Nisan Yağmuru Değil Mermi Yağmuru

0

Pervane kelebeklerinin ışığa koştuğu gibi seve seve vatan müdafaasına koşanlar vardı. Aylarca vatanın her karış toprağını arşınlayarak menzile ulaşanlardı bunlar. Geride bekleyen analara, yârlere ve evlatlara muhabbet duysalar da dönmeyi düşünmeyenlerdi. “Git oğul git; ya gazi ol ya şehit!” diye evlatlarını cepheye uğurlayan anaların evladıydılar. Yalnız bu uğurlama; nereye gideceğini bilmeyen bir saat sarkacının, nereye gideceğini bilen akrep ve yelkovanı uğurlaması gibi bir uğurlama değildi. Burada akrep de yelkovan da sarkaç da her şeyin farkında ve vatan müdafaasının şuurunda idi.

O yıl bereketli yağmurlarıyla bilinen “Nisan” ayı; 1915’te mermileriyle, şarapnelleriyle, bombalarıyla yağmur olup Mehmetçiğin üzerine yağıyordu. Bu günleri, günlüğüne ilmek ilmek işleyen Komiser Ahmet Halit Üngör, bize Çanakkale’nin detaylarını veriyordu. Kendisi Balkan, Mısır, Kanal ve Çanakkale savaşları gazisiydi. 7 Nisan-20 Haziran 1915 arası Fransızlara karşı Kumkale’de savaşmıştı. Daha sonra İngilizlere karşı mücadele vermiş ve Zığındere’de yaralanıp gazi olmuştu. Bir önceki sayıda mektubunu işlediğimiz, Hasan Ethem’in kardeşi Ahmet Halit Üngör, 1893-1948 yılları arasında yaşamış ve savaş madalyası almıştı. Hatıralarında geçen Kur’an-ı Kerim, Çanakkale Anıtı Müzesi’nde sergilenmektedir. Savaş alanında, toplardan, güllelerden ve havada çarpışan mermilerden bir lahza fırsat bulup da tutmuş olduğu günlüğe bir göz atalım:

7 Nisan 1331/1915

Alayımızla Beylerbeyi’nden Selimiye kışlasına geldik. Bir gece yattık. Saat 18.00’de arabalı vapurla Haydarpaşa önünde demirli bulunan Gülcemal vapuruna nakledildik ve Çanakkale’ye hareket ettik.

8 Nisan 1331/1915

16 saat yolculuktan sonra saat 8.00’de Çanakkale’ye geldik. Yürüyüşe başlayarak Kepez Föyü, Erenköy’ü geçerek boğazın Anadolu kısmında Çıplak Köyü’nde palamut ağaçları içinde çadırlı ordugâh kurduk, çadırları maskeledik.

Fransız, İngiliz, Rus, Yunan; düşman zırhlılarından mürekkep donanma saat 7.00’de boğazı geçmek için hücum ettiler. İki saat süren muharebeden sonra zayiat vererek geri çekildiler.

9 Nisan 1331/1915

Bir düşman tayyaresi geldi. İlk düşman tayyaresi bu idi. Bir bomba attı, zayiat yoktur.

14 Nisan 1331/1915

Yatıyorduk, zırhlıların şiddetli ateşiyle uyandık. Kumkale’ye Fransızlar asker çıkardı. Koşar adımla, mermi yağmuru altında ve avcı hattı ile Beşike Limanı’nda siperlere yerleştik. Düşman buraya ihata yapmadı. Kumkale’de göğüs göğüse muharebe oluyor. Saat 16.00’da taburumuza, Kumkale’deki düşmanı denize dökme emri verildi. Bir saat kadar silahla, sonra süngü ile hücum yaptık ve 17.15’te başladığımız savaşı 21.00’de karanlıkta bitirdik.

15 Nisan 1331/1915

Sabah ortalık aydınlandı, düşmanın topraklarımızı karanlıkta boşaltmış olduğunu gördük. Binlerce Fransız askeri, silah ve hayvan leşleri dolu idi. Ölü bir Fransız sömürge askeri üzerinde çıkan “Mushaf-ı Şerifi” bir hatıra olmak üzere aldım.

16 Nisan 1331/1915

Kumkale köyü mezarlığı içinde lahit taşlarını kaldırarak istirahat etmek üzere askerlerimi taksim ettim. Ben de bir mezara girdim. Tabur kumandanı Binbaşı Şevki, askerleri heyecana düşürmek suçu ile iki askeri kurşuna dizdirdi.

17 Nisan 1331/1915

Mezarlık içinde iken ağabeyimin Tabur Kumandanından: “Hayat-mematı sorulan İhtiyat Zabit Namzedi Ethem şehit düştü” diye yazılı telgrafı aldım.

18 Nisan 1331/1915

Kumkale’de müstahkem kale içini bir manga askerle gözcülük nöbetini aldım.

29 Nisan 1331/1915

Sıtma tutuyor. “Türk Harp Madalyası” ile taltif edildim.

6 Mayıs 1331/1915

“Harp Mecmuası” (No. 22, s. 351) şehitler kısmında ağabeyim Ethem’in fotoğrafı altına: Kolordu 3, Alay 57, Tabur 2, Bölük 6 İhtiyat Zabit Namzedi Ethem Efendi 6 Mayıs 1331’de şehit oldu yazılı. Ben ise 17 Nisan’da telgraf aldım. Bu yanlışlığı henüz öğrenemedim.

16 Haziran 1331/1915

Kumkale’den eski ordugâhımız Çıplak’a çekildik.

19 Haziran 1331/1915

Aldığımız emirle ve cebri yürüyüşle Çanakkale’ye geldik, Rumeli sahiline geçtik.

21 Haziran 1331/1915

Kirte Köyü ilerisinde Zığındere’de muharebe giriş yerlerimiz gösterildi. Sıçan yollarından (kazılmış gizli yol) karanlıkta savaşa girdik. Sabaha kadar çarpıştık. Karşımızda İngilizler vardı.

22 Haziran 1331/1915

Saat 10.00. Tel örgüleri önünde yaptığımız bir hücum esnasında boğazımdan yaralandım. Mitralyöz kurşunu ile olduğunu zannederim. Kurşun, omuzumda asılı çantayı delerek geçti. Bu çanta ve kanlı gömleğimi bir hatıra olmak üzere sakladım. Bölüğüm kâmilen denecek derecede şehit ve yaralı ile zayiat verdi. Yüzbaşım Fahri, Mülazım Ethem şehit oldular.

Tam 102 yıl önce Çanakkale’nin, Çanakkale ile birlikte vatanın her karış sahasının ahvali böyleydi. Daha dün diyebileceğimiz bir zaman zarfında yaşanan bu acı hadiselere dünyanın dört bir tarafından gelen, adını sanını duymadığımız milletler dâhil olmuştu. “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” olan bütün bunlara karşı ise Mehmetçik göğsünü siper ederek şehitler tepesini boş bırakmıyordu. Bugün bizden vatan razı olacak; nefer şehit ordu gazi olacak düsturuyla hareket ederek; etten ve kemikten bir duvar örüyor ve Çanakkale’yi düşmana dar ediyordu. Destan yazılan bu anı ise Arif Nihat Asya şöyle ifade ediyor:

“Şehitler tepesi boş değil,

Biri var, bekliyor…

Ve bir göğüs nefes almak için

Rüzgâr bekliyor.”

Share.

YORUM YAZ