Yazmak İçin Yola Çıkanlar “Seyyah Yazarlar”

0

 

Üç yazar, (Refik Halid, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar) yola İstanbul’dan tren, vapur, otobüs ile çıkıp Anadolu’dan Avrupa’nın içlerine kadar seyahat ettiler. Selçuklu’nun, Osmanlı’nın ve son devrin mukayesesini, insanını, yaşayışını, ruh halini aramaya ve anlamaya çalıştılar. Tayin, şifa bulma ve sürgün yollarında bir fotoğraf karesi bırakmadılar geriye; ancak kelimelerle çizdiler tablolarını.

Yola çıkış noktanız, niyetiniz, aslında varmak istediğiniz neticenin giriş kapısıdır. İki kapılı bir han olan Dünya’da, seyyahların heybesinde iki kelime ağır basar: Aramak ve bulmak. Ondandır ki “Aramakla bulunmaz; bulanlar ancak arayanlardır.” denilir. İlave edelim: Bulduğunu kaybetmemek ve değerlendirmek. Bunun için Osmanlının son zamanları ve Osmanlı bakiyesi muharrirler Anadolu’yu Avrupa’yı yerinde görmek ve yazmak istemişler. Bu seyahatler, adeta bin yıllık izlerin matbuat alemine kaydedilişidir. Ve yazarlar bunu kendilerine bir vazife addetmişlerdir. Anadolu’nun maddi, manevi iklimini satırlara taşımaya çalışmışlar. Gezerek yazmanın bir lezzeti olan hissiyatı, samimiyeti yerinde tatmak istemişler. Hemen hepsi de Aziz İstanbul’dan çıkıp yine yolculuğunu burada tamamlamışlardır. Refik Halid, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı seyahat yazarlığına numune olması için inceledik. Yoksa hemen her yazar, gezerek yazmanın zorlu yolculuğunu kendi nefsinde az çok tatmıştır.

Kırk Yıllık Anadolu Mukayesesi (1910 – 1950)

Refik Halid, en çok Memleket Hikâyeleri ile bilinir. Bunun sebebi-tesiri, bizzat görerek yazmasıdır. İkinci Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesinin akabinde başlar onun sürgünü (1908-1922). Siyasi sürgün hayatını, hikaye yazmanın lezzetine tebdil eyler. Memleket Hikayeleri’nin güzergahı “Sinop, Çorum, Ankara, Bilecik” hattında yer alır. Çorum-Yozgat-Ankara şosesi üzerinden 6 günde araba ile geçmiştir. İzmir’e vapurla gittiği, 1909 sürgün yıllarında da birkaç hikâye çıkarmıştır.

Cumhuriyet Devrinde muhalif kimliği ile bilinir ve sürgün, onun seyahati olur. 1922-1938 yılları arasında Lübnan-Suriye-Türkiye üçgeninde bölgenin nabzını tutar. O toprakların Fransızlar tarafından pay/işgal edilmesine esef eder. Halep-Beyrut-Hatay’ın bir kısmı Gurbet Hikayeleri’nin güzergahıdır.

1938’de Hatay Türkiye’ye dahil edilir. Yüzellikler’in affı ile sürgün de biter, artık Refik Halid Anadolu’dadır. Yeni İstanbul Gazetesi, 1950 Mart ayında “Refik Halid Anadolu’da” diye bir tefrikaya başlayacağını duyurur. Sürgün yıllarındaki tecrübesini ve edebi üslubundaki akıcılığı sayfalarına taşımak ister. Sponsor olur, fotoğraf makinesi verir. Yazar, 60 yaşına rağmen yaklaşık 60 gün sürecek “dünkü ve bugünkü insanımızın yaşayış tarzını ve memleketin sosyal vaziyetini mukayese ederek” gazetecilik, yazarlık ve edebiyatçılığı harmanlayacaktır. Sıcağı sıcağına yazıları o yıl içinde yayınlar.

İstanbul’dan Mudanya’ya vapur ile gelir. Bursa’dan başlar yolcuğa; ilk gelişi 1908 yılındadır. “Hürriyet ilan edilince iki merak belirdi: Biri seyahate çıkmak, öbürü silah satın almak.” der. Bir brovnik tabanca ve bavul ile Bursa’ya gelir. Geçen 42 yıllık zaman zarfında mukayese yapar. Tekke yerine otele gitmiştir. Fayton yerine otomobile binmiştir. Tekkenin dervişleri yerine otelin uşakları karşılamıştır. Yeşil Türbe, Ulucami, Kozahan, Pınarbaşı, Günderat maden suyu uğrak yerleridir.

Balıkesir için “Sokağa kadar taşan neşe” der. Yıllar sonra zararı ortaya çıkacak, çiftçilerin DDT zehir ilacı ile olan münasebetini anlatır. Edremit, Havran, Ayvalık, Bergama, İzmir, Dikili, Altınova Menemen hattını, bazen araba ile bazen de otobüs ile seyran eder. Bu bölgede hep halk otobüsünü tercih eder; çünkü şoför-yolcu münasebetinden çok şey öğrenmenin peşindedir. Birinci Cihan Harbi’nde başlayıp İkincisi’nde de süren zeytinyağı meselesini pek dile getirmez.

İzmir’den tren ile incir ülkesi Aydın Sultanhisar ve Nazilli güzergâhını da görür. Gül ve halı diyarı Isparta’ya geçer, her damın altında bir halı tezgâhı kuruludur. Eski adı Felekabad olan Eğridir Gölü, tatlı bir göl kenarı manzarası veren Burdur Gölü’nden Çubuk Boğazı’nı aşar. Akdeniz ve Antalya görünür. “Toprağa ne diksen hemen tutuyor. En kısa zamanda yeşerip, çiçek meyve mahsul veriyor.” cümleleri dökülür.

8 saat yolculuk ile turistik bölge Side’ye de gider. Enteresan bir manzara onu yolda durdurur. “Gittik baktık ki bir tarla kenarında üç beş kişi Marshall Planı yardımıyla verilmiş bir ziraat aletini kullanmaya çalışıyor. Ellerindeki resimli izahname İngilizce, Amerika için yazılmış olduğundan anlayan yok; ter döküyorlar.”

Manavgat üzerinden, görmeden geçmeyiniz, dediği Alanya’yı ise hep beğenir. “Alanya’yı görüp de methini göklere çıkarmayan tek seyyah ve muharrir gelmemiş.” Alanya’dan vapurla İskenderun’a hareket ederler. “yarıda bırakılmış bina bolluğu” Mersin’de vapur mola verir. Taksi ile Tarsus’a varır gelir. Aynı vapurla İskenderun’a ulaşır. 1924 senesinde geldiği bu yerlerde Antakya, Amik Ovası, Kızıldağ, Amanos Yaylaları, Soğukoluk ve Nergislik anlatılır. Nergislik yolunda zevcesi ile bindiği otomobil 45 metre uçurumdan yuvarlanır. Kendileri, otomobil çakıldığı için inmiştir. Şoförü bu kazadan fazla yara almadan kurtulur.

Ankara’ya dönüş yataklı vagonladır. Ankara için “Ne yapıldıysa çoğu hesapsız ve ve plansız vücuda getirilmiştir.” der. Ankara’dan tekrar trenle Filyos Vadisi ve Kilimli’den Zonguldak’a ulaşır. Kömür madenine iner. Vagoneleri yeraltı çölünün develeri olarak teşbih eder. Ve bu kömür havzasında, Liman inşası ve Marshall planı ile Zonguldak’ın can damarı kocaman bir şehri olacağını da ilave eder.

Abant’a doğru otobüs ile yol alır. Mengen’in aşçılığını anlatır. Abant Gölü’ne ulaşır. Gölü ise bir baytar keşfetmiştir. Beden Terbiyesi Kampı, değişen tatil anlayışımızı özetlemesi açısından mühimdir. Bozkırın çorak Ankara’sı yerine Bolu’ya yapılmasıyla devlet merkezinin çok daha sevimli ve havalı olacağını belirtir. Adapazarı, Düzce ve Hendek’ten sonra İstanbul’a ulaşır.

İç Sıkan Avrupa Seyahatleri

Refik Halid, ne kadar heyecanlı ve keşfetmenin peşinde ise Ahmet Haşim’i hep bir can çıkıntısı kaplar. Sebepsiz seyahatinin pişmanlığı ile gergindir, tereddütlüdür. Lakin seyahate bir mecburiyetten değil kendiliğinden çıkmıştır. 1928 yılında kaleme alınan Bir Seyahatin Notları’nda “Avrupa yolunda okuyuculara anlatılacak harikulade şeyler bulmak iddiasında değilim. Esasen gidilecek yolları evvelden belli, görülecek şeyleri herkesçe malum, çiğnenmiş posa haline gelmiş olan bu Avrupa seyahatine” derken niye çıktığını kendisine de izah edemez. Galata Rıhtımı’ndan vapur ile İtalyan şehri Napoli’ye çıkar. İtalya’nın iklim olarak Türkiye’ye benzediğine bunun için 4-5 saatlik gezinin kâfi geleceğine ikna olur.

Sonrasında tekrar vapur ile Fransa’nın Marsilya şehrine varır.  Marsilya’da 20 saat Amerikan İngiliz seyyahlarla beraber görülmesi gereken yerler gezerler. Akşamında Paris’e hareket eden eksprese biner. Paris’te gezdiği hayvanat bahçesi, inşa edilen Türk camisi, sokakları ve temizliğine çok da dikkat etmeyen Parisliler dikkatini çeker. Kokuları bastıran kimyasallar yazarın burnuna da takılır. Paris, yazarın iç çekişleriyle dolu ‘neşesiz bir şehir’dir.  Et ve şaraptan başka bir şey bilmeyen bu yerde sebzeye hasret kalır.  Saint Germaine Bulvarı eski kitap satıcılarında nadir bulunan bir kitabı ararken vejetaryen lokantasını ‘cennet bahçesi’ olarak tasvir eder. Oradaki yazarlarla Kübizm, Fütürizm, Dadaizm ve Sürrealizm üzerine ve Fransız edebiyatı hakkında sohbetler eder. O zamanın Paris’in fuhuş ve rezalet girdabına da dikkat çeker. Fransızlar’ın Cezayir gibi Kuzey Afrika Müslümanlar’ına bir lütuf gibi göstererek yaptırdığı caminin acı hallerinden de etkilenir. Ve sadece 36 bin kiralık otomobil ile en fazla trafik gürültüsünden rahatsız olur. Bu seyahatini “zevklerini başkalarına satmak üzere tatmadığını” söyler.  Yazıdaki hissiyatında samimiyet aranması gerektiğini belirtir. Her ne kadar burada söylemese de 1924’te Paris’e hastalığı için gitmiştir. Ve notlar bu esnada tutulmuştur.

Bir Şifa Bulma Seyahati: Frankfurt

Ahmet Haşim’in Frankfurt Seyahatnamesi’nde anlatılanlar turistik bilgiler değildir. Seyahat yazılarının şiir gibi akıcı, dıştan çok içten bahsetmesi gerektiğini belirtir. Okuduğu Afrika ve Amerika seyahatnamelerinde bu tadı almıştır. Yıl 1932. Sirkeci tren istasyonunda bir gece vakti, sinirleri iyi olmayan Ahmet Haşim böbrek ve yürek hastalıklarını tedavi için yola çıkar. Seyahatin sebebini “İnsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar.” şeklinde açıklar, “harikuladelikler avı” olarak tarif eder. Sirkeci’den trenle Almanya Frankfurt’a gitmenin cesareti yanındadır. Bulgar kırlarında Anadolu’nun gurbetini arar da bulamaz. Sekiz saat trendedir, tren boş ve neşesizdir. Hâli ile şairin içi sıkılır. Kitap okumakla etrafı seyretmek kararsızlığında kitap okumayı seçer.

Bulgaristan üzerinden Almanya’ya ulaşır. Hayatında büyük bir Avrupa şehri görenin bütün Avrupa şehirlerini evvelden görmüş sayar. Almanya için, “Pembe ve büyük bir elmadır; fakat içi kurtludur.” teşbihini yapar. Meşhur zengin Rothschild, şair Goethe ile övünür, şehre gidenler. Goethe’nin müzeye çevrilen evini gezerler, bizde de edebiyatçıların evlerinin böyle yapılmasını temenni eder. Böbrekleri hakkında bilgi almak için mütehassis, Profesör Volhard’ın kliniğine tedavi için varır, geniş bir şekilde tahlil eder. Yazarın ruh haline ait detaylar doğu-batı karşılaştırılması üzerinden yapılır. Gördüklerini, Alman ailelerini, hayat tazını, caddeleri, şark mekanlarıyla ve Anadolu ait davranışlarla kıyaslayarak tespitlerde bulunur. “Bir tane Alman da olsa, milyon da olsa sonuçta Alman Alman’dır ve insanımıza verdiğimiz değer değişmez!” Sanki bu tespiti hâlâ geçerlidir.

1000 Yıllık Özet: Beş Şehir 

Ahmet Hamdi Tanpınar Anadolu’nun beş şehrini deneme tadında yazar: Ankara, Erzurum, Konya, Bursa, İstanbul. Bir seyyah havasından ziyade kültür atmosferi oluşturur. Bir yere bakmanın ve yazmanın şartı adeta tarih, coğrafya ve edebiyat ekseninde olmalıdır. Bunu “Asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.” şeklinde özetler.

İlk yayın tarihi 1946 olan eser, beş şehrin geçmiş ile hesaplaşmasına dayanır aslında. “Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz… Biz neydik, neyiz ve nereye gidiyoruz?” kitap bu soruların ve hesaplaşmanın şehirler üzerinden konuşulmasıdır.

Ankara

1927 yılının  Ekim ayında  Ankara Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalışmıştır.  1927 yılında Harbiye İhtiyat Zabit Mektebi’nde bir hafta hapis yattığını günlüklerinde yazar. 1931 yılına kadar şehirdedir.

“Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı istilalar, üst üste yangınlar ve yağmalar, şehirde geçen zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir.” Eski çağlardan Selçuklular’a, Hacı Bayramı Veli’ye Milli Mücadele dönemine bakarak bir tablo çizmeye çalışır.

Erzurum

Yazar, Erzurum’a 1923 yılında öğretmen olarak tayin edilmiştir. Türk tarihinin Anadolu’ya giriş kapısı olan bu yer bütün tarihi, eserleri ve kimliği ile anlatılır. “Erzurum Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metreden bakar. Şehrin macerası düşünülürse, bu yükseklik daima göz önünde tutulması gereken bir şey olur. Malazgirt Zaferinin açtığı gedikten yeni vatana giren cedlerimizin fethettikleri büyük, merkezi şehirlerden biridir.”

1924 yılında Erzurum zelzelesinde şehirdedir. Abdullah Efendinin Rüyaları’ndaki ‘Erzurumlu Tahsin’ hikâyesi Erzurum zelzelesinin hikâyesidir. “Şehrin o günlerdeki manzarası orada anlattığımın aynıydı. Zaten bu hikâyede benim tarafımdan icat edilmiş hiçbir şey yoktur. Hatta Tahsin Efendiyle ilk karşılaşmam da orada anlattığım gibi olmuştu.”

Konya

1925 yılında Edebiyat Öğretmeni tayini ile gelir şehre. Coğrafyanın çoraklığı yazara tesir etse de Konya hep manevi mimarlarıyla anlatılır. “Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır.” Mevlana’nın biyografisi ve Selçuklu’nun vurduğu mühür, yazıyı şekillendirir.

Bursa

Yazar Bursa’ya birkaç defa gitmiştir. İstanbul’u Yahya Kemal’siz düşünemediğini belirten Ahmet Hamdi Tanpınar, kendisi için Bursa’nın aynı şeyi ifade ettiğini, “Ben ki Bursa’yı o kadar severim, sanatımın ve iç hayatımın bütün bir tarafını bu şehre borçluyum.” Bursa yeşillik ve sadece sudan ibaret değildir. Diğer bir seyyah Evliya Çelebi’nin bakışıyla anlatır. “Ruhaniyetli bir şehirdir.” Sadrazam Keçeci Fuad Paşa “Osmanlı tarihinin dibacesi” der. “Gümüşlü, Muradiye, Yeşil, Nilü­fer Hatun, Geyikli Baba, Emir Sultan, Konuralp… Bunlar hakikaten bir şehrin semt ve mahalle adları” diyerek tarihe iz bırakanları mazinin koridorlarında arar adeta. Tarih, coğrafya, edebiyat maddi ve manevi havaya bürünerek canlandırılmaktadır.

İstanbul

1923’te ayrıldığı, 1932 sonbaharında Ahmet Hamdi, doğduğu şehir İstanbul’dadır. Vefalıdır. O yüzden İstanbul, kitabın yarısını oluşturur. Ruh dünyasını adeta İstanbul mest etmiştir. “Asıl İstanbul, yani surlardan beride olan minareyle camilerin şehri, Beyoğlu, Boğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çekmeceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde âdeta başka başka coğrafyalar gibi kendi güzellikleriyle bizde ayrı ayrı duygular uyandıran, hayalimize başka türlü yaşama şekilleri ilham eden peyzajlardır.”

Neticesinde…

İstanbul olmazsa bu seyahatler bu kadar tesirli olmazdı. Eksik kalırdı. Çünkü üçünün de çıkış noktası İstanbul’dur, İstanbul’dandır. Kıyaslamalar, tarihler, insan davranışları, günlük hayat hep İstanbul hatırlanarak referans alınarak kaleme alınmıştır. Anlaşılıyor ki İstanbul’un maddi, manevi havası olmadan gönle bir seyahat ve yazarlık düşmüyor. Yola çıkış veya yolu bitiriş noktanız İstanbul olsun.

 

 

PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.