Türbelerin Sessiz Hizmetkârları

0

Türbeler, maddi ve manevi buhran anlarımızda ilk ziyaret ettiğimiz mekânlardan. Onları şöyle veya böyle, yine hatırlıyoruz. Türbedarlarsa, türbelerin hatıralarını yıllarca taşıyan, unutulmuş hizmetkâr insanlardır. Türbedar Hasan Amca, sıradan biri gibi görülen bu insanlardan birisi.

[ İlker Süleyman Doğan ]

Türbedarlık vazifesini hakkıyla ifa eden “son türbedarlardan” Hasan Bahçeci veya nâm-ı diğer Türbedar Hasan. Eyüp Sultan Talebelere Yardım Derneği bürosunda vazifeli olan Hasan Amca’yı ziyarete gidiyoruz. Her Anadolulu gibi sıcakkanlılıkla karşılıyor ve bize ikramda bulunmak için elinden geleni yapıyor. Ve de devamlı güler yüzlü…

1954’te Sinop’ta doğmuş Hasan Amca. Tabii zor bir devir.

Tahsili biter bitmez iş hayatına atılıveriyor. Zamanla bir şirkette muhasebecilik ve daha sonra da idarecilik yapıyor. Uzun yıllar devam eden bu işini bir anlaşmazlık yüzünden bırakmak zorunda kalıyor. Ve bundan sonra “kemalden zevâle” geçişi yaşıyor: Yılların idarecisi artık fabrikada bir işçidir. Bir müddet sonra Topkapı Sarayı Müzesi’nde bahçıvanlığa başlıyor. Burasını anlatırken oldukça mütevazı bir şekilde tebessüm ediyor, “Soyadım da Bahçeci zaten” diyor. Orada da birkaç sene çalıştıktan sonra müzenin müdürü kendisine şöyle bir teklifte bulunuyor: “Seni türbelere verelim, hem beş vakit namazını da kılıyorsun. Sana daha uygun.” Yirmi yıl süren türbedarlık vazifesi böyle başlıyor.

Hasan Amca, manevi ricale hürmete çok dikkat etmiş. “İstanbul evliyalar şehri. Mümkünse toprağa abdestsiz basmayacaksın.” diyor. Tevazuyla beraber hangi türbelerde vazife yaptığını sıralıyor:

“İstanbul’un bütün türbelerinde vazife yaptım. Eyüb Sultan Hazretleri, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Topkapı’da Merkez Efendi Hazretleri, Kocamustafapaşa’da Sümbül Sinan Hazretleri, Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, Hatice Turhan Sultan Türbesi, Birinci Abdülhamid Han Türbesi, İkinci Mahmud Türbesi. Hepsinde vazife yaptık elhamdülillah ayrıca Eyüp Sultan’da, İkinci Mahmud Türbesi’nde yedişer yıl kalmak nasip oldu.”

Türbeler tarihe acılan savaşta yara alıyor

Osmanlı devri sonrasında “tarih”e açılan savaşın mağdurlarından biri de türbelerdir. Kapatılan türbeler uzun yıllar kapalı kalıyor. Sonraları bazı insanların gayretleri ile açılmaya başlıyor türbeler. Hasan Amca da bu gayretli insanlardan birisidir.

“1992’den 2000 yılına kadar türbeler açılmaya devam etti. O zamanlar Eyüp Sultan çevresi çok viran ve bakımsızdı. Ferah Paşa, Siyavuş Paşa, Sokullu Mehmed Paşa. Oralar içine girilmeyecek, dua edilemeyecek durumdaydı. Biz dernekle beraber çalıştık ve Allah’a şükür çoğunun açılmasına vesile olduk.”

Hatıralar öyledir; birini anlatırsanız diğeri de hemen koşarak “Beni de anlat!” diye yapışır yakanıza. Hasan Amca’da da aynısı oluyor: “Süleymaniye’de de şöyle bir şey gelmişti başımıza” diyerek başladı tekrar söze.

“Bir kadın türbe adabına uygun kıyafet giymemişti. O hali ile türbeye girmeye kalktı. Her şeyin bir adabı olduğu gibi türbeye de girmenin adabı olduğunu, söyledim. Ben ilk önce yabancı zannetmiştim. Hâlbuki Türk’müş.

“Türbeye girmesine izin vermedim. O da beni tehdit etti. Aralarında hassas vatandaşlar da varmış, bana destek oldular. Kadın beni karakola şikâyet etmiş. ‘Beni içeri almadı’ diye. Memurlar geldi, Beyazıt Karakolu’na gittik. O kadınla ailesi de gelmişti. Komiser özür dilememi istedi. Ben de dilemem, dedim. ‘Benim atamın yanına nasıl giriyor? Bu nasıl Türklük? Amerika’da Türk milletini böyle mi temsil ediyor?’ dedim. O esnada arkadaşlar da benim lehime şahitlik ettiler. Böyle olunca kadının söyleyeceği bir şey kalmadı; hakaret etmeye başladı. ‘Kardeşim, bu hareketler sana yakışmıyor. Sen iyi bir hanıma benziyorsun. Bizi Amerika’da temsil edeceksen hakiki Türk kadınını temsil et. Bizim de yüzümüzü pâk et.’ dedim.”

Hasan Amca, türbedarlığını yaptığı zatların manevi desteğini de görmüştü. Anlattıklarından bir tanesiyle yazımızı bitirelim:

“Fatih Sultan Mehmed Türbesi’ndeydik. Fakat türbe kapalıydı. Türbeyi güzelce tanzim ettik, temizledik. Bu esnada Gülbahar Hatun anamızın bize hakikaten nasıl analık ettiğini gördük. Bir ara dernek, makbuz çıkaramayacak kadar zayıflamıştı. Bir gün dua ettik. Onların vesilesiyle ertesi gün makbuz çıkarılması için karar çıktı. Bazı arkadaşlarımız işten çıkarılacaktı; çıkarılmadı. Yani bunlar mantıkla anlaşılmaz.”

(Toplam 565 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.