Küften Antibiyotiğe, Yüzyılın Keşfi

0

Kanuni Sultan Süleyman’ın kış aylarında sefere çıkan askerlerine hastalanmasınlar diye küflü peynir yedirdiği, arşiv kayıtlarında mevcuttur.  Yine antibiyotik bulunmadan yıllar önce savaşlarda Türk askerlerinin yaralarına küflü peynir sürdükleri batılı gezginlerin kitaplarında yer alır.

Küf mantarı çeşitli toplumlarda tedavi amaçlı kullanılsa da bilimsel anlamda değer kazanması ilk olarak 1871 yılında oldu. Bu yılda J. Lister tarafından küf mantarı bulaşan idrarda bakteri çoğalmadığı ispatlandı.  W. Roberts, 1874’te küf mantarının bakterileri büyütmediğini yazdı. Louis Pasteur, 1877’de küfün şarbon aktivitesini durdurduğunu buldu. E. Duchesne, 1897’de küf mantarının koli basili çoğalmasını engellediğini tezinde yazdı.

Ufak bir kazadan büyük bir buluş çıktı

Bu olaydan yıllar sonra İskoçyalı bilim adamı Alexander Fleming, bakterilerle ilgili çalışmalar yapıyor ve bakterileri öldürecek bir madde arıyordu. Fleming’in penisilini keşfetmesinde küçük bir laboratuvar kazası etkili oldu. Fleming, Stafilikok bakterisini kültür kaplarında çoğaltıyordu. Kaplar yıkanmadan bir ay kadar bekledi. Döndüğünde, küflenen kapları yıkarken birinde küfün çevresinde bakteri büyümediğini gördü. Küfün içerisindeki bir madde, bakterinin çoğalmasına mani olmuştu. Maddeyi küften ayırdı ve ona “penisilin” adını verdi. Penisilin, 1000 kez sulandırılsa bile bakteriyi öldürüyordu. Penisilinle ilgili yayınladığı makalesi ne yazık ki ilgi çekmeyecekti.

Penisilin ilaç olarak denendi ve hayat kurtardı

Florey ve Chain Dr. Paine, 1930’da penisilin ile 4 hastanın göz iltihabını tedavi ettiler, ama bunu yayınlamadılar. Florey ve Chain, 1938’de Oxford Üniversitesi’nde küf mantarından ürettikleri penisilini saflaştırıp farelere enjekte edince, fareler hiçbir zarar görmedi. Sonra, 50 fareye streptokok bakterisi verildi. Farelerin yarısına penisilin enjekte edildi,  diğer yarısına ise edilmedi. Penisilin enjekte edilenlerin hayatta kaldığını gördüler. Yeni penisilin üreterek, kanı zehirlenmiş bir çocuğu tedavi ettiler. Sırtında kan çıbanı olan bir işçi de ölümden penisilinle kurtarıldı. Penisilinle çalışmayı bırakmış olan Fleming,  Florey’den saf penisilin alarak bir arkadaşının hayatını kurtardı. Penisilinin laboratuvarda üretim oranı çok düşük olduğu için büyük bir tesis gerekiyordu.

Florey, 1941’de ilacın büyük bir tesiste üretimi için bir vakıftan destek aldı. Büyütülen tesiste verim arttı ve penisilin üreten bir küf mantarı daha bulundu. ABD’deki küflü bir kavunun mantarı, Fleming’in mantarından 200 kat fazla penisilin üretiyordu. Mantar, x-ışınlarıyla geliştirilince, 1000 kat fazla penisilin üretilmeye başlandı. Penisilin, 1945’te bir milyon hastayı tedavi edecek miktara ulaştı. Yaralı askerlerin % 95’i penisilin sayesinde tedavi edildi.

“Yüzyılın icadı”nda aşırıya kaçmak, hiç de iyi değildi

Fleming peynirde bulunabilen bir küf mantarı çeşidinden kimilerinin “yüzyılın icadı” dediği ilacı keşfetti. Antibiyotiğin keşfi tıp dünyasında yeni bir devrin başlangıcı oldu. Enfeksiyona bağlı ölümlerin büyük oranda önüne geçildi.  Tıp dünyası bu ilacı öyle çok sevdi ki, doktorların reçetelerinin başköşesinde yerini aldı. Yalnız bu durum ilerleyen yıllarda farklı sonuçlar ortaya çıkarmaya başladı. Aşırı antibiyotik kullanımı vücuttaki bazı mekanizmaları bozmaya, bağırsak florasını değiştirmeye ve bağışıklık sistemini zayıflatmaya başladı. Anlaşıldı ki antibiyotik hasta hücreleri tedavi ederken, sağlıklı olanlara da zarar veriyordu.

Doğalını da ilacını da kontrollü almak şart

Peynir küfü doğal antibiyotiktir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde üretilip kuyularda bekletilerek küflendirilen peynirlerde bulunan küf mantarı, bağışıklık sistemi için oldukça faydalıdır. Vücuda canlı olarak alınan küf mantarları bağırsak florasını güçlendirir, mikroplara karşı kalkan vazifesi görür. Fakat doğal peynirlerin dışında kalan küflenmiş peynirler yenilmemelidir. Market raflarında beklemekten küflenen bazı peynirlerin ölümcül etkilerinin olduğu biliniyor.

İlaç olarak mutlaka doktor kontrolünde, doktorun verdiği ölçüde kullanılmalıdır.  Antibiyotiklerin çoğu karaciğer ve böbrekten atılırlar. Gereksiz antibiyotik kullanımı bu organları yorar ve normal işlevlerini yapmalarını engeller.

(Toplam 133 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.