Pehlivanın Deriden Kıyafeti Kispet

0

 

Kispet, geleneksel Türk yağlı güreşinin olmazsa olmazı; pehlivanın yoldaşı ve tek sermayesidir.  Kispet, sahibini cesurca yaşamaya mecbur eden ateşten bir gömlektir. Türk kuvvetinin temsili, dini hassasiyetin en güzel misalidir. Bu anlamda kispeti sadece bir giysiden ibaret düşünmek, onun vermek istediği sosyal mesajları duyamamak hatalı bir tutum olacaktır.

Geleneksel el sanatlarımız içinde yer alan kispet ve kispet ustalığı yağlı güreşlerin çok önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Her saraç kispet kesip dikemez. Kispeti güreşçinin vücuduyla uyumlu olarak kesmek ve dikmek kispet ustalığının en önemli kısmıdır.

Eskiden; Koca Yusuf, Kurtdereli gibi sallı pehlivanlar manda derisinden yapılmış kispetler giyerlerdi ve bunların ağırlığı 13 kg. ile 17 kg. arasında değişmekteydi. Yeterince ağır olan bu kispetler yağlanınca daha da ağırlaşırdı. Hatta Seyahatname’de Edirne Güreşçiler Tekkesini tanıtan Evliya Çelebi; “Kırkar ellişer okka gelen camus derilerinden kisbetleri ve nice elvânâlât-ı pehlivânîmeydân-ı muhabbetleri üzere maslubdur” diyerek 50-60 kg. ağırlığındaki kispetlerden bahsetmektedir. Günümüzde sallı pehlivan neslinin tükenmesi ve güreş yapılan zeminlerin kispeti yırtmayacak şekilde elverişli bir durumuna getirilmesisebebiyle işlemesi zor olan manda derisinden vazgeçilerek genç olması şartıyla dana, sığır gibi hayvanlardan çıkartılan vaketa ya da videla cinsi deri kullanılarak kispet yapılmaktadır. Bu kispetlerin ağırlığı da 2-4 kg gelmektedir.

Eskiden elle yapılan kispetlerde 55 metre el dikişi bulunurdu ve bir kispet aşağı yukarı 35-40 parçadan meydana gelirdi. Dikişi “biz” denilen bir iğne ile yapılırdı. Beden numarasına göre kesilen parçalar,çiriş otundan üretilen bir yapıştırıcı vasıtasıyla yapıştırılırdı.

Kispetin bölümleri ve manevi anlamları

 Kasnak:En çok oyun bu bölümden yapıldığı için kispetin en önemli kısmıdır. Kimi zaman kabza ya da peşkevaz (piş kabza) denildiği de olur. Kasnak dört parmak genişliğinde olur. Bu sebeple, kasnak bölümü birkaç kat deriden yapılır. Kasnağın iç kısmında kasnağı bele tam oturtabilmek için şak adı verilen bir yarıktan geçirilen ip bulunmaktadır.  Şaktan geçirilen bu ipe üç düğüm atılır ve bu üç düğümün ayrı ayrı anlamları vardır. Birinci düğüm, ahde vefa kılmaya Allah için, ikinci düğüm, bey’ate vefa kılmaya Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (s.a.v) için, üçüncü düğüm ise vasiyeti şereftir ki, buna “Mühr-i Şed” de denir. Bu düğümde Hazret-i Ali (r.a) için atılır.

Hazne: Kispetin apış arasına gelen kısmıdır. Bu kısım iki kat yumuşak deriden yapılır.

Arka: İsminden de anlaşılacağı gibi bu kısım kispetin pehlivanın arkasına gelen kısmıdır ki rahatlık açısından biraz bol yapılır.

Oyluk: Kasnaktan dize kadar olan kısımdır. Dar olmasına rağmen vücudu sıkmayacak şekilde yapılmasına itina gösterilir.

Paça: Kispetin dizden şirazelere kadar olan kısmıdır. Şirazenin iç kısmına keçe veya bez konularak baldıra sarılır ve üstten bir iple sabitlenir. Paça sarılırken üç kat olmasına dikkat edilir. Zira bu katlardan birincisi, şeriat; ikincisi, tarikat; üçüncüsü ise, hakikate işaret eder ki, “şeraitte üstü var ol, tarikattepaydar ol, hakikatten haberdar ol” anlamına gelmektedir. Paça ile etin arasına konulan keçeye “paçabent” ya da “keçebent” denilmektedir.

Şiraze: Kispetin en alt kısmıdır. Bazı kispetçiler şiraze kısmını süslü olsun diye üçgen biçiminde kesik kesik yapar.

Kispet giymenin usul ve adabı

Eskiden pehlivanlar kispet, paçabent gibi edavata, güreştikleri yerlere ayrı ayrı hürmet gösterirlerdi. Bu bağlamda kispet giyip çıkarmanın bazı usulleri vardı. Pehlivanlar kispet giymeden önce mutlaka abdest alıp, bir Fatiha, üç İhlâs-ı Şerif okumak suretiyle pirlerini anarlar ve sonrasında iki rekât namaz kılarlardı. Namazdan sonra kıbleye doğru yönelip kispetin ön kasnağını öperler ve sonra başlarına koyarlardı. Bu şekilde tevekkül ederlerdi.

 Kispet giyme merasimi

Eski güreş geleneğimizde aklı kesen herkes kispet giyemezdi. Kispet giymek ateşten bir gömlek giymeye teşbih edilirdi. Kispeti giyen kimse ömrünün sonuna kadar bir alperen gibi yaşamanın sözünü vermiş sayılırdı. Genç bir pehlivana kispet giymeyi ustası layık görürse kispet giyebilirdi ve kispet giyme töreni düzenlenirdi. Bu tören şu şekilde gerçekleşirdi: Kispet giyme merasimi sırasında eski pehlivanlar, seyirciler, pehlivanın hısım ve akrabası hazır bulunurdu. Genç pehlivan onların huzurunda ustasının ve yaşlı pehlivanların ellerini öper ve akranı olan bir pehlivanla gösteri maçı yapardı. Pehlivanın ailesi de kurban keser, misafirleri ağırlardı.

 Kabe’ye gönderilen kispetler

Pehlivanlar kispetlerine kutsal bir duygu ile bakarlar, güreşi bıraktıkları zaman kispetlerini evlerinin en değerli kısmına asarlardı. Karşısına rakip çıkmayacak kadar güçlü ve çok ünlü bazı pehlivanlarda kispetlerini Kâbe’ye asmak için Mekke’ye götürürler veya bir gidenle gönderirlerdi. Güreş tarihimizde Çoban Veli Pehlivan bizzat kendisi giderek kispetini Mekke’de Şam Kapısı’na asan pehlivanlarımızdandır. Kurtdereli Mehmet Pehlivan ise kispetini Balıkesirli Hacı Kara Mehmed ile Kâbe’ye göndermiştir.

Günümüzde kispet yapan usta sayısı çok azdır. Cumhuriyet dönemi meşhur kispet ustaları arasında Balıkesirli merhum Hidayet Başsaraç ve çırağı Bigalı İrfan Şahin ve İrfan Ustanın çıraklarından Bigalı Mehmet Derse ve Samsunlu Uğur Kesen yer almaktadır.

Share.

YORUM YAZ