Keyfiyet ve Kemmiyet: Topluluğun Bereketi

0

“Kemmiyet keyfiyetle eyler tekâmül”

Güneş. Kara toprağı aydınlatan yıldız.

Buğday. Güneş’in ışıttığı ve ısıttığı topraklardaki bereket.

Altın. Toprak altındaki saklı zenginlik.

Bal. Topraktan güneşe uzanan çiçeklerin kovanlara bağışladığı şifa.

Sarı. Husûsiliğin bollukla harmanlandığı mûtenâ renk. Güneşin, buğdayın, altının, balın rengi.

Ve insanlar. Âşikâr güneşin ve tarladaki başakların emrine sunulduğu insanlar. Kovanlarda ve madenlerdeki güzelliğin kendilerini beklediği insanlar. Onlar ki güneş olup cihana hayat bahşederler. Konuşmaları, bal misali sadra şifadır. Onların ürünü buğday gibi verimli, emekleri altın kadar kıymetlidir.

Az olan her şeye kıymetli denilemeyeceği gibi, çok olana da tersi söylenemez. Nice azınlıkların nice çoğunluklara üstün gelmesi keyfiyetin, ümmetin çokluğuyla iftihar edilmesi kemmiyetin önemini gösterir.

Nicelik (ölçü/miktar) ifade eden kemmiyet ve nitelik (vasıf/husûsiyet) ifade eden keyfiyet kuşun uçmasını sağlayan iki kanat gibidir. Kemmiyet işin maddi yönü, keyfiyetse mânevi yönüdür. İkisinin bir arada bulunması aliyyül âlâdır.

Takım rûhu denilen şey, ruhların anlaşmasıdır. Topluluğu oluşturan fertlerin bağlılıkları, inançları, sevgileri ve coşkuları kovan hayatına benzer. Verimsiz, kuru alanlarda boş boş uçmaz arılar. Bin bir renkteki çiçeklerin büyüsüne de kapılmaz, görevlerini yaparlar. Arılar için işin özü önemlidir. Onlar çiçeğin özüne tâliptir. Kıskançlık etmez, bir yerde faydalanacağı çiçekleri buldu mu arkadaşlarını da oraya çağırırlar.

Sonra dönerler kovanlarına; başlarlar buğday tanelerinin birbirine benzemesi gibi, birbirinin aynı altıgen petekler yapmaya. Fakat bu aynılık inşa ettiklerinin bir sanat eseri olmasına mâni değildir.
Bal olan yerde sinek de bulunur, fakat bu onun altın adını bakır etmez. Erbabı balın sahtesini gerçeğinden ayırır; tıpkı altının kıymetini sarrafın bilmesi gibi. Ama diğerleri de bu değerin farkına varacaktır bir şekilde.

Altın nasıl madende, yerin altındaysa bal da kovanın içindedir. Çoğu kimse bu güzellikten şimdilik habersizdir. Umursamazlar arıların milim milim inşa edip, gram gram doldurdukları petekleri. Oysa onlar her yerdedir. Arının çokluğu, balın kalitesini de düşürmez. Arılar hususidir, yok olurlarsa dünyanın sonu gelmiş demektir.

Altın ateşte, insan mihnette belli olur. Altın anahtar her kapıyı açar ve sıkıntılı zamanlarda kullandığı anahtarla her müşkülün üstesinden gelebilenler vardır. Zaten herkes bal gibi bilir ki başarıya ulaşmak için arı gibi çalışmak gerekir.

Onlar başkalarının görmedikleri, göremedikleri şeylerin farkındadırlar. Ortak bir hedefe muhabbetle yürürler, koşarlar, hatta uçarlar. Aynı yere bakan, aynı yöne ilerleyen kimselerin gözlerini yumduklarında da gördükleri aynıdır.

“Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” şuurundaki arıların peteği işlemesi gibi dört bir koldan görevlerine koşarlar. Zaferle değil seferle emrolunduklarını bilirler. Hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmazlar. Onlar bilir ki “Toplu vurdu mu yürekler onu top sindiremez”. Fetih ruhuna sahip oldukları için dedikoduya, boş işlere vakit ayırmaz, birbiriyle uğraşmazlar. Arının dumandan rahatsız olması gibi, onlar da ateşle ilgili şeylerden uzak dururlar.

Omuz omuza veren, diz dize gelen bu insanlar, birbirini tutan sarsılmaz binalar gibi dayanışma içindedirler. Bilirler ki bir zincirin gücü, en zayıf halka kadardır. Bu yüzden kopması mümkün olmayan altın bir zincire tutunurlar.

Sabah vaktinin bereketiyle çalışkan yüzlerinde tebessüm belirir. Onlar; varlıklarını arılara bağışlayan çiçeklere, altın madenlerini örten topraklara, uçsuz bucaksız buğday tarlalarına güneş doğarken “Güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlı” işlerle meşguldürler. ^

(Toplam 709 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.