Bugün Ne Yapmadın?

1

Bir karşılaşma esnasında mükaleme ediyorsunuz. Selamlaştınız. Hoş-beş ettiniz. ‘Nasılsınız’dan sonra, ikinci sualin içinde ben varım: Ne yapıyorsun?

Günün sonunda ise ‘Allah için ne yaptın?’ diye bir sual sordunuz. Bunu tekrar tekrar söylediniz. Öyle ki her şeyi yapmaya başlamıştınız. Lakin kim için ne için?

Anlatayım, yap-ışkan bir kelimeyim. Hemen her yere yakıştırıldım, cümlenin sonuna yapıştırıldım. Bütün meseleniz yapmak ya da yapmamak oldu. Sakın bana, boş konuşma, lafı fazla uzatma kabilinden  ‘edebiyat yapma’ demeyiniz.

Ne yaptınız?

Uğruna her şeyinizi sarf u nazar ettiklerinize ‘Siz ne istediniz de biz yapmadık’ serzenişi ile hitap ettiniz. Emek harcanan bir evlada ‘sen ne istedin de ben yapmadım.” diye eğitim hüsranına sitemkar konuştunuz.

Polis diline de düştük. Olaylar olaylar… Kalabalık toplandı. Bekleme yapmayın, denildi. Buraya park yapmayın, şeklinde söylendi. Sanki oyun parkı yapacaklardı.

Uçak yolculuğu yaptınız. Uçak piste iniş yaptı, dediniz. Oysaki ‘uçak piste indi’ deseniz kafiydi.

Sosyal medya siteleri işi daha da ilerletti. Facebook, Twitter, İnstagram girişlerine ‘giriş yap’ çıkışlara ise ‘çıkış yap’ şeklinde sekmeler koydu. Doğrusu ne mi olmalıydı? Belki de Linkedin’in yaptığı gibi oturumu açın ve oturumu kapatın, şeklinde olabilirdi.

Bir de yıllardır kullanılan ‘banyo yapma’ meselesi var. Aranızda latife bile yaptınız. ‘Banyoyu nereye yapıyorsun?’ Yemek de bile salata isterken ‘ortaya yap’ ricası yükseldi fem-i saadetlerinizden!

Önce bu yapmak nedir, diye kendinize bir sorunuz bence. Yardımcı fiil gibi her kelimenin sonuna ekleyip isimleri fiile çevirmeyin. Lügatlere bakınız.

İnşa etmek, örtmek, çarpmak, kapatmak gibi manalarım en eski devirlere aittir. Eylemek manasında genişledim sonra.

Mutfaklarda pişirmek, meydana getirmek manasında kullandınız. ‘Bana bir sade kahve yap. Avrat var, arpa unundan aş yapar; avrat var, buğday unundan keş yapar.’

İş hayatında düzenlemek, tertip etmek, gerçekleştirmek de manalarım arasındadır ki o yüzden ‘toplantı yapmak’ diyorsunuz.

Bozulan elektronik bir şeyi tamir edince ‘telefonu yaptı, radyoyu yaptı’ diye sevinirsiniz.

İyi ve güzel şeyler üretmek, imal etmek, oluşturmak manasında mimarideki yerimi de aldım. Mehmet Kaplan’ın dediği de budur. “Akıl ile his, hendese ile iman, mimarî eserlerinde en güzel ve en yüksek terkiplerini yaparlar.”

Bir fikri, bir hissi, bir arzuyu harekete geçirince ‘düşündüğünü yapmak’ ile ifade olundum.

Edinmek sahip olmak biriktirmek de vardı, yaptıklarınızın arasında. Mal mülk yapmak, servet yapmak…

Beşeri münasebetlerde davranmak ve davranışı kastettiniz. “Böyle yapmakla bir yere varamazsın, ne yaparsan onu bulursun.”

Bundan sonrası ise basitti aslında bir ismin yanına yapmak fiilini getiriyor her şeyi yapmaya çalışıyordunuz.

Askerlik yapmak, ev yapmak, hile yapmak, yol yapmak, yuva yapmak, iş yapmak, mesai yapmak, yürüyüş yapmak…

En mühimi de hayırla ve iyilikle yan yana yer almamdı. Hayır ve iyilik yapmak…

Kapı komşumuz Arapça’da ise ifa etmek ve işi yapan şahış için ‘fail’ kullanılır. Bütün yapılanlar için, ‘Ef’al-i mükellefin’ diye bir ıstılah vardır ki; akıllı ve bâliğ (ergen) olan müslüman erkek ve kadınlara yapması ve yapmaması gerekenler teklif edilmiştir. Daha o yaştan itibaren ne yapıp ne yapmaması gerektiği bilinir ve ona göre hareket edilir.

Ne mi yapmayın?

Siz siz olun emri vaki yapmayın, habbeyi kubbe yapmayın. Daha da net söyleyeyim, pireyi deve yapmayın, pire için yorgan yakmayın. Hesaba çekilmeden önce mazinin, ‘hal’in, istikbalin veya dünün bugünün yarının muhasebesini yapın.

Derler ki yaptıklarımızın ya cezası ya mükafatı yapmadıklarımızın ise suali vardır.

PAYLAŞ:

1 Yorum

Fikrinizi Belirtin.