Surre Alayı

0

Surre, lügatte; para kesesi, para çıkını manalarının yanında, hac zamanında Osmanlılar tarafından, Haremeyn-i Şerîfeyn olarak tabir olunan Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere ahalisine dağıtılmak üzere gönderilen para ve diğer hediyelere verilen isimdir. Ayrıca padişah tarafından gönderilenlere de Surre-i Hümâyûn, bunları götüren kafileye de Surre Alayı denilmektedir.

Tarih boyunca İslâm devletlerinin hükümdarları Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de bulunan yoksullar, seyyidler, şerifler, mücâvirler ve Haremeyn-i Şerifeyn’de hizmet eden imam, müezzin, hatib, bevvâb, ferrâş, katib ve diğer vazifelilere her sene hac mevsiminden bir müddet evvel çeşitli hediyeler ile değişik miktarlarda para göndermekteydiler.

Bilinen ilk Surre Alayı, Abbasî Halîfesi el-Muktedir Billâh tarafından h.311/m.923-924 senesinde gönderildi. Daha sonra Eyyûbîler ve Memlûklar tarafından bu güzel âdet aralıklarla devam ettirilmiştir.
Mahmil-i Şerifler hazırlayıp muntazaman Surre göndermek, İslâm halîfelerinden hiçbirisine nasip olmayarak ancak Osmanlı sultanlarına müyesser olmuştur.

Surre Alayını yola çıkarma heyecanı

Her şeyin en güzelini Haremeyn-i Şerîfeyn’e lâyık gören Osmanlı Devleti’nde ilk Surre Alayı, Sultan Yıldırım Bâyezid Han tarafından Edirne’den gönderildi. Gönderilen hediyeler arasında 80.000 altın para da olduğu rivayet edilmektedir. Bu hizmet, Çelebi Sultan Mehmed Han, Sultan İkinci Murad Han, Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bayezid Han zamanında devam etmiş ve Yavuz Sultan Selim Han’ın 1517 senesinde Ridâniye’de Memlûk Sultanlığı’nı mağlup ederek halifeliği devralmasından sonra da sistemli bir hale getirilmiştir. Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn ünvânını alan Osmanlı padişahları bu hayır hizmetini devletin son yıllarına kadar en zor şartlarda bile devam ettirmişlerdir. Mısır’dan gelen Surre’yi “Sadakât-ı Mısriyye” diye isimlendiren Hicazlılar, Dersaadet’den gönderilen Surre’ye de “Sadakât-ı Rûmiyye” adını vermişlerdir.

Osmanlılarda Surre yola çıkarılmadan evvel Dersaadet’te devlet erkânının hazır bulunduğu büyük bir merasim yapılırdı . Merasimden bir gün evvel darüssaade ağası tarafından defterdar, reisülküttâb ve nişancı başta olmak üzere devlet ricaline haber gönderilir ve merasime davet edilirlerdi. Merasim günü bütün devlet ricali saraya gelir ve divan odaları dışında bu merasim için hazırlanan sofada beklerlerdi.

Surre-i Hümâyûn, Haremeyn Evkafı nâzırı olan darüssaade ağalarının mesuliyeti altında hazırlanırdı. Gönderilecek para ve eşyaların listesini gösteren Surre-i Hümâyûn defterlerini darüssaade ağasının yazıcısı ve Haremeyn müfettişi mühürlerdi. Daha sonra defterdar tarafından imzalanan defterlere, nişancı tuğra çekerdi.

Surre’nin çıkarılışından hemen önce icra edilen bu merasimin en mühim ânı, padişahın gelişi idi. Padişah, yemek yendikten sonra gelir ve orada hazır bulunanlar tarafından karşılanırdı. Padişah yerini aldıktan sonra, Mekke emirine hitaben yazdırdığı nâme-i hümâyûn darüssaade ağası tarafından Surre eminine teslim edilirdi. Bu esnada selâtin şeyhleri Kur’an-ı Kerim tilâvet eder, müezzinler naat-ı Nebevî okur, kurbanlar kesilir, buhurdanlar yakılır, tekbir getirilir ve dualar edilirdi. Surre emini, Surre’nin Haremeyn’e sağ salim gidip dönmesinden mesul olup, devrin en itibarlı ve dindar isimleri arasından seçilirdi. Receb ayının on ikisinde Surre emininin riyasetinde Üsküdar’a geçirilen Surre Alayı, halkın büyük sevgi gösterileri arasında yeni hediye katarları ve hacı adaylarının da iştiraki ile Hicaz’a doğru yoluna devam ederdi. Yol üzerinde bulunan beylerbeyi, sancakbeyi ve diğer vazifeliler Surre’nin emniyetini temin etmekle mükelleftiler .

Duanın devamına vesile hediyeler

Surre-i Hümâyûn’la gönderilen para ve eşyalar, Haremeyn’in ve burada bulunan insanların ihtiyaçlarına sarf edilirdi.
Surre-i Hümâyûn’da, paralar dışında gönderilen ve nadir bulunan kıymetli halılar, seccadeler, avizeler, paha biçilmez Mushaf-ı Şerifler, levhalar, örtüler, gümüş perde halkaları, okkalarla buhurlar, elbiseler, Mekke emirine mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç ve daha pek çok kıymetli hediye, Mekke ve Medine’deki diğer makamlara, seyyidlere, şeriflere, fakirlere hediye edilirdi. Mukaddes topraklara yalnız padişah ve saray erkânı değil, isteyen herkesin hediyeleri, bir yüzünde gönderenin, diğer yüzünde alacak kimsenin adresleri işli olan ferâşet çantaları ile gönderilirdi. Gönderilen hediyeyi alanlar, kendilerine göre ferâşet çantalarına zemzem, hurma, misvak, akik, yüzük, ödağacı ve kına gibi küçük hediyeler koyarak Surre ile geri gönderir, duaların müştereken devamı için mektuplaşırlar ve karşılıklı hediyeleşirlerdi.

Osmanlı’da kurulan birçok vakfın vâridâtı sadece Haremeyn’e tahsis edilmiştir. Hatta başka gayelerle ihdas edilen vakıfların gelirlerinden bir kısmını, bânîleri Hicaz için ayırmışlar ve düzenli olarak Haremeyn’e göndermişlerdir . Vakıflardan gelen Surre’de herhangi bir gecikme olduğunda bu kayıt altına alınarak Dersaadet’e arz edilmiştir. Nitekim merhûme Hanım Sultan sadakası olarak gönderilen paranın gelmediği 1611 tarihli Surre defterinin son sahifesine kaydedilmiştir .

Her detayı usule bağlanmış seyahat

Üsküdar’a geçirilen Surre Alayı, Receb-i Şerif’in on ikisinde buradan hareketle değişik yol güzergahlarını izleyen hac kafileleriyle Ramazân-ı Şerif’te Şam’da buluşurlardı. Ayın 20’sinden itibaren Şam’da toplanan hacı adayları Ramazân Bayramı’nı burada geçirirlerdi. Bayramı müteakip büyük bir merasimle yola çıkan Surre Alayı’na, Şam valisi hac emiri olarak tayin edilir ve o sene hac ile alakalı bütün işler onun riyasetinde yapılırdı. Şam’dan hareketle Zilkade’nin yirmi ikinci günü Medîne-i Münevvere’ye ulaşan Surre Alayı, Mekke-i Mükerreme emiri tarafından karşılanırdı. Üç gün burada kalınarak makam-ı Peygamberî ziyaret edilir ve Zilhicce’nin altıncı veya yedinci günü Mekke-i Mükerreme’ye gelinirdi.

Mekke emiri, Surre’leriyle nâme-i hümâyûnu bizzat büyük bir tazimle alırdı. Ertesi günü alaylarla Arafat’a çıkılıp vakfe yapılır, sonra Müzdelife’de kalınırdı. Hac ibadetinin rükünlerini eda ile Mina’da Mekke emirinin çadırında Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn olan Osmanlı sultanının name-i hümayunları büyük bir hürmetle okunurdu. Hicaz’da bulunan bütün devlet ricali bu merasime iştirak ederlerdi. Selam merasimi ifa edildikten sonra resm-i geçitler yapılır, padişahın gönderdiği işlemeli kaftanın Mekke emirine giydirilmesini müteakip dua okunup ikramlar alınır ve Kabe-i Muazzama’ya gelinerek hac tavafı eda edilir, böylece hac vazifeleri tamamlanırdı.

Bu arada Surre Alayı’nda yer alan yeni Kabe örtüsü, merasimle eskisiyle değiştirilir, eski Kabe örtüsü İstanbul’a gönderilirdi. Bu Kabe örtülerinden, İstanbul’da pek çok camide bulunmaktadır. Surre ile gelen hediyeler ve paralar sahiplerine teslim edilir , sahiplerine ulaşılamazsa geriye iade olunurdu . Surre defteri, Surre’nin dağıtımının yapıldığına dair o bölge kadısı tarafından imzalanıp mühürlenerek İstanbul’a geri gönderilirdi.

Hac vazifesinin ifasından sonra geriye dönüş hazırlıkları başlardı. Gönderilecek hediyeler mahmillerle süslü develere yüklenir, devenin sırma ve kadifeden yapılmış yularını Mekke şeyhülharemi olan zat tutarak Safa tepesinde, Surre-i Hümâyûn eminine teslim ederdi. Mekke-i Mükerreme’den hareket eden Surre-i Hümâyûn ve hacı kafileleri münasip görülen yoldan Medîne-i Münevvere’ye dönerlerdi. Ekseriya burada beş gün ikamet ederek ziyaretlerini tamamlarlar ve geriye dönüş yolculuğu başlardı. Surre alayları, Rebîulevvel ayının on ikisinde İstanbul’a geri dönmüş olurdu. Mekke emirinin, hac vazifesinin sâlimen ifa edildiğini, Surre’lerin dağıtıldığını ve duayı ihtivâ eden mektubu müjdecibaşı tarafından padişaha iletilirdi .

1864 senesinden sonra bir müddet vapurla gönderilen Surre, Hamîdiye Hicaz Demiryolu’nun açılmasından sonra demiryolu ile gönderilmiştir. İlk defa Sultan Yıldırım Bâyezid Han tarafından gönderilen Surre alaylarının sonuncusu 1915 senesinde gönderildi. 1916’da gönderilen Surre ancak Medîne-i Münevvere’ye ulaşabilmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın şiddetle yaşandığı 1917 ve 1918’de de Şam’a kadar gelebilmiştir. 1919 ve 1920 yıllarında Sultan Vahdeddin Han, Haremeyn fukarasına sadaka dağıttırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin nihayete ermesiyle Surre alaylarına ne sadaka verilebilmiş ne de bu mübarek hizmete gidenlerin yolunu Anadolu şehirlerinde gözleyenler kalmıştır. Ancak Türk milletinin mukaddes topraklara olan alâka ve sevdâsı artarak devam etmiştir. Bu durum, hacca ve umreye gidenlerin giderek artan sayısında açıkça müşahede edilmektedir. (Yedikıta Dergisi Aralık 2008)

1Geniş bilgi için bkz. İlhan Ovalıoğlu-Cevat Ekici-Raşit Gündoğdu- Ebul Faruk Önal, Belgelerle Osmanlı Devrinde Hicaz, I-II, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2008.
2Surre adıyla gönderilen para ve hediyelerin konulduğu, develere yüklenen bir çeşit vasıta.
3Surre-i Hümâyûn merâsimi nizamnâmesi ve krokisi için bkz. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), BEO.NGG.d, 905/5-9
4BOA, A.DVNS.MHM.d, 85/189; BOA, HAT, 27114, 31227, 31444.
5BOA, C.ML 1597.
6BOA, EV.HMK.SR.d, 5.
7Muhammed el-Emîn el-Mekkî, Osmanlı Padişahlarının Haremeyn Hizmetleri, (Haz. İbrahim Çoşkun), Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2008, s.132.
8BOA, A.MKT, 159-89.
9BOA, EV.HMK.SR.d, 4002, son sahife.

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.