Şövalyeler Adası Malta

0

Havaalanına inince küçük bir şehre gelmiş hissine kapılıyorsunuz. Ülkenin başkenti ve en kalabalık şehri olan Valetta’ya doğru yol alıyoruz. Etrafa her bakışta, Orta Çağ’dan kalmış manzaralar görülecekmiş gibi. Mimarisi, taşları ve müzeleri buna şahit tutabilirsiniz.

Malta, Akdeniz’in ortasında  taş devrinden beri üzerinde insanoğlunu barındıran ilginç bir ada. Deniz, tarih, doğa fotoğraf severleri kendine çekiyor.   316 km2 yüzölçümüne ve 450 bin nüfusa sahip. Yani Beykoz kadar alanda Kartal kadar nüfusta küçük bir ülke.

Valetta çok sakin bir yer. Ayrıca müzelerde fazla insan yok. Detaylıca inceleme yapabilme şansınız olabiliyor. Valetta’da Osmanlı ordusu ve Malta şövalyeleri arasında yaşanan savaş müzecilik anlayışıyla sergileniyor. Müzelerde en sık karşılaşacağınız görüntüler arasında savaş malzemeleri yer alıyor. Ada, adını tapınak şövalyeleriyle de dünyaya duyurduğu için önemli görülüyor. Dönemin en güçlü devleti olan Osmanlıyla da birçok savaşa girmiş. Bu yüzden müzede Osmanlı komutanları ve yapılan savaşlar hakkında fikir yürütebiliyorsunuz. İnsanların yoğun ilgi gösterdikleri bölümler başında Osmanlı askerinin sergilendiği kısımlar yer geliyor.

Zırh müzesi

Valetta’nın tam ortasında yer alan Büyük Saray 1570 yılında yapılmış. Bir süre tapınak şövalyelerinin başı olan kişinin evi olmuş. Şu anda iki bölümden oluşan müzeye 10 EUR bedelle girebiliyor. Sarayın üst katını, resmi odalar, alt katını ise zırh müzesi oluşturuyor. Resmi odaların koridorlarında insan olmasa da, adeta o dönemden kalmış zırhlarca korunuyor. Zırh sarayı ise daha çok o döneme ait zırh ve silahları içeren bir müze rolünde. Maltalılar şövalyelerinin zırhlarını ellerinden geldiğince ihtişamlı göstermeye çalışmışlar. Şimdi ruhu çıkmış, zırhı kalmış şövalyeler birer korkuluğu andırıyor.

Şövalyelerin huzuru kaçıyor

Şövalyeler 1291’de Müslümanların adaya gelişi ile adalet geleceği için düzenlerinin bozulacağından korkmuşlar. 11. yüzyıldan itibaren Hristiyanlar’a Kudüs’e kadar refakat ediyorlardı. Bir de kendilerine zor durumda olan insanlara yardımda bulunmak misyonunu biçmişlerdi. Fakat gerçek Haçlı Seferleri ile ortaya çıkmıştı. Orta Çağ’ı kana bulayan zırha bürünmüş süslü şövalyeler oldukları öğrenildi.

Tertip ettikleri Haçlı seferlerinde kutsal topraklardaki bütün kaleleri, büyük arazileri, her şeyi ele geçirdiler ve bir donanma kurduktan sonra Malta’ya iyice yerleştiler. Rodos’u geri alarak Türklere karşı iki yüzyıl savaştılar.  1522’de Kanuni Sultan Süleyman Rodos’u edince, şövalyeler adayı terk etmek zorunda kalır. Yeni bir vatana ihtiyaç duyan şövalyeler,  1530’da imparator V.Charles’in verdiği imtiyazlarla Malta’ya geldiler. Fakat Kanuni Sultan Süleyman, şövalyelerin öncülüğünde ve yağmacılığında İslam dünyasına yapılan saldırıları durdurmak için 1565’te güçlü bir donanma ile Malta’yı kuşatır.

Büyük kuşatmada saklanan servet ve son

Müzeden çıktıktan sonra Valetta’nın meydan parkına doğru yürümeye başladık. Deniz kıyısında bulunan bu parkın hemen karşı kıyısında üç şehir vardı. Birgu, Isla ve Bormla. Bu üç şehir, Büyük Malta Kuşatmasında Malta’lıların Osmanlı’ya karşı son savunma noktası olmuş. Halk arasında Büyük Kuşatma da denilen muharebede Şövalyelere Sicilya’dan destek gelmeseymiş muhtemelen şehir düşecekmiş. Şövalyeler bu savunmayla Avrupa’nın güvenini kazanmış. İşte o güven halen Hıristiyan âleminde devam etmektedir. Ülkenin başkentinin ismini şövalye Jean Parisot De La Vallette’den alması bunu gösteriyor.

Türklere karşı yapılan bu savunmada Avrupa’nın değil adadaki büyük servetlerin kurtarıldığı iddiası var. Zaten o devirlerde yapılan Aziz John Katedrali iç zenginliği gözlerinizi büyülüyor. Maltalı Şövalyeler, dışarıdan bakıldığında zenginlikleri çok belli olmasın ve düşman çekmesin diye şatafatlarını ve zenginliklerini bu katedralin içinde saklamışlar.

Uzunca bir süre zengin ve rahat bir hayat süren şövalyeler, Malta’nın 1798’de Fransızlar ve sonrasında İngilizlerin işgalinden sonra tarih sahnesinden silinmek zorunda kalmış. Fransa ve İngiltere’nin Malta’yı hazineleri için mi yoksa Haçlı misyonlarını devralmak üzere mi işgal ettikleri bilinmiyor. Ama günümüzde ada şövalye ruhu yerel halk tarafından devam ettirilmeye çalışılıyor. Şövalyeleri anma günleri gibi etkinlikler düzenlenerek kültür yaşatılmaya ve bir sonraki nesillere aktarılmaya çalışılıyor.

Adanın üstündeki Osmanlı tesiri

Valetta’da tarihi binaların yanında biraz da ara sokakları dolaşıyoruz. Özellikle de Büyük Saray’dan aşağı sahile doğru yol alıyoruz. Yolun üstünde çok güzel fotoğraf kareleri var. Ayrıca sahile indiğinizde dönüp cumbalı evlere, daracık sokaklara baktığınızda manzaraAnadolu’daki bazı yerleri hatırlatıyor. Sokaklarda gezerken, Osmanlı ordusunun bu bölgeden Vittoriosa Şehri’ni fethetmeye çalıştığını bilerek dolaşmak insanı çok etkiliyor. Osmanlı Devleti, adayı fethetmemesine rağmen adanın üstünde öylesine bir tesir bırakmış ki bunu müzede ve sokaklarda görmeniz mümkün.

Sessiz şehir Mdina

Malta’ya bir dönem başkentlik de yapmış olan şehir, sarı tonlarında binaları, daracık sokakları ile Malta’da görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. İyi korunmuş ortaçağ şehirlerinden, aynı zamanda Unesco Dünya Mirasları listesinde de yer alıyor. Şehrin isminden de Malta üzerindeki İslam tesirini görebilirsiniz. Bu şehrin sokakları özellikle kuşatmalarda kolay savunulması amacıyla oldukça dar yapılmış. Bu arada belirtelim şehrin bir diğer adı da “Sessiz Şehir.”

Küçük Balıkçı Kasabası

Marsaxlokk  her ne kadar kayıklar gondollar kadar ihtişamlı olmasa da adanın güneyinde küçük bir balıkçı kasabası. Kasabayı asıl meşhur eden, Malta’nın balıkçı tekneleri “Luzzu”’ların limanda bolca yer alması. Mısır’ın etkisi ile milattan önceki yıllardan kalma “Osiris Gözü”nü taşıyan bu rengârenk tekneler Malta’nın her yerinde yer alıyor ve ülkenin değerlerinden.

(Toplam 129 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.