Ödül ve Ceza Nasıl Olmalı?

1

Öğrencilerini ne cezayla tehdit, ne de mükâfatla ödüllendirmeyerek, bu şekilde okul içine düzen ve nizamın, ahlâk ve terbiyenin, çalışmaların güzel bir şekilde başarılacağını düşünmüşsün. Ne güzel hayal! Bu mutluluğu kim istemez… “İyiliği seven insana ödül vermenin ne gereği vardır? Görevini yerine getiremeyen bir çocuğun, arkadaşlarının önünde utanmasından, öğretmeninin hoşnutsuzluğunu kazanmasından dolayı duyduğu pişmanlıktan büyük bir ceza düşünülebilir mi?” diyorsun. Ödül ümidi, ceza korkusu gibi şeylerin pek sıradan ve basit teşvikler olduğunu da sözlerine ekliyorsun. İşin daha ilerisine giderek ödülün, onu kazanacak çocuğun böbürlenmesine; cezanın çocuğun eziklik duymasına sebep olacağını söylüyorsun. Kısacası, şu iki terbiye aracının çocukların kalplerinde ortaya çıkaracağı kötü duyguların tasvirinden çok acıklı bir manzara oluşturarak ortaya koyuyorsun.

Şu aldığın kararlarında isabetli olmadığın bence açık olsa da, bu hayal ve planlarına şaşırmadım asla! Çünkü sen gençsin. Senin yaşında olanlar, iyilikte kesin bir kuvvetin varlığına inanırlar. İnsan hayatını pek az incelemişlerdir. İnsanları, hatta kendilerini bile iyice bilmezler. Çocukları daha az tanırlar. Kitapların fen ve sanatı vardır, ama insan davranışlarının kesin bir fenni, sanatı yoktur. Gençlikte insan, ahlâkça bir mükemmelliği hayal edip planlar. Bunun uygulamasını da ahlâkla ilgili yazılmış kuralların, prensiplerin güzel güzel okunup anlaşılması gibi kolay zanneder. Lâkin iş böyle değildir.

Biz tecrübeli öğretmenler anladık ki gerçek hikmet ve akıl, ulaşılması imkânsız bir dâhice mükemmellikle uğraşmaktansa, tahsil ve eğitimlerini üstlendiğimiz çocukların olgunlaşıp yetişmeleri için ciddî, hakikî önlemler almaya çalışmakmış.

Şunu bil ki, adamlar genellikle büyücek çocuk, çocuklar da küçücük adamdırlar. Zira çoğunlukla, yaşlılarda çocukça hareketler; çocuklarda ise yaşlılara mahsus tavırlar gözlenir. Gerek iyilik, gerekse kötülük konusunda büyük yaştaki adamların fiil ve hareketlerini teşvik eden şeylerin hepsi çocuklarda da vardır. Bunu görmemek, bilerek körlüğü kabul etmektir. Görüp aldırmamak ise gaflettir. İşte, bunu hem görmeli, hem de aldırmalı. Çocuğu iyiliğe yönlendirmenin çaresi neyse onu yapmaktan geri durmamalıdır. Bir öğretmenin görevlerinden birisi de budur.

Bir kere, insanlara araştırıcı bir gözle bak. Uzağa gitmeye ne hacet, kendini yokla! Ne buluyorsun? İçimizde ümitsiz, korkusuz hareket eden kim vardır? Şüphesiz, servete, mal ve mülke, şan ve şerefe, sevgiye, iyilerin gördükleri saygınlığa kayıtsız kalan insanlar vardır. Fakat erdemlerine, çalışmalarına karşı maddî olsun manevî olsun mükafaat talep ve ümidinde bulunmayan hiç kimse yoktur. Veya tam tersi, yaptıkları kötülük ve hataların er geç cezasını görmek düşüncesiyle korku ve endişeye düşmeyen bir insan aramak boş iştir.

İnsanın şu ahlâkî hâli o kadar açıktır ki, toplumlar içinde ödül veya ceza kanunlarına sahip olmayanı yoktur. Okul da toplumun küçük bir örneğinden başka bir şey değildir. Okuldaki ihtiyaçlar, büyükler için gerekli ihtiyaçların aynısıdır. Daha doğrusunu ister misin? İhtiyaçlar konusunda okul, toplumdan daha da ileridedir. Çünkü çocuğun duyguları daha şiddetli, üzüntüleri ise daha sahtedir. Bunun için kazanılmış bir ödül ümidi veya haklı bir şekilde cezaya çarptırılmak korkusu elbette faydalı sonuçlar verir. İnsanların hepsinde korku ve ümit vardır. Zira bunlar ırsî ve yaratılıştan olmasa bile gerçek hayat insana çocukluğundan itibaren ümidi de korkuyu da öğretir.

Kıymetli eğitimci kardeşim. Gerçekleşmesi imkânsız bir şeyle uğraşıp, boş yere kıymetli vaktini harcama. Ödül ve cezayı hakkaniyetli ve insaflı bir şekilde uygula. Ödülü ahlâkî ve fikrî gayretle, cezayı da kusur ve hatalar ile orantılı olarak yerine getir. Özellikle de uyanık ol. Bir çocuğun mizacını, huyunu ve üzerinde oluşturacağı etkileri sezmeden ödül veya ceza uygulamasına başlama. Bu şekilde hareket edersen, bu konudaki endişelerin kaybolduğunu göreceksin. Çünkü senin ödül ve ceza kavramlarına yüklemek istediğin mâkul olmayan etkiler, onların hakkaniyet dairesinde uygulanmasından meydana gelmiş kötü neticelerin sebep verdiği davranışlar olmadığını görüp anlayacaksın. Bu fena davranışlar çocuğun duygularının kötü şekilde yönlendirilmesinden ileri gelir.

Bu konuda sana kanaat verecek şekilde olumlu fikirler verebildiğim zannındayım. Eğer şimdilik ikna olmadınsa, ileride tecrübe seni pek güzel ikna edecektir. İnsanlığın mükemmelleşmesine çalışanların her şeyden önce onların duygularını göz önünde bulundurmaları akıl ve hikmete uygun olacaktır.

PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. Ne yükselme ülküsü, ne rasyonel iş nizamı, ne de ilmî zekâ kanunsuzlukla asla birlikte bulunmaz. Çünkü kanunsuzluk; plansızlık ve programsızlıktır. Kanunsuzluk iptidaîliktir. Kanunsuzluk irticadır, haşin kuvvetlerin çarpıştığı devirlere dönmektir. Kanunsuzluk hüküm süren yerde emniyet ve güven yoktur.

    Ali Fuad Başgil

    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Aklı öldürürsen, ahlak da ölür.
    Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür.
    Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür.
    Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür.

    Fatih Sultan Mehmet Han

Fikrinizi Belirtin.