O Kadar Zengindi Ki Sivas’ın Bütçesi Avrupa’yı Bile Geçiyordu

0

 

Kervanları korumak için silahlı muhafızlar tayin edildi. Tüccarların kaybolmaması için yollara işaret kuleleri dikildi. Önemli noktalara derbendler, kervansaraylar, havuzlar ve hamamlar inşa edildi. Zarara uğrayan tüccarlar için bir çeşit devlet sigortası uygulanarak mağduriyetleri giderildi. Böylece ekonomik durum hızla gelişme ve büyüme gösterdi.

Selçukluların kuruluşu sırasında İslam coğrafyasında birlik ve istikrar yoktu. İktisadî durum bütün dengeleri bozmuştu. Şîî ve Bâtınî faaliyetleri İslam dünyasını âdeta kemiriyordu. Ahsa ve Bahreyn’de Karmatiler, Mısır’da Fatımiler, İran’da Şîî Büveyhîler ve Doğu Anadolu’da Bizanslılar, İslam şehirlerini savaş meydanına çevirmişti. Böyle buhranlı bir devirde tarih sahnesine çıkan Selçuklular, Dandanakan zaferinden (1040) sonra İran, Irak, Suriye ve Anadolu’ya hâkim olarak İslam dünyasındaki birliği ve düzeni yeniden tesis ettiler. Sonra da siyasî istikrarın ana kaynağı olarak gördükleri ekonomiye ağırlık verdiler.

Selçuklular, ilk icraat olarak ticaret kervanlarının Hindistan ile Suriye sahillerine, Batı Avrupa ile Türkistan ve Hârezm gibi önemli ticaret yollarından güvenle sefer yapmalarını temin ettiler. Bu sebeple birtakım teşebbüslerde bulundular. Kervanları korumak için silahlı muhafızlar tayin edildi. Tüccarların kaybolmaması için yollara işaret kuleleri dikildi. Önemli noktalara derbendler, kervansaraylar, havuzlar ve hamamlar inşa edildi. Anadolu’nun en güneyindeki Antalya (1207) ile en kuzeyindeki Sinop (1214) fethedilerek ticaret limanlarının dışarıya açılması ve rahatça işlemesi sağlandı. Yabancı devletlerle ticarî anlaşmalar yapıldı ve düşük gümrük tarifeleri uygulanarak dış ticaret teşvik edildi. Bütün bunlara rağmen çeşitli sebeplerle zarara uğrayan tüccarlar için bir çeşit devlet sigortası uygulanarak mağduriyetleri giderildi. Böylece bu usul sayesinde ekonomik durum hızla gelişme ve büyüme gösterdi.

Ticaretin yanında ziraat, hayvancılık, sanayi ve imâlât da ilerleyince Selçuklu şehirleri birçok ülkeden gelen değerli malların depolandığı, alışverişinin yapıldığı büyük bir ticaret merkezi hâline geldi. Böylece milletlerarası dünya ticaret yollarının geçiş güzergâhında bulunan bu şehirler iktisadî, sosyal ve kültürel bakımdan zenginleşerek hızla imar ve iskân edildi.

Şehir hayatının dışında göçebe olarak yaşayanların hayvancılıkla uğraşmaları sebebiyle Anadolu’dan Bizans ve Trabzon Rum Devleti’nin yanı sıra özellikle Arap ülkelerine bol miktarda hayvan ve hayvanî ürünler ihraç ediliyordu. Gelişen meyvecilik ve bağcılık da zirai ürünler arasında önemli bir yer tutuyordu. Bu devirde Anadolu maden bakımından da zengindi. Demir, bakır ve gümüş madenleri işletiliyor, dokuma sanayiinin boya maddesi olan şap, Batı Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Anadolu’nun güneyindeki dağlardan elde edilen kereste, Antalya ve Makri körfezlerinden Mısır’a ihraç edilirken, Kastamonu yöresinden sağlanan kereste ise Sinop Tersanesi’nde kullanılıyordu. Dünyaca meşhur Türkmen halı ve kilimleri ile Ankara’nın sof (yün) kumaşları da Avrupa ve İslam ülkelerine gönderiliyordu.

Anadolu’da başlayan bu süratli ekonomik gelişme sayesinde Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum, Malatya, Diyarbekir, Mardin gibi büyük ticaret ve kültür merkezleri ortaya çıktı. Öyle ki bu şehirlerin nüfusları 100 bini aştı. Nitekim Sivas’ın 14. asırda 120 bin nüfusa sahip olduğunu kaynaklar yazmıştır. Hâlbuki Bizans devrinde buralar birer büyük köyden ibaretti. Selçuklu Devleti’nin takip ettiği iktisadî, ziraî ve ticarî siyaset sayesinde ülke mamur, nüfus kalabalık ve halk da müreffeh bir seviyeye ulaştı.

Nitekim 14. asırda yazılan bir kaynaktan çıkarılarak yapılan bir hesaba göre Anadolu Selçuklu Devleti’nin bütçesi, henüz Selçuklu idaresine girmemiş olan Trabzon Rum Devleti ile Çukurova’daki küçük Ermeni Krallığı toprakları ve Batı Anadolu’da bir kısım arazi hariç tutulmak üzere 17 milyon altın civarındaydı. Yalnız Konya ve Sivas’ın devlet gelirleri Bağdat, daha sonra da İlhanlıların başkenti Tebriz’in bütçesine tekabül ediyordu. İktisadî durumu daha iyi kavrayabilmek için meşhur iktisatçı Sonbart’ın verdiği rakamlarla mukayese edildiğinde 1300 senesinde Fransa’nın bütçesi 3 milyon, İngiltere’nin bütçesi 4 milyon Frank altın (Frank altın Anadolu’da basılan altından düşük ayarda olduğu unutulamamalı.) idi. Oysa İlhanlıların başkenti Tebriz’in gelirleri bu rakamları aşmaktaydı. Yani Tebriz’e denk olan Konya ve Sivas’ın yıllık toplam bütçesi de bu rakamlara ulaşıyordu.

Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin zenginliği, altın ve gümüş hazineleri, dünya piyasalarında uzun süre kullanılan Sikke-i Alâî veya Sikke-i Keykubâdî adıyla basılan altın paraları o kadar meşhur olmuştu ki, bütün bunlar Avrupalıların hayallerini süsleyerek dillere destan olmuş, “Sokaklarında süt ve bal akan Doğu’nun şehirleri” şeklinde efsanelere bürünmüştür. Hatta Haçlı seferlerinin bir maksadının da ekonomisi çöken Avrupalının, Selçukluların bu zenginliğine el koymak olduğunu söylersek meseleyi daha iyi izah etmiş oluruz.

Share.

YORUM YAZ