Var mısın Yoğun Musun?

0

Kesif bir gürültü, mütekâsif bir trafik, kesafeti zayid parfüm kokusu, kesafet-i nüfus…. Yani yoğun bir ses, yoğun bir trafik, yoğun bir parfüm kokusu, hızla artan nüfus yoğunluğu…Bütün bunlar hayatın içinden geçiyor, değil mi? Bu hengame içerisinde bir insan öldüğünde ardında iki yıl yapacak iş yükü bırakıyormuş. Araştırmalar böyle söylüyor.

Bütün bu işler arasında ‘Beni dinleyecek kıymetli bir vaktiniz var mı?’ sualini sormaktan hicap duyuyorum. Zira ‘yoğunum’ cevabını almam an meselesidir. Yine de ben devam edeyim.

Kaba, kalabalık, kalın, şişkin bir kelimeyim, ‘Yoğun’um. Mesela, hamur yoğurmak nedir? Unun kabarması değil midir. İşte bir manam, kabarmaktır. Siz de diyeceksiniz ki yoğurt da ‘yoğun’dan iştikak etmiştir. Zira süt mayalanınca durdukça şişer, kabarmaya başlar, katılaşır diye de mantık yürütürsünüz. El-hak, doğrudur, amenna ve saddaknâ… İlmiye sınıfına mensup olanlar bu halin, yani katının sıvı, sıvının katı hale geçmesine yoğunlaşma da denildiğini bilirler. İşte işler de böyle kabarıp kalınlaştıkça ve de üst üste yığılıp şiştikçe ‘yoğun’ oluyorsunuz. Ama yoğurt olmuyorsunuz.

Sorunuz etrafınıza ‘Ey evlad-ı‘ıyalim, karındaşlarım, arkadaşlarım, mesaidaşlarım bu yoğunluk nedir, nereden gelmektedir?” Yoksa yoğuna bir bakıma ihtiyaç mı var? Mevzuya iyice yoğunlaşın, fakat sıkılmış meyveler gibi konsantre olmayın. Koyu bir kıvama gelsin lügat bilgileriniz. Sonra azıcık fikir damlatın.

Kimsenin ‘yoğun’ olmadığı zamanlarda hangi kelime karşılardı yoğunluğu. Evveliyatında ‘yoksul’ yoğsul, yoksuz ile ifade edilirdi. Hiç yoktan, bulunmayan, mevcut olmayan nesne manasında yok’tan mı iştikak ettim. Yoksa bir işle meşguliyetten o işe yapışır vaziyette, emek sarf ederek işi nihayete erdirmek manasında yoğ-rulmaktan mı geliyorum.

Arapça’da kesif ile ifade ediliyorum. Yoğunlaşmak tekasüf etmek, yoğunlaştırmak teksif etmek, yoğunluk kesafet ile karşılık buluyor. Kesafeti, Osmanlı ahalisi içinde sütçülük ile meşgul olanlar ziyade kullanırmış. Süte su katılıp katılmadığı kesafet/koyuluk derecesi ile ifade olunurmuş. Mecazen de kabalık, akıl ve his kabalığı demekmiş. Bu adamın aklındaki kesafet beni yoruyor, şeklinde cümleye dahil edilirmişim.

Bakınız efendim, dikkat buyurunuz. Kesafet zamanlarında nazikane cevaplarınız vardı sizlerin. Bir saniye, el-an meşgulum, müsait vakitte size cevap vereceğim, demekteydiniz. Kelimedeki meşgul, bir işle meşgul olan, işte bulunan, iş görmekte olan kimsedir. İkinci manası ise ne acayiptir! Dalgın derin bir tefekküre dalmış olmaktır. Meşgul etmek ise sözle zihnini işgal edip iş görmesine mani olmaktır. O sebeple “Dostun iyisi, az meşgul edendir.” cümlesi iş yerlerine ser-levha yapılmış. Yoğunluğa sebebiyet verenler, kibarca ikaz edilmiş.

Gel zaman git zaman bütün gıdaların fabrikasyona döndüğü vakitler gelmiş. Meşguliyetler azalmış; ancak yoğunluk artmış. Süt ve meyvedeki sıvılığı anlatan kesafet gitmiş. Yerine Fransızca’dan kimya sahasından ‘konsantre’ ilga olunmuş.

Meyve posasından su çıkarmaktan gelen konsantrenin değişik versiyonu,bir şeye yoğunlaşmak denilen‘konsantrasyon’, ruhiyatınızı anlatmak içinlisana girivermiş. Anlıyoruz ki ruh da daralıyor, sıkılıyor, genişleyebiliyor. Hatta demiyor musunuz, ruhum daralıyor diye. İşte sebebi budur. Dünyalık derdine düşüp, koyu bir kıvama getirilmek için meyve suyu gibi konsantre ediliyorsunuz. İşinize yoğunlaşın, konsantrasyonunuzu bozmayın diye test kitaplarına çok fazla gömüyorsunuz çocuklarınızı. Dikkatinizi, kesafetinizi ve de yoğunluğunuzu sadece dünyalık işlerinizde teksif etmeyiniz.Tv ve ekran bağımlılığı, malayani ile iştigal gibi meşgalelerin vaktinizi yoğunlaştırıp zayi etmediğinden emin misiniz!

Gerçekten işlerinizde ve hayatta yoğunlaşa yoğunlaşa su gibi buhar mı oluyorsunuz; yoksa soğuyup, katılaşıp donuyor musunuz? İkisi de yoğunlaşma hali, isterseniz fizikle meşgul olanlar daha kesif  bilgi verebilirler. Sorunuz kendinize şimdi: Bir işte ve fikirde var mısın; yoksa yoğun musun?

(Toplam 149 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.