Leylek

0

Leylek sevdasıyla bir bahar günü çıktık yola. İçimizdeki kuş sevgisi, doğa özlemi ve vazifeye bağlılığı ile bilinen leylekleri yakından görme aşkı durduğumuz yerde tutamadı bizi. Kuş gözlemcilerinin Karacabey’de bir araya geldiğini ve 18. Türkiye Kuş Konferansı’nı düzenlediklerini öğrendiğimizde artık durmak mümkün olmamıştı. Bursa Karacabey, Eski Karaağaç Köyü’nde 5-6 farklı kurum ve kuruluşun işbirliğinde gerçekleştirilen geniş çaplı organizasyona, Türkiye’nin son elli yılına şahitlik etmiş çok sayıda araştırmacı ve doğa korumacı da katıldı. Tabi böyle güzel bir fırsatı kaçıramazdık.

Organizasyonun düzenlendiği Uluabat Gölü’nde yer alan Eski Karaağaç Köyü Türkiye’de leylek koruma çalışmalarının başladığı yer. 12 senedir her yıl leylek festivali düzenlenen köy; adeta kuşlarla birlikte nasıl uyum içinde yaşanabileceğini öğretiyor.

Yetişme alanı

Göç güzergâhında bulunan Türkiye’nin sazlık ve sulak alanlarını, gıda ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle kullanan leylekleri, Karacabey’de bizzat inceleme fırsatı yakalıyoruz. Leylekler Afrika’dan yola çıkarak ülkemize, tarım arazilerindeki sulak alanlara, çatı, baca, direk ve ağaç gibi yerlere yuva yapmak için geldiler. Yuva için çöp, dal, toprak ve kâğıt kullandıklarını bizzat müşahede ettik. Binaların çatılarına, bacalarına, ağaçlara, elektrik direklerine, bazen de cami kubbelerine, yıkık duvarlara, kule tepelerine ve kayaların üzerine yuva yapan leylekler, Bursa’nın bu güzel beldesinde su birikintisi ortasında bulunan korunaklı küçük adacıklara da yuvalamışlardı. Tabi bu, nadiren görülen bir durummuş.

Leylekler, yeryüzünün büyük ormanlık alanlarla kaplı olduğu zamanlarda, yani eskiden ormanlıkların kıyılarında, göl, dere ve vadi yakınları gibi açık arazilerde yaşıyorlardı. Bu arazilerin azalması ile leylekler konaklayacak açık alanlar aramaya başladılar ve bazen insanların yerleşim yerlerine yakın yalnız bir ağaçta, bazen de çatıların üstünde sap ve sazdan yapılmış, yumurtlamaya elverişli yuva yerleri keşfettiler.

Hatay üzerinden yüksek rota ile giriş

Çocukluğumuzda hayretle bakmışızdır; leyleklerin geniş kanatlarıyla yükseklerden süzülmelerine… Neden göç ediyorlar, gidiyorlar, acaba bir kusur mu işledik, diye çocuk aklımızla hayıflanmışızdır. Kusur işlemediğimiz gibi hayıflanmamız da son derece beyhude imiş. Çünkü bu gitmeler ve gelmeler vazifeye bağlılığın timsali leylekler için hayatı idame ettirebilmelerinin yegâne şartıymış.

Metrelerce yüksekten uçan ve çizdikleri rotadan şaşmadan devam eden leylekler, her yıl yakınlarımızda konaklıyorlar. Leylek ve karaleylek Türkiye’ye Hatay üzerinden giriş yapıyor. Ancak fazla beklemiyorlar. Çünkü onlar Türkiye için yaz göçmeni konumundalar. Yaz göçmeni olanlar ilkbaharın gelmesiyle kışı geçirdikleri bölgelerden ayrılarak yumurtlama dönemini (ilkbahar-yaz ayları) geçirecekleri ve yavrularını büyütecekleri alanlara göçerler. Sonbaharda da yavrularıyla birlikte kışı geçirecekleri bölgelere dönerler.

Eğer göç dönemine denk geldiyseniz; leyleklerin kanat çırpmadan, süzülerek uçmaları ve dönerek yükselmeleri mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. En kaygısız olduğum yıllarda, yani ilkokul dönemimde, küçücük beynimi yakan problemlerden birisi buydu. Nasıl oluyordu? Artık yıllardan beri zihnimizi kemiren sıkıntılardan kurtulmanın bahtiyarlığı içerisindeyiz. Çünkü öğrendiğimize göre Hazreti Allah tarafından yorucu ve tehlikeli göçlerini gerçekleştirmek üzere kuşlara, pek çok güzellikler verilmiş.

Leyleklerin İrtifası

Uzun mesafeleri en az enerji harcayarak kat etmek için, kanat çırpmadan, süzülerek uçmaları da bu minvalde bir davranış. Yine buradaki uzmanlardan leyleklerin gündüzleri yükselen sıcak hava akımları ile yükseklik kazandıklarını ve bu sıcak hava sütununun içinde dönerek yükseldiklerini öğreniyoruz. Termalin derecesine göre belirli irtifayı yakaladıktan sonra, bir sonraki termali yakalayana kadar alçalarak süzülüyorlar. Bu vesileyle rotalarına ilerlerken çok az enerji harcamış oluyorlar. Uzmanlara göre termaller olmasaydı, leyleklerin sadece kanat çırpmayla göçü gerçekleştirmeleri, enerji problemi sebebiyle imkânsız veya çok zor olurdu. Termallerin deniz, göl gibi su kütleleri üzerinde oluşmaması ise onların göç rotalarını karaya endekslemiş. Bütün bunları öğrenince bilginin verdiği mutluluğun tadına bir kez daha varıyoruz.

Kuzeye ilerlerken, Akdeniz’i kanat çırparak geçemeyeceklerinden, batıda Cebelitarık Boğazı; doğuda ise, kara üzerindeki en kısa rotadan, Doğu Mısır, İsrail, Lübnan üzerinden Rift Vadisi’ni izleyerek, Martın başından Mayıs sonuna kadar Hatay’a ulaşıyorlar. Geç gelen leylekler, o yıl yumurtlamayacak genç ergenler. Yavru yetiştirmek için zamanla yarışan büyük leyleklerin az bir kısmı, Doğu Karadeniz’in kuzeyi hariç Hatay üzerinden Türkiye’nin tamamına dağılırlar. Tam bu tarihlerde Hataylılar veya herhangi bir sebeple Hatay’da bulunanlar bunu sıklıkla gözlemlemişlerdir. Geriye kalanlar ise, kuzeybatı yönünde göçe devam eder. Denizin en dar olduğu noktadan (İstanbul ve Çanakkale Boğazı üzerinden) Avrupa’daki bölgelerine ulaşırlar.

Türkiye’de nasıl besleniyorlar?

Temel beslenme bölgeleri sulak alanlar olan leylekler çok farklı şekillerde besleniyor. Ve bizzat bu durumu müşahede etmek için Karacabey’deki Longoz Ormanlarından sazlık alanlara süzülüyoruz. Üç günlük araştırma ve gözlemlerimizin neticesinde leyleklerin; omurgasızlar (sülük, solucan, salyangoz), balıklar, hem suda hem karada yaşayanlar (kurbağa, semender), sürüngenler, fare, köstebek ve yavru tavşanlarla beslendiklerini büyük bir merak ve heyecanla izliyoruz.

Düşünün! 7 bin kilometrelik yolunuz var ve 3.5 binini tamamlıyor, bir molaya ihtiyaç duyuyorsunuz. Nerede durursunuz? Aslında cevabı gayet basit; konar-göçer bir milletin temsilcileri olarak binlerce yıldır bunların nasıl yapıldığını ve nerede yapılacağını gayet iyi biliyoruz. İşte leylekler de beslenme ihtiyaçlarını giderebilmek için çayırlar, sığ su birikintileri, göl ve akarsu kenarlarına ihtiyaç duyuyorlar. O yıl çorak ve kurak geçse bile bu alanlar bütün bir sene boyunca gıda açısından verimlidir. Yaz mevsiminin kurak geçtiği dönemlerde ağırlıkla tarım arazilerinden beslenirler.

İber Yarımadası, Balkanlar ve Anadolu’da hayat süren leylekler bunun dışında bozkırlar, pirinç tarlaları gibi alanları da beslenme maksadıyla kullanırlar. Hayvanlar âleminde zaman zaman bazı besin kaynakları artış gösterir. Böyle durumlara kuşlar hemen ayak uydurarak yeni ve kolay hedeflerine yönelirler. Bu duruma, farelerin fazla olduğu yıllarda leyleklerin ana besin kaynağı oluşturmalarını misal verebiliriz.

Neden Karaağaç?

Leyleklerin neden her yıl, yoğun bir şekilde özellikle burada konakladığını soruyoruz. Leyleklerin avlanırken en çok ihtiyaç duyduğu organları gözleri. İşte bu sebepten avlanmasını güçleştiren yoğun bitki örtüsünün olduğu alanları değil de daha sade ve avını bulmasını kolaylaştıracak arazileri tercih ediyorlar. Beslenmek için otlaktaki suyun kenarında veya bir kemirgenin yuvasının başında hareketsiz, gagası avına yönelmiş şekilde dikkatlice beklediklerini görüyoruz.

Yavruların beslenmesi

Yumurtadan çıkan yavrular ilk günlerde solucan ile beslenirler. Ebeveynler yavrularını yuvanın zeminine kusarak beslerler. Yavruların iyi beslenmesi için yetişkin leylekler günde 10 saatten fazla onlara besin arayabilirler. 4 yavrulu bir leylek çiftinin, yavrularına 3 kilogram yiyecek tedarik etmesi gerekir. Leylek, besin bulmak maksadıyla yuvasından 500 metre uzağa gider. Hatta Almanya’da yapılan son araştırmalar göstermiştir ki besin bulamadığı zaman yuvadan 10 kilometre kadar da uzağa gidebilir.
Etle beslenen diğer kuş türleri gibi leylek de hazmedemediği bölümleri kusarak vücudundan dışarı atar. Leyleğin biyolojik yapısından da anlaşılacağı üzere bu atıklar oval veya küre şeklindedir ve kemik, tırnak, kıkırdak, bazı kabuk parçaları gibi sert maddeleri veya kıl, tüy gibi yumuşak materyalleri içerir. Bu kusma işlemine pelet çıkarma denir.

Yumurtlama çağı ve biyolojik yapısı

Hatay’da gözlemleyeceğiniz hadiselerden biri de genellikle yuva alanına ilk gelenlerin erkekler olduğu ve yaklaşık bir hafta içerisinde de dişilerin gelmesidir. İlk gelenler, en uygun yuvalara yerleşir. Bazen leylekler bir önceki yılın yuvalarını kullanmaya devam ederler, yuvalarını onarırlar veya büyütürler. Eğer gelen leylek kendisi için boş yuva bulamazsa yeni bir yuva yapmaya başlar. Yeni yuva 8 gün içerisinde yapılabilir. Yuvaların dış kısmı, ağaç dalları ve çalılardan oluşur. İç kısmında ise ot demetleri, saman, poşet, bez parçaları, toprak ve kâğıt gibi malzemeler kullanılır. Yuva malzemesi olarak kullanılan naylon poşet parçaları yumurtadan çıkan yavrular için tehlikelidir. Leyleklerin yuvalarını her yıl onarıp, büyüterek yıllarca kullanması sonucunda yuva çok büyük ağırlığa ulaşır.
Ortalama 500 kilo olan leylek yuvalarının ağırlığı bazen 2 ton olabiliyor. Yuvanın yüksekliği ortalama 50-150 cm arasında değişmekle birlikte bazen 4 metreye ulaşabilir. Leylek yuvaları küçük kuşların da işine yarar, çünkü onlar da dallar arasındaki boşluklara kendi yuvalarını yaparlar. Leyleklerin alt komşuları arasında en sık rastlanan ev serçeleridir. Bazen bir düzineden fazla serçe leylek yuvasının alt dallarına yuva yapabilir.

Silifke ve Osmancık gibi yerlerde çeltik tarlalarında çalışanlar bilirler. Baharda gelen leylekler küçük gruplar halinde kümelenerek onlara bir müddet komşuluk yaparlar. 10-20 yuvadan oluşan koloni şeklindeki yuvalar, yeterli besinin bulunduğu çeltik tarlaları için yerleşim yeri gibidir. Bazen de çok dar bir alanda, örneğin elektrik nakil hattındaki direklerde veya geniş bir ağacın dallarında merdiven basamakları şeklinde yuva yapabilirler. Bizim burada gördüğümüz yuvalar ise arazi şartlarından olsa gerek çok çeşitliydi. Ağırlıklarını ölçme imkanımız olmasa da bayağı heybetli duran yuvaların yükseklikleri ortalamanın üzerindeydi. Karaağaç bölgesinde elektrik direklerine, çatılara, cami kubbelerine kurulan yuvalara rastladık.

Ebeveyn Kontrolü

Yumurtadan ilk çıkan yavru genellikle kendisinden sonra yumurtadan çıkan kardeşlerinden daha büyük ve güçlü olur. Ebeveynler yaşayamayacak kadar güçsüz ve hasta yavruları yuvadan atabilirler. Yavrular yumurtadan çıktıklarında kendi vücut ısılarını koruyamayacak durumdadır. Ayrıca hareket yetenekleri de yoktur, çünkü ayaklarının üzerinde duramazlar. Bu nedenle yuvada geçirdikleri süre boyunca, koruma ve beslenme açısından anne ve babalarına muhtaçtırlar. Yauvada uçana kadar geçirdikleri süre 58-64 gündür. Soğuk havalarda üzerine yatarak, sıcak havalarda da üzerine gölge yaparak yavruların vücut ısılarını korumaya çalışırlar.

Leylek 20-30 yıl kadar yaşayabilir. Bilinen en yaşlı leylek, halkalama çalışmalarından elde edilen bilgilere göre 39 sene yaşamış. Yavrular genellikle 3-4 yaşında olgunluğa ulaşır. Dolayısıyla ergenliğe eriştiklerinde, yumurtlama amacıyla kuzeydeki alanlarına geri gelirler. Ancak nadiren 2 yaşında da yumurtlayabilirler ve ülkemize geri gelebilirler.

Kışlama dönemi içinde besin yoğunluğundaki farklılığa bağlı olarak Afrika’nın ortası ve güneyi arasında yer değiştirebilirler. Kış döneminde Afrika’daki iklim şartları leyleklerin yıl içindeki göç hareketlerini etkiler. Örneğin kışın uzun sürmesi ile leyleklerin kışladıkları alanlardan ülkemize gelmeleri gecikebilir. Geç gelen bahar ile birlikte kuluçka dönemi de gecikir. Bu durumda yumurtanın içindeki yavru gelişemez ve yumurtadan çıkamayabilir. Bunun sonucunda o yıl üreme gerçekleşemeyebilir. Çünkü yumurtadan çıktıkları dönemde besin artık baharın erken geldiği dönemlerdeki kadar bol değildir.

Yavru Ölümleri

Buradan edindiğimiz bilgilere göre; uzun süren kuraklık neticesinde besin miktarlarının azalması sonucu yavru ölümlerine sık rastlanırmış. Ayrıca uygun miktarda ve özellikte besin bulunsa bile, yavrular yumurtadan geç çıktıkları için, ağustos ayında göçe hazır hale gelemeyebilirler. Bunun yanı sıra yaz aylarında aşırı yağan yağmur, yavruların zarar görmesine hatta ölümlerine sebep olabilir. Yavrular vücut ısılarını kaybederler, beslenemezler ve ne yazık ki yuvalarından uçamadan ölürler. Uygun iklim şartlarında ve ılıman geçen yaz aylarında besin kaynakları bol olur ve bu durum leyleklerin başarılı bir kuluçka dönemi geçirmelerini sağlar.

Araştırmalar 80’lerin sonundan itibaren her yıl artan sayıda leyleğin Avrupa’nın kuzeyinde yavru büyüttükten sonra, Batı Avrupa’da Fransa ve İspanya’da kışı geçirdiği ve Afrika’ya dönmediği görülmüş. Bunun temel nedeni açık çöplüklerin ve kışın sulak alanların yeterli besini bulundurması, bölgelerinde daha ılıman geçmeye başlayan kışlar ve Afrika’da kışlama alanlarında, besin açısından çok elverişli olmayan iklim şeklinde açıklanmış. Yani yer altı ve yer üstü sömürülen Afrika’ya leylekler de göçü azaltmışlar.

Leylekleri göç sırasında besin azlığı, avcılık, çevre kirliliği gibi pek çok tehlike bekliyor. Bu sorunlar yeterince zahmetli olan göçü, çoğu zaman imkansız hale getiriyor ve göç döneminde çok sayıda leylek ne yazık ki ölüyor. Hayatı paylaştığımız leylekleri, sadece üreme mevsimlerinde değil göçleri sırasında da muhafaza etmek, tabiata da insanlığa da tebessüm ettiren bir davranış olacaktır.

Kuşların Şeyhi Leylek

Kuşlar güzel şeylerdir, fakat leyleğin yeri nedendir hep ayrı tutulur. Kimilerine göre; ömrü laklakla geçer, Batı kültüründe uğur getirdiğine inanılır. Bir çocuk için; yeni doğan küçük kardeşin üretici firma, yalanıdır. Avcılara göre; vurulmaması gereken kuşlar kategorisindedir. Çiftçilere göre; tarıma zararlı canlıları yediği için dosttur. Eski Yunanlılara göre; vazifeye bağlılığın timsali olmuşlardır. Mevlana’ya göre ise leylek: Kuşların şeyhidir. Bir gazelinde Mevlana diyor ki:

Leylek kuşların şeyhidir. Onun “lek lek” demesi ne demektir biliyor musun?
Allah’ım! Hamd senindir. Şükür senindir, mülk de senindir, demektir.

Tatlı bir tavrı olan leylek; karşılaşıldığında sanki kadim uygarlıklardan topladığı bilgeliğini arz-ı endam ediyormuş gibi durur. Öyle bir şeyleri dikte edercesine değil, küçük istihza içeren bir hoş görü ile. Adeta hayreti mucip bir şekilde ne kadar yalnız, mutsuz, hüzün dolu, aciz bir durumda olduğumuzu biliyor, bunu idrak ediyor ve hoş bir seda ile şefkatini sunuyor bize.

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.