İyi Düşünülürse Kadın İçin En Adil Miras Taksimi Feraizdir

0

Bugün ölenin annesi ve babası, çocuğunun malından hiç bir şey alamıyor. Kadın erkek eşitliği diye bir yol tutulmuş. Ancak burada sorulmayan bir soru var. O da hangi kadın, hangi eşitlik? Çünkü bir annenin vefat eden yavrusundan geriye kalanlara el sürememesi yine bir kadın olan vefat edenin eşine karşı eşit olmadığını gösteriyor. Ancak bazı Avrupa ülkeleri eşitlik diye arkasından koştuklarının aslında ne eşitlik ne de adalet olmadığını gördüler. Bu hususta yeni bir kanunla anne ve babasına miras hakkı tanıdılar. Diğer ülkelerde de bu husustaki çalışmalar halen devam etmektedir.

Aslında miras taksiminde ölenin muhtemel akrabaları kadar çok soru ve adalet eşitlik terazilerinin ince ayarları var. Bu çok şümullü mesele ile İslamiyet nasıl karşılaşmış ve meseleyi nasıl çözmüş, önce ona bakmak gerekiyor.

Rivâyet olundu ki Sahabe-i Kiramdan Evs İbn-i Sâkit (r.a.) vefat edince, geride hanımı Ümmü Kâhle ile üç kızı kaldı. Yefat eden sahabenin kardeşleri onun malını alıp hanımına ve çocuklarına bir şey vermediler. Çünkü cahiliye zamanında kadınlara hiç bir şey verilmez, erkek evlât da eğer harp edecek çağa gelmemişse, babasının malına vâris olamaz, yakın aile eli boş kalabilirdi. Yefat eden sahabenin hanımı Ümmü Kâhle Peygamber Efendimiz’e varıp “Ben Evs’in hanımıyım, bunlar da kızlarım” diyerek hâlini arz etti. Peygamber Efenimiz “Sabreyle bakalım, Allah ne gösterecek” buyurdu. Bunun üzerine hanımların ve kızların da mirastan haklarının olduğunu ifade eden Nisa Suresi’nin 7. Âyet-i celilesi nâzil oldu.

Peygamber Efendimiz, vefat eden sahabenin kardeşlerine haber gönderip, “Evs’in malından hiç bir şeye dokunmasınlar. Zirâ Allahü Teâlâ ölünün eşi ve çocuklarına hak verdi, yalnız miktarını beyan etmedi. Beyân olununcaya kadar beklenmesi îcab eder.” buyurdu. Bundan sonra da miktarları ifade eden Nisa Suresi’nin 11. âyet-i celîlesi nâzil oldu. Miras malı ona göre taksim olundu.

Eski adetlere göre hiç mal alamayan eş ve çocuklara böyle bir tabloda 24 hisseye bölünen maldan 16 hissesini, yani üçte ikisini kızları alarak kendi aralarında müsavi olarak taksim ettiler. Ye yine hiç hak düşünülmeyen eş, 8 de birlik bir hisse ki 24 hisseden 3 hisseyi almış oldu.

Malın tamamını alanlara ise 24 hisseden geri kalan sadece 5 hisse verildi. Tabii bunlar ölenin kardeşleri ve kızların amcaları idi. Bu kızlarla birinci derecede alakadar olacak onlardı.

O güne kadar böyle bir tabloyu hiç görmeyen insanlar, hatta sahabelerin bazıları hayrette kaldılar. Gerçi Rasûlüllah’a güveniyorlardı; fakat milletin zihninde adeta şimşekler çakmıştı. İçlerinden bazıları biraz bekleyelim belki değişir dediler. Değişmediği gibi daha sonra kadına fazla haklar verildi.

İslam’ın geldiği zamanda kadınlara ve kız çocuklarına mirastan hiç pay verilmiyordu. İslam bu hususta eski hüküm ve gelenekleri hükümsüz kılan pek esaslı bir inkılâp meydana getirdi. Mirasın yalnız erkeklere ait olmayıp ana ve babanın ve bütün akrabaların yakınlıklarına göre bir miras hakkının sabit bulunduğu hükmünü vaz’ etti. Böylece o güne kadar devam eden sıkıntılar ortadan kaldırıldı. Kadınlar ve kız çocukları hak ettikleri mallarına kavuşmuş oldular.

Meselenin kadınlar cihetinde gerçek tablosu böyle ancak bir de yanlış bir fotoğraf ortaya atılıyor. Aynı babanın kız erkek evlatlarının birbirinden ayrı hisseler alıyor olma meselesi var. Meseleyi bir misalle izah etmeden burada şunu ifade etmek gerekiyor. İslamiyet itikat, amel ve hayatın her karesine sirayet eden muamelelerin her birini, eksiksiz yapıldığı zaman, güzelliklerini yaşayanlara gösterir. Bu, ailelerin İslamiyet’i yaşadıkları büyük bir bina gibidir. Şayet bu binadan bir tuğla çekilirse binanın tamamı hasar görmüş olabilir. Yani kısacası “Ben de mirastan eşit pay almalıyım, çünkü günümüzde kadın da artık hayatın içerisine girdi.” diyen bir kadın, yukarıdaki bahsettiğim İslam evinden bir tuğla değil belki bir duvar yıktıktan sonra bu sözü söylemektedir.

İslamiyet’i her hali ile dört dörtlük yaşayanların anlayabileceği bir misal verelim. Bir ailede biri kız biri erkek ikiz çocuk dünyaya geldi. Çocuklar doğumdan itibaren bütün mülkiyet haklarına riayet ederek büyütüldü. Anne babası para ve mal verdikleri zaman eşit olarak verdiler. 20 yaşında her ikisini de evlendirdiler ve 5 bin lira hediye verdiler. Kız evlendiği için bütün maişeti kocasına ait olup babasından aldığı mallar, kocasından aldığı mehri ve helal yolla kazananları istediği gibi çoğaltır. Gerçek olması gereken de budur.

Erkek kardeş ise artık bir hanım ve ondan doğacak çocukların bütün ihtiyaçlarını üzerine almış demektir. Kız babasından aldığı 5 bin’e 3 bin de mehir parasını eklese 8 bin lirası olur. Erkek ise mesela 3 bin lirasını evleneceği hanıma vermiş olsa 2 bin lirası kalır. 10 sene sonra babanın 15 bin TL bırakarak vefat ettiğini düşünelim, bu durumda 10 bin TL erkek kardeşe, 5 bin TL kız kardeşe verilir. Fakat bir hesap yapılmış olsa kız mal bakımından kardeşinden daha kârlıdır. Belki bu feraizin hikmetlerinden ve faydalarından sadece bir tanesidir. İyi düşünülürse burada haksızlık yok, bir bütün içinde herkesin mükellefiyeti kadar hakkı kendilerine verilmiştir.

İyi düşünülmesi ve gerçek güzelliklerin tam anlaşılabilmesi için feraiz ilmi gündeme taşınmalıdır. Bu ilmin öneminin daha iyi anlaşılması, aile fertlerinin haklarının korunması, sadaka, fıtr, zekat, kurban, hac gibi vecibelerin bihakkın yerine getirilmesi, bu ilmin unutulmaması, yaygınlaştırılması için, Feraiz tekrar tekrar insanlara anlatılmalıdır.

 

(Toplam 283 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.