Kalanların Hikayesi

0

Her şey çok güzel, her yer güllük gülistanlık değildi elbette. Devlet yorgun, millet yorgun… Vatanın dört bir yanı ateş çemberi… Kimileri dost yüzlü, dost gülücüklü… Kimileri suskun, hain, çıyansı…

1911 Trablusgarp, 1912-13 Balkan Savaşları, hemen akabinde Birinci Cihan Harbi ve Çanakkale… Cepheye uğurlanan eşler, evlatlar, babalar, ilim talebeleri ve daha niceleri… Hepsinin ortak gayesi aynıydı: Vatan, bayrak, ezan, mukaddesat.

Gidenlerin hikâyeleri olduğu gibi kalanların da elbette hikâyeleri vardı. Vaktiyle bunu bir mecliste dile getirdiğimizde öğrencilerimden biri hemen sual etti:

“Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı?”

El cevap: “Biz hep gittiğimiz için kalmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz.”

Bugün; 1940’larda Balıkesir’de yaşayan Adile Teyze’nin hikâyesini öğrendiğimizde kalmanın da gitmek kadar zor olduğunu anlıyoruz. Seferberlik başlar başlamaz, Adile Teyze kocasını Çanakkale’ye uğurluyor. Tek evladı olan Hasan’la yapayalnız kalıyor. Hasan, on yedisinde ve başkasının dükkânında çalışıyor, geçinip gidiyorlar.

Çanakkale’den gelen yaralıların, şehitlerin haberleri duyuluyordu. Bir gün eve gelen mektupta Hasan’ın babasının şehadet şerbetini içtiği yazıyordu. Yalnız birliği ve şehit olduğu gün yazıyordu. Gözyaşları sel oldu. Ana oğul daha sıkı kenetlendiler birbirlerine. Günler geçmek bilmiyordu. Fatihalar… Hatimler… Mevlitler… Acıyı azaltıyor ancak dindirmiyordu.

Bir gün, davullar yine dövülmeye başlandı Balıkesir’de. Gönüllüler toplanıyordu. Hasan, davul sesini duyunca dükkânı kapayıp oraya doğru gitmiş, sonra da askerlik şubesi önünde sıraya girmişti. Gelenler sıra ile kaydediliyor, hemen içeri alınıp asker elbiseleri giydiriliyor, yan tarafta sıraya sokuluyordu. Çavuşlar yeni askerlere durmadan öğütler veriyordu. Gönüllüler aynı gün yola çıkacaklardı.

Bir âdet vardı! Davullar önde, sancağın arkasında gönüllüler sokak sokak dolaşırken, tanıdıklarıyla, akrabalarıyla, aileleriyle helalleşirler, dualarını alırlar, cepheye öyle giderlerdi. Gönüllüler sokaklarda dolaşmaya başlayınca, bütün Balıkesirliler kapılara, pencerelere çıkmış “Acaba kimi son defa göreceğiz? Kim Çanakkale’ye gidiyor? Kimin çocuğuyla helalleşeceğiz?” diye merakla bakarlardı. Herkes gözyaşlarıyla helalleşir, onlardan önce Çanakkale’ye gitmiş olan kendi çocuklarına selam yollarlardı.

Davulları duyar duymaz, Adile Teyze’de kapıya çıkmış, gönüllülerin gelmesini beklemeye başlamıştı. Kolay değildi… O da kocasını cepheye böyle uğurlamıştı. Bütün bu hengâmede, uzaktan, sancağın ardı sıra bir asker yaklaşıyordu. Birden en önde gülümseyerek kendisine bakan askere takıldı gözleri. Tek yavrusuydu… Hasan’ıydı. “Yavrum, evladım, gözümün nuru, Hasanım hayrola?”

“Ana ben Çanakkale’ye gidiyorum. Babamın yanına.”

“Yavrum. Aslanım. Sütüm sana helal olsun. Uykusuz gecelerim helal olsun. Analık hakkım helal olsun. Ama Çanakkale’de düşmana sırtını dönersen, babanı utandırırsan haram olsun…”

Adile Teyze haykırır. “Komşular kına yetiştirin. Koç yiğidimi vatanıma kurban gönderiyorum. Kına yetiştirin.” Âdet olduğu gibi hemen kına getirilir. “Oğlum, uzat tetik parmağını kınanı yakayım. Onu kullanırken bizi hatırla.”

Kına yakılır. “Oğlum, dur bekle hele…”

İçeri girer. Sandığı açar. Duvağını çıkarır getirir. “Yavrum, bu duvağı baban almıştı. Çanakkale’ye git. Babanın mezarını bul. Bu duvağı onun üzerine ört.”

“Olur ana” der ve duvağı sarık gibi fesine dolar.

Eller öpülür. Sarılıp kucaklaşırlar, ağlaşırlar. Arkasından sular dökülerek uğurlanır… Gidenler sokağın ucundan marş söyleye söyleye kaybolurlar.

Emekli bir postacı anlatıyor:

“Aradan on beş gün, bir ay geçmeden eve bir mektup daha getirdim. Kapıyı çaldım. Adile Teyze elimde mektubu görür görmez: ‘Anladım postacı, anladım. Ne olur sen oku. Ana yüreğidir dayanmaz. Sen oku.’

Okumaya başladım. Mektup ‘Anne’ diye başlıyordu.

‘Anne, ben oğlunun bölük kumandanıyım. Babasının mezarını bulmak, maalesef mümkün olmadı. Biz şehitleri toplu gömeriz. Ama vasiyet etmişti, duvağını oğlunun üzerine örttüm.’

İçerden bir seda işitilir. Elhamdülillah… Elhamdülillah oğlumuz bizi utandırmadı.”

(Toplam 72 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.