Mahallenin Ortasındaki Gölet

0

Gazeteyi eğip, gözlüklerin üstünden baktı. Eşi, elinde tepsiyle karşısında duruyordu. Tepside çay ve şekerden başka bir de tükenmez kalem vardı. Bulmaca için getirdim dedi Kadriye Hanım. İsmail Bey çayı aldı. Tek şekerini atıp karıştırmaya başladı. Kalem kalsın, dışarıya çıkacağım dedi. Eşi hayırdır sen hafta sonu kukumav kuşu gibi oturur evden çıkmazdın der gibi baktı. İsmail Bey otuz yıllık evliliğin bir getirisi olarak eşinin ne demek istediğini bakışlarından anladı. Ama yine de bir açıklama yapmadı.

Çayın ardından asansör ile apartmanın en alt katına indi. Asansör boşluğu, iki göz depo ve küçük bir holden oluşan –eski tabirle- bodrum kat, Bayezid meydanından farksızdı. Bisikletler, bebek arabaları, yürüteçler, lastikler, mangallar, koliler… Aylar önce koyduğu hortumu, eşyaları bir müddet karıştırdıktan sonra zar zor buldu. Asansör ile tekrar ikinci kata çıktı. Sokağa en yakın musluk, mutfak musluğu olduğu için hortumu önce oraya takmaya çalıştı. Tabi hortum, mutfak musluğuna uygun düşmedi. Diğer en yakın musluk olan tuvalet musluğuna takmak zorunda kaldı. Diğer ucunu balkondan sarkıtmak istiyordu ki boyu yetmedi hortumun. Ancak balkon kapısına ulaşabiliyordu. Hortumu gerisingeri topladı. Kapıdan çıkarken eşinden banyodaki temizlik kovasını getirmesini istedi. Kadriye hanım evin içinde neler olduğunu anlamamıştı. Ne yapacaksın kovayı diye sordu. İsmail Bey, arabayı yıkayacağım dedi kısık sesle. Araba yıkamak için kova yok evde İsmail Efendi deyip kapattı kapıyı. Az paraya kıy da yıkamacı kazansın homurtusu apartmanın merdivenlerinde birkaç kere yankılandı.

Mecburen nalburun yolunu tuttu İsmail Bey. Yolda memleketini özlediğinin farkına bir kez daha vardı. Memleketimin yıkamacısı bile başka be, metropol olunca fiyat on katına çıkıyor, 25 liraya araç mı yıkanır dedi içinden.

Nalbur üç çeşit hortum çıkardı tezgâha. İyisi, kötüsü, idare ederi… İyisinden, kaç metre, on beş, bir şey olursa getiririm, başım üstüne, bir de kova, e tabi fırça, hesap, kırk, olmaz yahu, otuz beş, tamam, Allah bereket versin. İsmail Bey dükkândan çıktığında araç yıkamacıya vereceği paranın on lira fazlasını vermenin şoku içerisindeydi. Olsun yahu dedi. Her seferinde almayacağız ya. Bir sefer al, ömürlük kullan diye teselli etti kendini.

Hortum, tuvaletten balkona, oradan da balkonun hemen altındaki arabasına kadar ulaştı. Kovası, fırçası, lastik botları ve bulaşık deterjanı ile tam bir yıkamacı gibi olmuştu. İkinci kata doğru seslendi. Hatuuun! İlk aldığı günden beri beyaz kelebeğim derdi arabasına. Kadriye hanım balkona çıktı. Şu suyu açıver de yıkayalım beyaz kelebeğimizi dedi. Eşi, o deterjanı mutfaktan mı aldın sen diye söylene söylene içeri gitse de, İsmail bey neşeliydi. Araba yıkama masrafına son veriyordu ne de olsa.

Su, parmaklarının arasından fışkırdıkça hoşuna gidiyordu İsmail Bey’in. Enikonu dört bir tarafına tutuyordu suyu. Tavanına, aynalarına, tamponuna, çamurluklarına, tekerleğine, paspaslarına… Araba ıslandıkça keyfi yerine geliyordu sanki. Kadriye Hanım’a yine seslendi. Suyu kapatıversene. Köpüklemeye geçince daha da keyiflendi. Fırçayı kovanın içinde suya daldırdıkça köpükler artıyor hatta kovadan taşıyordu. Köpük ne kadar çok olursa artık griye çalan kelebek o kadar beyaz olacaktı onun gözünde. Tam fırçayı ön cama sürecekken köşedeki binadan emekli Binbaşı Hasan Vezir’in sesi duyuldu. Hortumla araba mı yıkanır İsmail Efendi diyordu binbaşı. Yarım saattir seni izliyorum bir ton suyu israf ettin. Hem Allah israf edenleri sevmez. Kendini hala köyünde sanıyorsun galiba. Büyükşehir burası. Haberleri izlemiyorsun galiba. Barajlardaki su seviyesi yüzde ellinin altına düşmüş diyorlar. Aldırmadı İsmail Bey. Pek anlaşmazlardı zaten. Mahallede arabaların park yerlerinden, kanalizasyon tıkanmalarına; ağaçları korumadan balkonlardan bir şeyler silkeleyenlere kadar her şeye karışıyordu binbaşı. Binbaşının her zamanki halleri diye düşündü. Binbaşı pencereyi kapatıp tülü düzeltirken ben yapacağımı bilirim der gibi başını sallıyordu.

İsmail Bey köpüklemenin ardından bir kenara oturdu. Çamurun, kirin, pasın daha iyi çıkması için köpüklü bir şekilde beklemeliydi araba. Bir müddet, köpüklerin süzülürken beraberinde akıttıkları kiri gözleriyle takip etti. Sonbaharda yaprakların döküldüğü gibi süzülüyordu köpükler. Cuma namazında hocanın günahlarla ilgili anlattıkları geldi aklına. Kirlerin iyice kabardığına kanaat getirince eşine bir kez daha seslendi. Suyu açıver hatun. Bundan sonrası onun için tam seyirlikti. Hortumun ucundan arabaya ulaşan su, köpükleri parçalıyor, dağıtıyor, yere akıtıyordu. Tavandan yanlara geçti. Ön kaput ile bagaj kapağını duruladı. Tekerleklerin sırası en sondaydı. Arabanın üstünde tek köpük kalmamış hepsi asfaltın üzerinde birikmişti. Mahallenin ortası küçük bir göle dönmüş deseler yeriydi yani.

İşte tam da bu sırada, nereden çıktıkları bilinmez, aniden zabıta ekipleri damlayıverdiler sokağın başına. Önce çelimsiz iki memur indi tepesinde mavi ışığı dönen araçtan, sonra iri kıyım amirleri. Amir elinde telsiziyle mahallenin ortasındaki küçürek gölün kıyısına kadar ilerledi. Siyah rugan ayakkabıları suya değdi değecek. İsmail Bey bir an başını kaldırıp binbaşının penceresine baktı. Kimseyi göremese de Hasan’ın tülün ardında olduğunu adı gibi biliyordu.

Amir ayağının ucuyla suya dokunarak nedir bu diye sordu. Cevap beklemeden yağmur yağdı da benim mi haberim yok diye ünledi. Sonra İsmail Bey’e dönerek hakkınızda şikâyet var beyefendi dedi. O an, İsmail Bey küçüldükçe küçüldü sanki. O kadar küçüldü ki ayağındaki lastik çizmelerin içinde sığar oldu bir müddet. Neden sonra oradan çıktı da buyurun beyim diyebildi ancak. Sokakta araba yıkamanın 856 sayılı… diye başladı amir; 88 Türk lirası 18 kuruş cezaya çarptırıldınız diye bitirdi konuşmasını. Ceza ihbarnamesini eline tutuşturup hızla uzaklaştılar sonra. Giderken de köpüklü su göletinin tam ortasından geçtiler. İsmail Bey bir kâğıda baktı bir de göletin bir sağa bir sola savrulan minik dalgalarına. İçinden 88 lira tamam da dedi, 18 kuruş da ne oluyor.

Arabayı kurulamadan kovasını fırçasını toplayıp çıktı eve. Kapıyı açan Kadriye Hanım, yıkama malzemelerini eve getirme aşağı depoya indir diyecekti ama eşinin yüzünden düşenin bin parça olduğunu görünce vazgeçti. Ne oldu İsmail Efendi diye sordu. Hiç sorma dedi İsmail Bey. Arabayı almak için uğraştığı günleri düşündü. Sonra sigortasını, vergisini, bakımını düşündü. En son da kar lastiklerini, yaz lastiklerini düşündü. İki sene önce arabayı alırken “Zor İş” demiştim; meğer arabayı almak değil arabayla yaşamak zor işmiş.

(Toplam 103 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.