Kanuni Sultan Süleyman Az Kalsın Sel Sularına Kapılıyordu

0

“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar burhanı, yeryüzündeki hükümdarlara taç bahşeden, Allah’ın yeryüzündeki halifesi, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Karaman’ın, Rum’un, Zülkadriyye Vilayeti’nin, Diyarbekir’in, Azerbaycan’ın, Acem’in, Şam’ın, Haleb’in, Mısır’ın, Mekke’nin, Medine’nin, Kudüs’ün, bütün Arab diyarının, Yemen’in ve dahi nice memleketlerin ki babalarım ve dedelerimin -Allah burhanlarını nurlandırsın- kahredici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dahi ateş saçan ve zafer yazan kılıcım ile feth eylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Şah Han’ım” diyerek 16. asırda bütün kudret ve azametiyle kıtalara hükmeden Sultan Birinci Süleyman Han, 623 yıllık Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin en büyük hükümdarlarından biridir.

Kendisine Kur’ân-ı Kerîm’den açılan sahifede “İnnehü min Süleyman” âyet-i kerimesinde geçen Süleyman Aleyhisselam’ın ismi verilmiştir. Saltanatı boyunca yaptığı icraatlarından dolayı Avrupalılar nezdinde Muhteşem ve Büyük Türk lakaplarıyla, umumi efkârda kanun koyuculuk vasfına atfen Kanuni ismiyle zikredilir. -Hatta, ABD Kongre Binası’nda dünya tarihinin en önemli 23 kanun koyucusu arasında onun da rölyefi bulunur.- Osmanlı padişahlarının çoğu gibi şair olan Sultan Süleyman; Muhibbî, Muhib ve Meftunî mahlaslarıyla yazdığı şiirleriyle büyük bir Divan meydana getirir, “Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beytinde olduğu gibi dillerden düşmeyen ve atasözü özelliği kazanan hikmetli beyitler de söyler.

46 yıllık hilafetinde yorulmak bilmez bir fütuhat azmi ve gayreti içerisinde, seferden sefere koşan, taçları düşürüp tahtları deviren Muhteşem Süleyman; Makbul İbrahim ve Sokullu Mehmed gibi sadrazamlar, Sinan ve Hayreddin gibi mimarlar, Barbaros ve Turgut gibi denizciler, İbn-i Kemal ve Ebussuud gibi âlimler, Hayalî ve Bâkî gibi şairler, Karahisarî ve Matrakçı gibi sanatkâr kadrosuyla mülkî, askerî, ictimaî ve iktisadî sahada İstanbul’u payitaht-ı cihan, Osmanlı’yı da dünyanın süper gücü haline getirmeyi başarır.

Son nefese kadar, son nefes de dâhil fani hayatı, at üstünde, harp meydanlarında, kale kuşatmalarında geçen Kanuni, 72 yaşında Avusturya üzerine yapılan Zigetvar kuşatması esnasında ruhunu teslim eder (7 Eylül 1566). Hatta Osmanlı tarihleri, “Zigetvar Kalesi’ni Sultan Süleyman’ın ölüsü aldı.” diye yazarlar.
“Yatak, yorganda değil, çınar ayakta ölür.” sözünün timsali olan Kanuni, Zigetvar seferinde değil de az kalsın bütün İstanbul’u tesirine alan sel suyunda vefat ediyordu. Hakanın vefatından 3 yıl evvel, bugünkü İstanbul Yeşilköy’de gerçekleşen bu hadise hayli dikkat çekicidir.

Tarihçiler tarafından tarihin en büyük sel felaketlerinden biri olarak ifade edilen bu afet, 1563 yılının Eylül ayında gerçekleşir. Haliç kıyıları, Galata sırtları, Boğaz’a yakın yerler, Halkalı, Silivri, Küçükçekmece ve Büyükçekmece’yi harabeye çeviren sel suları, Kâğıthane’de çınar ağaçlarının tepelerine kadar yükselir, yüksek bir mevkide olmasına rağmen Eyüp Sultan Türbesi’nin içine kadar dolar. Kanuni Sultan Süleyman’ın bile boğulmaktan zor kurtulduğu bu felaket, âdeta İstanbul’un altını üstüne getirir.

Selanikli Mustafa Efendi, bu sel felaketinin ne kadar büyük ve dehşet verici olduğunu Tarih-i Selanikî adlı kitabında bizlere haber veriyor. Prof. Dr. Mehmet İpşirli tarafından neşredilen eserde, selin ne derece afete dönüştüğü, koca cihan hükümdarını nasıl yutmaya çalıştığı, başkentte meydana getirdiği kargaşa gözler önüne seriliyor:

“1563 senesi Eylül ayının 20. Pazartesi günü seher vaktinde Kanuni Sultan Süleyman, Halkalı Deresi civarına avlanmaya gelir. Ancak, havada yağmur görülmeye başlayınca deniz kıyısında bulunan Ayestefanos/Yeşilköy köyünün yakınında İskender Çelebi Bahçesi’ne süratle yetişip buradaki konağa girer.

“Lakin gökyüzünün vaziyeti fevkalade değişince acayip ve dehşetli, göz kamaştıran şimşekler çakmaya, yer ve semayı inleten gök gürültüsü ‘güm güm’ gümlemeye başlar. Dehşetli fırtınalarla birlikte bir gün ve bir gece azalmaksızın yağmur yağar. Yetmiş dört defa çok büyük yıldırımlar iner.

“Öğle namazından sonra Halkalı Deresi’nden derya gibi şiddetli bir sel gelip uğradığı yerlerde bulduğu hayvan ve insanları helâk eyler. Bu kargaşalıkta sel, İskender Çelebi Bahçesi’ni de kuşatıp, saray içine girip temelinden yıkayazar. Padişahı, içoğlanlarından iriyarı bir delikanlı sırtına alıp musandıra (yerden yüksekçe bir dolap) üstüne çıkararak selden kurtarır. Bunun üzerine padişah yüzünü şükran secdelerine sürer. Fukaraya dağıtılmak üzere büyük miktarlarda sadaka verip kurban kestirir. Niçe kez secde-i Sübhân itdüm / Gusfend-i dili kurbân itdüm

“O gece aralıksız yağan yağmur sebebiyle büyük sel suları, henüz yeni yapılmış suyolu kemerlerini süprüntüyle doldurur. Her vadide deniz gibi göller meydana gelir. Biriken sular, kemerler üzerinden aşarak bendlerin temellerine girip binasına zarar verir, yıkar. Gece ortasında Moğlova diye bilinen su kemeri, korkunç bir gürültüyle yıkılır ve öteki su kemerleri de çöker.

“Sel öyle kuvvetliydi ki Kağıthane’deki yüksek çınar ağaçlarının üst dallarında bile selin sürüklediği çer çöp görülebiliyordu.
“Kâğıthane deresinden gelen sel, Ebû Eyyûb Ensârî (r.a.) kasabasına (Eyüp) doğru akıp, Türbe-i şerîfin -ki deniz seviyesine göre hayli yüksekçe bir yerdir- içine dolup yaklaşık yarım metre kadar yükselir.
“Sel suları Haliç’e ve Galata boğazına sığmayınca, sahildeki kasırlar ve şahnişinli evler dayanamayıp yıkılır. Bunlardan sadece çok müstahkem ve sağlam inşa edilenleri kurtulur.
“Sarây-ı Âmire burnunda (Sarayburnu) -ki gayet akıntılıdır- bir haftadan fazla denizin rengi ve tadı değişir.
“Silivri kasabasındaki köprü, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Haramidere’sinde ve her ne yerde sağlam köprüler varsa, bu dehşetli selin şiddetli darbelerine dayanamayıp harap olur.
“Hakk Teâlâ’nın hikmetiyle zuhûra gelen böyle büyük bir afet sebebiyle halk heyecan ve korku içerisinde kalır. Gidecekleri yerlere ancak kayıklarla giderler. Çok meşakkatler ve eziyetler çekilir.
“Bu esnada Halife-i rûy-ı zemîn ü zemân Kanuni Sultan Süleyman Han, halkın emniyet ve huzuru için çalışan bütün devlet adamlarıyla birlikte su kemerlerini ve yıkılan yerleri görmeye gider.
“Başmimar ve başmühendis Sinan Ağa’ya hil’atler giydirip, ‘Bundan gayrı yenileme ve tamirat işleri için ne kadar mal sarfetseniz, verilecektir.’ buyururlar. Ayrıca Kaptan Paşa’ya da ‘emrinde olan iş erleri nöbetle çalışıp bir an evvel tamiratın bitmesine gayret etsinler. Çalışanlara da kanun üzere terakkileri verilsin.’ diye ferman buyururlar. Ekim 1563’te suyollarının tamirine başlanır.”

(Toplam 129 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.