Kardan Korkan Adamlar

0

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,

Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi karlar

Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…

 Cenap Şahabettin’in edebi bir üslupla şiire nakşettiği mısralar, kar’ın bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuşunu tasvir ediyor. Kar’ın insanın hissi dünyasındaki tezahürlerini müteessir bir şekilde seyrettiriyor. Eşini yitirmiş bir kuş gibi kar, kelimeye bürünmüş mısralarda yağmaktadır. Beyaz lerze/kar, toprağa düşerken geçen ilkbahar mevsimini aramaktadır. Kar’ın bu hüzünlü ve hissi tarafı edebiyatımızda Elhan-ı Şita ile yerini alır.

 Kar;  daha minnacık okul sıralarında sesteş kelimelere misal olarak verilir. Yağmurun beyaz hali kar; zararın zıddı kâr. Çoçuk iken çizmemizi ayakkabımızı kar üzerine basar, ayağımızın şeklini çıkarırdık. Uçsuz bucaksız kar yığınlarına bakıp nefesimizi içimize çekip hû diye üflerdik, nefesimiz buhar olurdu. Büyüdükçe kar kokusu içimizde kar korkusuna tebdil eyledi.

Eskiden zemheri derlerdi kışa. Ağustosta gölge kovan, zemheride karnını ovardı. Adını karakış koyduk sonra. Aslında kar bize üşümeyi, sıcak nimetine şükrü, güneşli günleri özlemeyi öğretti. Yazın nimeti meyveler iken kışın en büyük nimeti kar idi. Her nimetin ise külfeti vardı. Lakin şükür ile külfet yükü Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşıla. Yazın sıcakta terleyen, kışın soğukta üşümez.” atasözleriyle hafifletilebilirdi. Külfet korkuya dönüşmesin yeter ki. Allah dağına göre kar verirdi. Hem küçük iken boyundan büyük kardan adam yapıp, burnuna havuç takıp, kömürden düğme dikip yeni bir şey yapma heyecanı nasıl oluyor da korkuya dönüşüyordu.

Yazın sıcaklığında deniz, kum, güneş deyip ısınanlar kar’ın düşmanı mı kesiliyorlardı. Ne acayiptir ki ‘bireyselleşmenin bencileşmek’ haline geldiği bir çağdayız. Kış ile yazın, gece ile gündüzün kıyası nefsi arzularımıza göre yapılıyor. Yaz ile gündüz gösterici, teşhir ederken; kar ile kış setrediyordu. Niçin acaba ibadetlerin en makbulu gecededir. Çünkü, kış için “Müminin ilkbaharıdır.” buyruluyor. Zira uzun geceler hep kıştadır. Riyanın en olmadığı gece karanlığı yine en fazla kışta saklıdır.

Kar ise yazın güneşinde kuraklaşan toprakları örter durur. Toprağa sorsalar kış mı yaz mı diye, herhalde toprak ilk önce kar mevsimi olan kışı seçecektir. Bağrında binlerce nebatatı ihtiva eden toprak, kar sayesinde insanoğluna ilkbahardan itibaren yaza doğru mahsulünü daha verimli şekilde verecektir.

Medyanın kar’a bakışı ise menfidir. Yollar kapanır, trafik kilitlenir, okullar tatil edilir, doğal gaz ödemesi fazla gelir, bu sebeple zam kapıdadır. Tabiatta sadece insan olduğunu farz edesek bu doğrudur. Lakin eşrefi mahluk olan insan tabiattaki mahsule de ihtiyacı vardır. Diğer bir taraftan da ‘küresel ısınma’ gibi şeyler dünyanın kuraklaşacağı komplo teorileri arz u endam ederken kar’dan korkan bir bakış açısı da ne ola ki!

Beyaz lerze/kar, bir nimet vesilesi sayılıp o gözle bakılırsa şikayet de ortadan kalkacaktır. Çoçuklarımıza kardan korkmaması gerektiği söylenirken büyüklerin kar figanlığı yapmaları taaccübe şayandır. Demek ki insan korkularıyla büyüyor. Kar gibi masumluğunu kaybederken büyüdükçe hataları, yerine getiremediği kulluğu beyaz lerzeye/titrek bir kar’a bürünüyor. Ondandır ki yaş ilerleyince, küçükken korkmadan yapılan kardan adamların ta kendisi olunabiliyor. Küçükken yapılan kardan adamlar beyaz bir lerze gibi gönlümüze sözümüze düşer, kar’dan da yardan da kasavet ile şikayet eden bir bakışa ve ifadeye dönüşebiliyor.

Yazı ile kışı; kar ile güneşi nefsani arzulara göre yorumlarken, oysa dünyalık kazançta kâr’a seviniyor, israfa yeterince dikkat ediliyor mu? Vaktimizi naktimizi neye göre şekillendirmeli, sorusu karşımıza bir gece yarısı çıkan kardan adam gibi dikiliveriyor.

Yazdan güze, geceden gündüze asıl korkmamız gerekeni unutuveriyoruz. Hepimiz biliyoruz, hangi mevsim olursa olsun “İki günü müsavi olan zarardadır.” Hadisi şerifini hayata tatbik edersek ne karsızlıktan ne de kar’dan korkarız. Koca koca adamlarız niye kardan korkalım ki!

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.