburnu’na kadar gelirler. Sarayburnu’ndan, bir taraftan Marmara’nın güzelliğini, diğer taraftan Haliç’in deniz ve kara ile uyumunu izlerken adeta kendilerinden geçerler. Tam da bu sırada karşı kıyıdaki, şimdiki Kadıköy civarından kurulmuş küçük bir köyü fark ederler. O zaman derler ki “Bu kadar güzel yeri görmedikleri için körler memleketi karşısı, burası da bizim şehir kuracağımız yer olsa gerek.” Ve şehirlerini, Haliç ile Sarayburnu arasına, şimdiki Fatih semtine kurarlar.

Bu hikayeyi neden mi anlattık? Çünkü ilerlemek, başarmak, karmaşık ve yoğun işleri küçük lokmalara bölmek, en sonunda da ilkinden başlayarak başarılı olmak isteyenler, bunun için bir sır, bir formül ararlar. Bizim formülümüz: “Büyük soru, büyük cevap, ilk düğme.” Bunu özetleyen bir hikaye olduğu için bunu anlattık. Dünyanın en güzel şehrini kurma gibi büyük hayali olanlar, bunu gerçekleştirmek için Sarayburnu’nu buldular.  Peki, böyle bir idealleri olmaksızın Sarayburnu’nu bulsalardı ne yaparlardı?

Gerçekten de ortalığı toparlamak ve en önemli şey ne ise ona odaklanmak bir sanattır. Dünyanın en güzel şehrini kurmak için onlar, ortalığı toparlayıp yola koyulmasalardı yine hayatlarını yaşayıp gideceklerdi. Ya da aramaları sırasında, gördükleri farklı güzellikteki yerler onları ikna etmiş olsaydı, en güzel yere ulaşamayacaklardı. O yüzden, tek bir konuya odaklanmak, mücadele etmek, mücadeleyi kazanmak için yeterince donanımlı olmak, büyük başarıları getirecektir. Büyük soruyu sormadan yaşayanlar da hayatlarını sürdürürler ama büyük cevabı hiçbir zaman bulamazlar.

Doğru soru

Tatlı tatlı dinlediğimiz başarı hikayelerinde çoğunlukla yanlış yere odaklanırız. Başarıya ulaşma sırasındaki yaşananlar, dikkatimizi fazlasıyla dağıtır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’un fethinde gemileri karadan yürütmesi, Şahî Topu’nu döktürmesi elbette başarı için önemlidir. Ancak en önemli soru “Neden İstanbul’a odaklandığı ve büyük fethi gerçekleştirmek için ilk hangi adımı attığıdır?”

Doğru soruyu bulmada işin zorluğu, doğru sorunun her zaman ortada durmamasıdır. Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u babası Murat Hüdavendigâr Han gibi fethetmek istiyordu. Ancak arzuladığı bu fetih, yanında yol haritasıyla veya talimatlar dizisi ile gelmemişti. Bundan dolayıdır ki doğru soruyu tasarlamak zordur. Açık ve berrak bir şekilde hayatınızı doğru soruya yöneltmediğinizde o size gelmez. Kendi yolculuklarınızı kendiniz tasarlamak, haritalarınızı kendiniz çizmek ve kendi pusulanızla başarıya sizin gitmeniz gerekir. Aradığınız cevapları bulmak için doğru soruya ulaşmak zorundasınız. Bunu da kendi başınıza yapmalısınız. Peki, bunu nasıl yapacaksınız? İstanbul’un fethi gibi, büyük fethe sizi götürecek sıra dışı sorularınızı nasıl bulacaksınız?

Formül, tek bir soru. Öyle tek bir soru ki, sorduğunuzda sizi hedefinize ve işinize odaklayacak. O tek sorunuzu bularak işe başlamanız gerekiyor.

O odaklanma sorusu, her türlü zorluk karşısında size yeni yollar bulduracak enerjiyi sağlayacak güçte olmalıdır. Odaklanmanın gücü sizi harekete geçirecek, motivasyonunuzu artıracaktır. Siz de hedefinize ulaşmak için, gemileri karadan yürütmek gibi sıra dışı yaklaşımlar bulmak zorunda kalacaksınız. Ya da Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakacaksınız. Odaklanma sorusu, size sıra dışı işler yaptıran enerjinin geldiği yerdir.

Sizi büyük resme götürecek “Tek Şey”

Diğer her şeyi daha kolay ya da gereksiz kılacak ve ömrünüzü adadığınızda kalbinizi mutmain edecek o tek şey ne olmalıdır? Bu sorunun cevabı, aynı zamanda sizin odaklanma sorunuz da olacaktır.

Odaklanma sorusu çoğu zaman basit görünür. Oysa birçok insan hayatını vakfettiği bu tek şeyi bulamadan ya da ne olduğunu bilmeden yaşar. Ortada önemli olan çok şey vardır. Ancak içlerinden biri en önemlidir.

O tek şeyi bulmak, ömrü azizinizde uygulamak, kendinizi ulaşmak istediğiniz başarıya doğru vakfetmek, zihninizde oluşan büyük resme doğru gitmek, bu büyük soruyu sorarak mümkün olur.

O tek şey, bazıları için paradır. Bazı insanlar anlatırlar, her şeyi bitirip emekli olduklarında bir çiftlik kurmak istediklerini söylerler. Ağaç dikmek isteyen, gelecekte hayvan yetiştirecek olanlar da vardır. Ancak hiç kimse rahat bırakılmaz. Medya, TV, internet, iş, güç ve çevre her şeyi aceleye getirmekte ustadırlar. Bunun yanında ne kadar tanıdığımız varsa bizleri bir yerlere çeker. Birçok şeyi yapmaya başladığımızda, bir anda dayımızın öğrenemediği birkaç dili öğrenmeye, amcamızın amirinin bildiği yazılım dilini çözmeye çalışırken buluruz kendimizi. Sonrasında çok az şey başarabildiğimizi görürüz. Bundan sonra hayatımızı bu işe vakfetmek istemediğimize dair, rahatsız edici hissiyat yakamızı bırakmaz.

Derin bir nefes alıp, değişim için hayatınızın iplerini elinize almadığınızda, kendinizi bir şeye vakfedemez ve büyük fethinizi gerçekleştiremezsiniz. Çünkü o tek şeye ulaşmanızı engelleyen her zaman bir şeyler vardır.

Başarılı insanların tek sermayesi zamandı

Hayatta isek, muhakkak bir şeyler yapıyoruz demektir. Yemek yeriz, uyuruz, konuşuruz, hayal kurarız, nefes alırız… Günler hızla geçerken problem, bizim bir şey yapıp yapmadığımızda değildir. Problem, yaptığımız o şeyin, bizi büyük hedefimize götürüp götürmediğindedir.

Hayatta başarılı olanlar bunu bizden farklı bir hayat yaşayarak elde etmezler. Elde ettiği ilimler için ya da manevi dereceleri için diğer insanlarla aynı miktarda zamanları vardır. Zamanın; başarı, para, maddi ve manevi derece getirdiği üzerine herkes hemfikirdir. Ancak başarıyı yakalayanlar, İstanbul’u kuranlar, İstanbul’u fethedenlerle diğerleri arasındaki fark; zamanlarını ve hayatlarını kullanma usulleridir.

Bir söz vardır, “Herkes yöntem gösterir, ancak başarıda asıl olan yöntem değil, prensiptir.” Başarılı olanların hayat prensiplerine bakıldığında, o tek şey için zamanlarını, hayatlarını bloke ederek kullandıklarını görürsünüz.  Bu insanlar, 10 dönüm araziye 550 adet nar ağacı dikmek, tasarladığı romanını 6 ay içinde bitirmek, okumak istediği 10 ciltlik eseri bir ayda bitirmek, ulaşmak istediği 900 kişiye ulaşmak için zamanı o işe tahsis ederler. Sonra da tahsis ettikleri bu zamanı olabildiğince iyi korurlar. Tahsis ettikleri zamanın içinde, usul dairesindeki çalışmalarıyla, aradıkları hayal edilemeyecek sonuçlar arasındaki noktaları birbirine bağlamışlardır.

Seçme mimarisi ya da ilk düğme

Bir dondurmacıya girdiğinizde, lezzetine ve kalorisine göre ayrılmış, renk renk 10’un üzerinde dondurma bulursunuz. İnsan burada seçim yaparken en sevdiği tada yönelir. Dondurmalar antep fıstıklı, incirli, çikolatalı ve vanilyalı gibi bildiği tatlardan oluşuyorsa insan, hiç zorlanmaz. Dondurma konusundaki bu seçim ile lezzet arasındaki ilişkiye, planlama denir. Aslında hayatımızın her anını seçim ve planlama yaparak geçiririz. Fotoğraf makinesi satın alırken, hasta olduğumuzda tedavi ararken, kitap alırken, hatta kapı kolunu tuttuğumuzda bile seçim yaparız. Tuttuğumuz kolu bazen öne bazen arkaya hareket ettiririz.

Seçim mimarisi, muhteşem sonuçlar almak isteyenler için çok önemlidir. Çünkü insanın tek bir ömrü vardır ve onu vakfettiği şeyin her anının değerli olmasını ister. Diğer taraftan muhteşem sonuçlar nadiren de olsa tesadüfen gelebilir. Seçme mimarisi “Nereye gidiyorum?”, “Hangi hedefe nişan almalıyım?” sorularının yanında  “Şu anda ne yapmalıyım?”, “Hedef merkezi nerede?” ve “Onunla aramdaki mesafe nedir?” soruları için de işinizi kolaylaştırır.

İlk düğme neden önemlidir? Büyük resmi kavradıktan sonraki atacağınız ilk adım ya da ilk hareket, gömlekteki ilk düğme gibidir. İlk adım, sonrasında olacakların devamını getireceği için, ya sizi hedefinize yaklaştıracak ya da hedefinizden uzaklaştıracaktır. İlk düğmeyi doğru iliklemenize yardımcı olacak şu iki soruyu unutmayın. “Hedef merkezi nerede?”, “Büyük resme ulaşmak için şu anda ne yapmalıyım?”

Benim o tek şeyimi belirleyen ‘büyük resim nedir’?

Büyük resme ulaştıracak; küçük ama odaklanmam için gerekli olan ‘ilk düğmem nedir’?

“Büyük resim nedir?” sorusu, sizi “İlk Düğmeye” götürür. Ömrü azizinizi mümkün olduğu şekilde en iyi gün, ay ve yıl olarak geçirmeniz, kendinizi vakfettiğiniz yolda raydan çıkmamanız için odaklanma sorusunu sürekli sormanız gerekir. Sürekli sorduğunuzda her geçen gün sizi büyük resminize yaklaştırır. Doğru iş, doğru çevre, doğru zihniyet ve doğru beceriyi zamanla inşa etmiş olursunuz. Diğer şeylerin doğru ilerleyebilmesi, domino etkisinin ortaya çıkabilmesi için ilk düğmenin doğru iliklenmesi gerekir. İlk düğme doğru iliklenmediğinde, sonraki yaptığınız şeyler her ne kadar doğru olsa bile, bir önceki doğrunun üzerine inşa etmediğiniz için doğal bir ilerleme haline gelmez. Siz de sürekli zikzaklar çizmek zorunda kalırsınız.

Domino etkisi ve yıldızları hedeflemek

Domino taşını bilirsiniz. Binlercesini sırt sırta dizdiğinizde ilk taşı oynatmanız yeterli olur. Bütün hepsi, tek bir taşın hareketi ile birkaç saniye içinde şekil değişecektir. Peki, domino taşlarının boylarının bir buçuk katı büyüklüğünde taşları hareket ettirebildiklerini biliyor muydunuz? 5 santimetre boyunda bir domino taşı, her defasında boyunun bir buçuk katı büyüklüğündeki taşı hareket ettirdiğinde, 18. taşı, yani yaklaşık 60 metre büyüklüğündeki bir taşı, 23. taş ise 300 metre büyüklüğündeki bir taşı devirebilecektir. San Francisco Enstitüsü’nden bir fizikçi bu deneyi yapmış. Ancak bu şekilde sekiz taş dizebilmiş. 5 cm büyüklüğünde ilk taş küçük bir dokunuş ile hareket ettirildiğinde, hafif bir “tık” sesi çıkarırken, bir metre büyüklüğünde taşlara yaklaştıkça devrilmenin sesi “güm güm” şeklini almaya başlayacaktır.Yeterli sayıda taşı dizip ufak bir fiske vurduğunuzda, şaşırtıcı güce sahip bir zincirleme reaksiyon başlatabilirsiniz. Bu şekilde 60. taş Ay’a ulaşacak mesafede bir taşı hareket ettirebilir. 90. taştan sonrası ise yıldızlara ulaşır. Aslında yıldızlara ulaşmak çok zordur. NASA hedef olarak 2069’u yıldızlara ulaşma tarihi olarak gösteriyor. Ancak diğer taraftan, yıldızlara ulaşmak çok kolaydır. Yeter ki zincirleme başarınızı getirecek planları yapın ve ilk taşı hareket ettirmesini bilin.

Kısacası başarı hakkında düşündüğünüzde, yıldızları hedef almanız gerekiyor. Büyük sorunuz hep en büyük hedefi ortaya çıkarsın. İşlerinizi öncelik sırasına göre sıralayıp, bütün enerjinizi başlangıç noktasındaki en önemli şeyi başarmaya çalıştığınızda, yıldızlar ulaşılabilir hale gelecektir. Başarılara ulaşmak, tamamen hayatınızda domino etkisi oluşturmakla alakalıdır.

Büyük soru, büyük cevap, ilk domino “Rumeli Hisarı”

Yıldızlara ulaşmak ve büyük fetihler, (domino taşı misali verildiğinde) çok kolay görünür. Taşları sıraya koyar, ilkini devirirsiniz. Fetih için hazırlıkları yapar, ilk iş olarak Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı inşa edersiniz. Ancak gerçek hayatta durum biraz daha karışıktır. Büyük fetihlerdeki zorluk, Sultan Mehmed Han bile olsa işlerin sırayla kendiliğinden olmamasıdır. Zorluk, bütün yardımcılarının padişah için her şeyi sıraya koyup, “Padişahım başlamanız gereken yer burasıdır.” dememesi gibidir. Büyük başarılar elde etmiş insanlar da bunun olmayacağını bilir. O yüzden önceliklerini her gün tekrar sıraya dizerler. Büyük soruyu sorup, büyük cevabı alır ve ilk dominoyu devirirken var güçlerini kullanırlar.

İmam-ı Gazali Hazretleri, ilim dünyasında gıpta edilen bir alimdir. Çünkü ilim dünyasında çok şeyi başarmıştır. Kanuni Sultan Süleyman da çok zaferler kazandığı için her zaman takdir edilmiştir. Çok bilgili birini gördüğünüzde biliniz ki, zaman içinde o hale gelmiştir. Çok zaferler kazanan birini gördüğünüzde biliniz ki o da bunu zamanla yapmıştır. Bu kişiler ömür sermayelerini, sonu gelmez hayaller kurarak değil de yüksek ideallerinin peşinde koşarak harcadılar. Onlar iradelerini yüksek bir ideale bağlayarak bunu yaptılar. Eğer çalışıldığı halde başarı gelmiyorsa, büyük hedef ortaya çıkmamış ve irade yanlış yere bağlanmıştır. Bu yüzden iradeyi hayatın değerini hak etmeyen yere bağlamamak gerekir. Doğru olan şeyleri yapar, tevekkül ederseniz, ardından doğru olan şey gerçekleşecektir.

Muazzam başarılar, muazzam biri olmak için her gün zaman ayırdığınızda olur.

(Toplam 472 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. ÇOK GÜZEL…. BÜYÜK SORU…. BÜYÜK CEVAP VE İLK DÜĞME… NLP’NİN ÖZETİ

Fikrinizi Belirtin.