SÖZCÜK TÜRETME LABORATUVARINDA “KELİMELERİN HİKAYESİ”

0

Hikâye şudur ki, dilden dile dolanır, günümüze ulaşır. Hayatlarında pek kuş görmeyen köylüler çok bilen adamın birine leylek getirirler. “Sen çoğu şeyi bilirsin, bu nasıl kuş?” derler. Adam çok bilmiş edasıyla “Bu nasıl bir şeymiş öyle?” der. Ve devam eder:

“Şu bacaklar ne uzun değil mi! Gaga çirkin, kocaman boynu da var! Kırpayım biraz da zarif olsun.”

Evvela leyleğin boynunu keser, yarısı kalır. Bir vurur, sonra bacaklar kısalır. Leyleği gösterir hâziruna ve yüksek sesle sorar.

“Bakın, şimdi kuşa benzedi değil mi?”

İşin sonunu baştan size tahkiye ettim, ancak ben leyleğe benzemem, kuş da değilim. Benim adım ‘kelime.’ Çocukları dünyaya leylekler getirmediği gibi kelimeleri de getirmedi. Fakat ‘ideolojik takıntı’sı olanlar leyleği ‘bu kuşa benzemiyor’ diye kırpar gibi beni de lime lime kırptı, ‘sözcük’ yaptı.

Leylek ile alakam sadece mevzunun anlaşılması içindir. Beni kırpıp sözcük yaptılar ya, sözcük kelimesine hiç alışamadım. Bir de ‘ikizsiniz müteradif/eş anlamlısınız’ diyorlar. Hayır efendim, ne münasebet, ben Arapçadan geliyorum, o ise ‘sözcük türetme laboratuvarı’ndan geliyor. Sözcük’ü rencide emek değil maksadım, meselenin aslını tespit etmektir. Söylemek istediğim, ikimiz aynı şeyi ifade etmiyoruz. Galiba yeterince ikna olmadınız, lügat açalım o zaman. Bakalım ben “kelime” olarak lügatlerde nasıl tarif edilmişim.

“Kelime; manalı lafız, ifade-i meram için kullanılan sözlerin her biri, söz, lâkırdı, kelam.

Sarf ilminde kelime; isim, fiil ve harf olarak üçe ayrılır. Cem’isi; kelimât, kelim’dir. Mevsûku’l-kelim; sözüne inanılır, mutemed. Nâfizü’l-kelim; sözü geçer, nüfûzlu.

Bir de asırlardır deyim ve atasözlerinde nasıl yer bulmuşum onu görelim.

“Kelime-be-kelime; her sözü ayrıca ve hiç birini atlatmaksızın tercüme etmek. Kelimeleri tartarak konuşmak, kelimenin tam anlamıyla, kelimeler boğazıma dizildi, kelime hazinesi…”

Haydi gösterin, sözcük ile alakalı bir deyim atasözü, var mı? Bu ‘sözcük’ün, ‘sözcük türetme laboratuvarı’nda üretilen daha toy bir kelime olduğunu göstermez mi?

Olsa olsa ben ‘kelam’ ile müteradif olurum, onu kendime yakın sayarım. Beni dilin dışına attığınızda kelam gibi bir kelimeye de uzak kalacaksınız. Kelamdan uzak kalanlar “Kelâm-ı kadîm; Kur’ân-ı Kerim. Önce selam sonra kelam. Kelam kelamı açar. Kelamın fizza ise sükûtun olsun zehep. Hasıl-ı kelam. Kelam-ı kibar. Kelamında mefhum yok.” tabirlerini duyunca ne diyecektir.

‘Amma da mübalağa ettin, kendini de bu bahane ile medh u sena ettin’ diyebilrisiniz.

O zaman kelimelerden kuvvet alarak, dünya edebiyatından size bir misal arz etmek isterim.
Maksim Gorki edebiyat dünyasında yerini almadan önce, fırıncı çıraklığı yapar. Akşamları boş kalınca Tolstoy’un bir hikâyesini okumaya başlar. Roman öyle tesir eder ki kendisine, acayip bir ruh haline bürünür. Kâğıdın içinde sihirli bir şey mi var, diye kağıdı havaya kaldırır, bakar da bakar. Tabiî beyaz sahife üzerinde siyah harflerden başka bir şey görmesi ne mümkün! O fırıncı çırağı Maksim Gorki’yi ve bütün saf okuyucuları kendisine çeken şey, beyaz sahife üzerinde yazılı kara kelimelerden başka bir şey değildir.

“Harfler, seslerin işaretleri, remzidir. Kelimeler ise seslerden teşekkül eder. Yazılı veya sözlü işaretlerle, göz önünde bulunmayan her şeyi göz önüne getirebilir.”

Gelelim şimdi yanıma ikame edilmeye çalışılan, müteradifim olduğu söylenen ‘sözcük’e. Evvela şu nazariyeyi hatırlatayım: Kelimeler, fen ilimlerinde olduğu gibi laboratuvarda üretilmezler, geliştirilmezler, büyümezler. Tarihin seyri içinde tabiî seyrinde gelişirler veya değişirler. Nasıl bir ırmağın yatağı değiştirildiğinde o ekosistemde yer alan canlıların hayatı tehlikeye girerse, dili ve kelimeleri de suni yollarla değiştirmek bir milletin felaketine sebep olmanın ta kendisiymiş.

Türkçenin dil coğrafyasında, Osmanlı devrinden sonra bir “sözcük türetme laboratuvarı” kurulmuş, kelimelerin genetiği ile oynanmış. Sözcük de bunlardan biridir. -cık, -cük küçültme eki söz kelimesine uydurularak ‘sözcük, tilcik’ türetilmiş. 1966 yılında TDK saflarında yerini almış. Sözcük ile sözün küçüğünün kastedilemeyeceğine dair tenkitler gelmiş. Bu mantığa göre ‘sığırcık’ kuşunun, sığırın küçüğü manasına mı geldiği misali taşı gediğine koymuş.

Leylek ile başladım, sığırcık ile bitirmeyeyim. Bütün misallerden bir netice hasıl oldu. ‘Sözcük türetme laboratuvar’ında üretilen her ‘sözcük veya tilcik’ başka bir kelimeyi katlediyor. Düşünsenize kelimeyi bilmeyen“kelimetullah, kelime-i tevhid, i’la-yı kelimetullah, kelime-i şehadet” gibi kelimeleri duyunca ne hale gelir!

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.