Zekanın Afeti Şöhret

0

Ortaokul yıllarıydı; adı Onur Ali idi ve zehir gibi bir zekâya sahipti. Yıllar sonra ondan konuşurken yakın arkadaşı olarak biz, ondaki zekâyı anlata anlata bitiremiyorduk. Şöhretini bütün okul bilirdi. Ancak ne var ki yeteneğini değerlendirememiş, şöhretini yönetememiş ve sönüp gitmişti. Bugün onun dâhi olduğunu yakın arkadaşlarından başka hatırlayan bilen yok. Dâhiler az ve değerli ancak keşfedilenler de doğru yönlendirilmeme riski ile karşı karşıyalar. Dâhi bir beyne sahip olmak başarı için yeterli mi? Yoksa göz kamaştıran başarılar, bir eğitim ve şöhreti yönetme işi mi? 

Son 15-20 yıldır beyin hakkında yapılan araştırmalar yoğun ve popüler. 1,5 kg’lık insan beynin her noktası cihazlarla didik didik taranıyor. Taranırken maksat bazen hastalığı tedavi etmek, bazense “Hangi sinir ucuna dokunursak ne olur?” sorusuna cevap vermek oluyor. Ya da zekâ ile ilgili “Beyinde zekâ nasıl ortaya çıkıyor? Zekâ arttırılabilir mi? Dâhi beynin diğerlerinden farkı ne?” gibi sorulara cevap bulmaya çalıyorlar.

Aslında beyin derken onda oluşanzekâyıve öğrenmeyi kastediyoruz. Böyle olunca ise beyninin olduğu yerde tıp ilmi, zekânın olduğu yerde psikiyatri ve psikoloji, öğrenmenin olduğu yerde bunlarla beraber eğitim işin içine giriyor. Kısacası konuyla ilgili detaylar çok fazla. Ayrıntıya inmeden özet olarak söylenirse bugün artık zekayla ilgili sabitler oluştu.

Öncelikle beyin yaşla beraber belirgin şekilde daha az aktif halde, yani yaşlandıkça fonksiyonu azalıyor. Hamilelikte ve erken yaşlarda beynin yapısı yavaş yavaş oluşuyor. Bu yüzden eğitim ve davranışlar beyni ve zekayı etkiliyor. Beyindeki nöron sayısı fazla olanlar ve nöronları arasındaki iletişimi hızlı olanlar daha zeki oluyor. Beynin büyüklüğü zekayı etkilemiyor. Hafıza egzersizleri zekayı arttırmıyor ama belli oranda öğrenmeyi etkiliyor. İşin uzmanları ferdi aklı, yani bireysel IQ’yu yeterli bulmuyorlar. Bunun yanında öz denetimi arıyorlar. Hatta bir kişinin zekâsından, paylaşılan zekânın daha önemli olduğuna hemfikre varmışlar.

Zekânın tanımını yapmak neden zor?

Beyin düşünebiliyor, akıl yürütebiliyor ve en önemlisi karar verebiliyor. Vücuttaki binlerce diğer sinir uçlarıyla iletişim halinde olabiliyor. Kendisi hareket edemediği halde elektrik vererek ya da kimyasal salgılarla vücudun bütün fonksiyonlarını yönetiyor. Daha da önemlisi bütün görüntü ve sesleri hem işliyor hem de depoluyor. “Bilinç-şuur” ve “zeka-hafıza kuvveti” gibi özellikleri bugün bile tam çözülebilmiş değil.

 Zekânın farklı dönemlerde ve farklı kültürlerde tarifi yapıldı. Güncel tarife göre zekâ, insanların (ya da hayvanların) doğal ve sosyal çevrelerinde karşılaştıkları problemleri çözme başarısı olarak tanımlanıyor. Bu tarifte zekânın problem çözme yönü ele alınmış ama ezber ve geri bildirim hızını esas alan tarifler de var. Bunun dışında Çinliler itaatli olanları daha zeki diye tanımlamışlar. Almanlar şairleri, Japonlar derin düşüncelere dalan kişileri, Türkler ise mizah yeteneği olan kişilere zeki demişler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise tanımlamayı şöyle yapmış; “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsini hevesine tabi kılan ve Allah’tan temennilerde bulunup durandır.” (İmam-ı Tirmizi) Güncel tarif ile tanımı beraber ele aldığınızda ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: Akıllı;bildiği iki büyük problem olan nefsini idare etme ve ölüm sonrasına hazırlanma işine odaklanan kişidir.

Beyinde zekâ nasıl ortaya çıkıyor?

Peki, ezberleyen, geri bildiren, problem çözen zekâ beyinde nasıl oraya çıkıyor? Araştırmacılar beyindeki nöron sayısı ve nöronlar arasındaki iletişim hızının zekâyı doğrudan etkilediğini müşahede ettikleri için buraya odaklanmışlar. Nöronlar arasındaki etkileşim hızı ne kadar yüksek ise o kadar zeki olunacağı ispatlanmış. Buradan hareketle zekânın 3 aşamada ortaya çıktığını kayda geçirmişler. Bu 3 aşama aynı zamanda dâhi ile normal zekanın farkının da görüldüğü yerler.

Dâhinin farkı

Bu üç aşamada öncelikle nöronlar var. Dâhilerin nöron sayıları fazla olmasa da sinir uçlarındaki iletişim hızları diğerlerine göre fark edilir oranda iyi. İkinci olarak beyin hücrelerinin birbirleriyle haberleşmesini sağlayan elektrik sinyali üretme kapasiteleri ve kanalların voltaj değişimleri için açılıp kapanmaları gayet sağlıklı. Snapslar doğru zamanda açılıp kapanıyor ve ihtiyaç miktarındaki enerjiyi gönderebiliyor. Son olarak sinir hücresinin iyon kanallarının açılıp kapanmasını sağlayan küçük elektrik sinyalleri dâhilerin gayet iyi. Ne kadar çok iyon kanalı aynı anda açılırsa zaten sonuç o kadar iyi ve güvenilir oluyor.

Dâhi olunabilir mi?

İyon kanallarının aynı anda açılıp kapanabilmesi ve beyinde daha fazla enerjinin üretilerek sinir hücrelerinin birbiriyle iletişiminin arttırılması mümkün mü? Aslında bununla dâhi olunabilir minin farklı bir şeklini soruluyor. Ama bugüne kadar net bir cevap bulunabilmiş değil. Çünkü dâhiliğin doğuştan mı olduğu yoksa çevre ile mi kazanıldığı bile tam olarak çözülebilmiş değil. Ancak erken yaşlarda beyne ne kadar emek verilirse, snapsların bağlantı kurma başarıları artıyor. Bebeklik ve çocukluk döneminde atıl bırakılan beynin bölgeleri iş yapmadıkları için sistemlerini kapatıp diğer yerlere çekiliyorlar. Böyle olunca zekâ atölyeleri, eğitim ve erken yaşlarda hafızlık gibi konuların önemi anlaşılıyor.

Zekaya yatırım ne kadar netice veriyor?

Bir zamanlar Cylert adında bir akıl hapı çıkartılmıştı. Beynin evrimin merkezi olduğunu düşünenler Cylert hapının evrimi hızlandıracağını söylüyorlardı. Üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen bu mümkün olmadı ve hapın da bilimsel bir yalan olduğu tarihi kayıtlara geçti.

Konuştuğumuz uzmanlar ve baktığımız dosyalar sorunun farklı cevaplarını vermişler. Öncelikle onları özetleyelim en son kanaatimizi paylaşalım. Türkiye Üstün Zekalılar Derneği’nin davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Eğitimde Inovasyon Merkezi Başkanı Prof. Dr. Taisir Subhi, soruya kesinlikle zekanın doğuştan geldiği cevabını veriyor. Zaten çoğunluğun görüşü de bu yönde.

Bunun karşısında kritik yaş aralıkları kaçırılmaz ise çocuğun zekâsının istenilen şekle sokulabilmesinin mümkün olduğunu iddia edenler de var. Ancak bu görüşün savunucuları bu şekilde zekâ parlatılsa bile bir dehâ ortaya çıkmayacağını da ekliyorlar. Dâhinin gerekliliği ayrı bir bahis ama çocuğunun zekâsını diğer kasları kadar önemseyen aileler için şu özet yeterli olabilir.

Çalışmak üstün zekâlı yapmaz. Ancak kabiliyetlerin gelişmesi için çalışmak temel prensiptir. Çocukların etrafında kullanılan dil son derece önemlidir. O yüzden yaşları ne olursa olsun onların zekâ gelişimi için tam ve doğru cümlelerle konuşulmalıdır. Bir de mantığın küçük çocuklar için sanıldığından daha önemli olduğu unutulmamalıdır. Mantıklı olmayan şeyler karşısında çocuklar çok zorlanırlar. Evdeki gürültü ve kavga, bir taraftan bağıran TV diğer tarafta çalan yüksek sesli müzik çocuğu bitirir. O da bir müddet sonra hiçbirine önem vermemeye başlar. Böyle ev ortamları çocuğun öğrenim güçlüğü çekmesine sebep olur.

IQ testleri ve dâhilerin uzun ince eğitim yolu

IQ testlerinin oraya çıkışında dikkat çekici ve enteresan detaylar vardır. Bugün zeka testleri başarıyla kullanılıp yetenekleri keşfetmede ve geliştirmede aracı olarak kullanılsa bile I. Dünya savaşı yıllarında suçluları toplumdan ayıklamak için kullanılmıştı. Hatta evrimciler suçluların biyolojik olarak hayvanlara yakın olduğunu ispatlamak için fizkisel ve zihinsel ölçümler yapmak için bu testlere sarılmışlardı. Daha sonra ilk defa ABD’de IQ testleri askere alınacakları ayıklamak için kullanıldı. II. Dünya savaşı yıllarında ise zeka ile suç arasındaki bağlantı üzerine çalışan kişiler “geri zekalı”ların ahlaki yozlaşma içinde olacaklarını iddia ederek testleri yeniden ele aldılar. Öyle ki savaş yıllarında 35.000 kişi IQ testleri ile geri zekâlı olduğu tespit edilerek kısırlaştırıldı.

Bugünkü zeka testleri algılama hızını, akıl yürütmeyi, örnekleme yapmayı, yer yön bulmayı, dili iyi kullanmayı ölçebiliyor. Ve bilgi (kristalleşmiş zeka) ve mantık yürütme becerisi (akışkan zeka) ölçebiliyor. Yerinde kullanıldığında çocuğunuzun akışkan zekasını görmek önünüzü açan bir veri olabiliyor.

Akışkan zekâ ve kristalleşmiş zeka kavramına bakmak gerekiyor. Çünkü IQ testleri çoğunlukla akışkan zekayı ölçüyor. Akışkan zekaları yüksek olanlar bilgileri daha hızlı öğrenirler, uyarılara daha çabuk tepki verirler, problemleri çözmek için daha az beyin aktivitesine ihtiyaç duyuyorlar. Ve en önemlisi de dikkatleri daha zor dağılıyor. Ancak bebeklik döneminde oluşmaya başlayan bu zeka türü 12 yaşında sabitleniyor. Normal, parlak ve dâhilerin en iyi 12 yaşında tespit edilebileceği görüşü de buradan geliyor. Ne var ki akışkan zeka yaş ilerledikçe önce duraklıyor sora da geriliyor. Kristalleşen zeka ise yaşla beraber artarak devam ediyor.

Sen dâhisin deme hakkı kime ait olmalı?

Beyni anladık, üstün zekalı, normal ya da parlak zekayı ölçtük. Ancak konu burada bitmiyor. Bundan sonra yetenekleri geliştirmek, yönetmek konusu karşımıza çıkıyor. Uzmanlar dâhilerin eğitimi hususunda aileleri ve eğitimcileri iki büyük yanlışa karşı uyarıyorlar.

IQ testleri zekânın kültür, ırk, sosyal çevre ve ekonomik seviye ile yakından alakalıdır. Testler uzman kişiler tarafından yapılsa bile sizi beklediğiniz “başarı”sonucuna götürmez. Sonuca götürecek verileri öğrenmenizi sağlar. İkinci nokta zekâ testlerinde ancak zekanın %50’si salt zekâyaodaklanır. Geriye kalanı ise zamana ve yaşa göre değişen ruh hali, motivasyon, belirli zihinsel kuvvetler ve zayıflıklar ile testlere yatkınlığı ölçer.

IQ testi yapan birçok eğitim kurumunu gezdik. Birçokları testten sonrası ile ilgilenmiyor. Çocuğa “sen dâhisin” “sen parlak zekâya sahipsin” “sen normal zekalısın” deyip çekilmek istiyor. Ancak öğretmenler ve eğitimciler bunun IQ pazarlamacılığından farksız olduğunu düşünüyor. Çünkü çocuğa dâhisin deyip dehasını kullanmayı ve geliştirmeyi öğretemediğinizde,  onu ailesinde ve çevresinde şöhret etmiş ama şöhretini yönetmeyi öğretmemiş oluyorsunuz.

Dâhinin şöhreti perdeleme başarısı

Zekâ ve dâhilik konusu eskiden beri önemsenen bir konu olmuş. Yazar Haşim Nahit 1940’lı yıllarda kaleme aldığı “Türk Dehası” ve “Şöhret ve Deha” başlıklı yazılarında ferdi akıl ile müşterek aklı ele almış. Şöhretine yenilip yoldan sapan dâhilere örnek veren yazar bunları “cehalet dâhisi” olarak anlatmış. Konuyu kendisi ile tartıştığımız IQ test uzmanı Ömer Faruk Şekeroğlu parlak ve üstün zekalı çocukların toplumda fazlaca alaka gördüğünü, bunun ise onların eğitimlerini olumsuz etkilediğini doğruluyor. Bazen de yüksek beklentiler onları strese sokuyor. Ve altı çizilmesi gereken noktanın şu olduğunu söylüyor: “Ailelere çocuklarının üstün zekâlı olduklarını kendileriyle paylaşmamalılar. İyi yönlerini beraber değerlendirip kötü yönlerine kafa yormalılar.”

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz TÜZDER Müdürü Tunahan Coşkun, özet olarak ölçülen IQ’nün aslında üç temel becerinin ortalaması olduğunu söylüyor. Bu üç madde, beynin öğrenme ezberleme gücü, yeni şeyler karşısında başarısı ve aldığı görevi bitirebilme gayreti. Tunahan Beyin çocukların zekâsını önemseyen ailelere tavsiyesi şöyle: “Aileler üstün zekâlı çocuklarının şöhretlerini de perdelemeliler. Onların ne olduklarından çok ne yaptıklarına odaklanmalılar. IQ’su yüksek olabilir ancak motivasyonu güçlü, ruh hali iyi olmayan çocuklardan gelecekte başarı beklemek mümkün değildir. Başarı için zekâ ile berber çocuğun istekliliğinin toplamı olan öz demetim de çok önemlidir.”

Fazla zekâya mı öz denetime mi?

Tunahan Beyin bahsettiği “öz denetim”in ne kadar önemli olduğunu anlamak için şeker testine bakmak gerekiyor. Bu testte okul öncesi yaşlarda çocuklara şeker ikram ediliyor. Psikologlar masanın üstüne koydukları şekeri göstererek çocuğa, “Eğer bunu yemeden birkaç dakika bekleyebilirsen bir şeker daha alabilirsin. Ama beklemek istemezsen zili çaldığında görevli gelip tek bir şekeri sana verecek.” diyorlar.

Bekleme süresi yaklaşık 6 dakikadır. Bu yaşta 15 dakika kendini tutabilen çocuk olağanüstü başarı göstermiş sayılır. Okul öncesi bekleme süreleri,hayattaki başarıda IQ testlerinden iki kat fazla etkili olduğu görülmüş. Şeker testideki beklemeyi bilmek ve arzuları bastırmak yetişkinlerin başarısında da önemli bir kıstas.

Sonuç olarak kendini denetleme becerisi, heyecanlandığında arzularını bastırabilmek,ezberleme yeteneği kadar önemli. Başta bahsettiğim Ali Onur’da IQ ve şeker testine tabi tutulsaydı şimdi başarılarıyla hatırlanan biri olabilirdi. Muhtemelen şeker testinde başarılı olamayacaktı ama öz denetim eğitimi alarak beklemeyi öğrenebilir ve heyecanlandığında arzularını bastırabilirdi. Bu onun için mümkün olmadı ama şunu bilmek gerekiyor. Dehanın yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu terdir.

Beyin Büyüklüğü Değil İşlem Gücü “Arı Beyni”

Vücut büyüklüğü beyin ilişkisi matematiksel bir bağ vardır. Vücut bir kat büyüdüğünde beyin yaklaşık 0,7 oranında büyür. Bir fil 3-4 metre boyunu ve 5-6 bin kilo ağırlığını yönetebilmek için bir arıya göre çok daha büyük beyne ihtiyaç duyuyor. Bir arı ancak birkaç miligramlık beyni ile insanın bile yapamadığı yüzlerce karmaşık işi yapabilir. Eğer her şey beyin büyüklüğüyle ilişkili olsaydı, 5-6 kilo beyne sahip olan fil canlıların en zekisi olması gerekirdi. Ancak arı miligramlık beynini çok iyi kullanırken filin beyni ile ayakları arasında sinyallerin gidip gelmesi çok yavaştır.

Hayvanların En Zekisi Yunuslar?

Zekâ ile beyin ve vücut büyüklüklerinin ilişkisi “ensefalizasyon katsayısı” adı verilen bir kavram ile hesaplanıyor. Vücuda göre beyin büyükse o daha zeki demektir. Buna göre değer oranı insanda en yüksek seviyeye ulaşır. Beynimiz diğer hayvanlarla karşılaştırıldığında vücut-beyin oranından 7,5 kat daha büyük. İnsandan sonra 5,3 katsayısı ile şişe burunlu yunuslar geliyor.

Zeki Çocuklar için 5 Mühim Tavsiye

Tunahan Coşkun (Üstün Zekalılar Derneği Müdürü)

  1. Yüksek kabiliyetler ve yetenekler üzerinde çalışılmadığında söner.
  2. Bebeklik döneminde 15-20 dakika da olsa yüksek sesle kitap okunan çocuklar 1,5 yaşına geldiklerinde akranlarına göre dil gelişimleri çok daha iyidir.
  3. Bebeklerin dil gelişimi zekaları üzerinde sanıldığından daha etkilidir. Cisimlere verecek isim bulamayan çocukların göreme güçlüğü bile çektikleri tespit edilmiştir.
  4. Tam ve doğru cümlelerle konuşulmayan çocuklar ilerinde öğrenme güçlüğü çekerler.
  5. Medya, internet, tv ve radyonun sardığı evde yetişen çocuklar zeka geriliği yaşarlar.

Zekanın Görünmeyen Dil Eğitimi Yönü

Lisan öğrenme, kelime ve kavramlarla zekanın ilginç bir bağlantısı tespit edilmiş. 12 yaşına kadar lisan öğrenmeyen bir çocuk üzerinde yapılan araştırmada beynin bazı bölümlerinin devre dışı kaldığı görülmüş. En önemlisi de büyüdüğünde “o, bu, ötekisi, berikisi” gibi kelimeleri öğrenememiş. Gündelik hayatta kullanılan kelime sayısı düşünme, anlama, eleştirme ve zekâ açısından önemlidir. Günlük 200 civarında kelime ile konuşan kişilerin anlama zekâları, analiz yetenekleri o kadar az olacaktır.

 IQ Çevre

Araştırmacılar evlat edinilen çocukların IQ’larının kendi ailelerinde kalan kardeşlerine kıyasla 10-15 puan daha yüksek olduğu görülmüş. Bu da çevrenin ve yetişme şartlarının zekâyı değiştirebildiğinin bir göstergesidir.

 Dâhilerin Destek Alabilecekleri Kurumlar

RAM (Rehberlik ve Araştırma Merkezi)

MEB nezdinde üstün zekâlı çocuklarının tanılamalarının yapıldığı kurumdur. Ebeveynler okullar aracılığıyla ya da kendileri başvuru yaparak çocuklarının zihinsel potansiyellerini öğrenebilirler. Ve okullarının rehberlik birimlerinin haberdar edilmesini sağlayabilirler.

DESTEK EĞİTİM ODALARI

RAM aracılığı ile okula bilgilendirmesi yapılmış olan öğrenciler için okul içerisinde kurulan bir sınıftır. Üstün öğrenciler haftada 12 saate kadar yetenekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda idare tarafından belirlenmiş öğretmen ya da öğretmenler aracılığı ile eğitimler alır. Destek eğitim odaları uygulama safhasında yeni gelişmekte olan bir yapıdır. Bundan dolayı ailelerin okul idaresinin destekçisi olarak konunun peşinde olmaları gerekmektedir.

BİLSEM (Bilim ve Sanat Merkezleri)

İlkokuldan lise sonuna kadar okulun dışında zenginleştirme eğitimi şeklinde üstün çocukların desteklendiği devlet kurumlarıdır. Ailelerin ve okulların talep ve yönlendirmeleriyle sınavlara girebilirler.  Hafta da belirli gün ve saatlerde BİLSEM binasında akranlarıyla yetenekleri doğrultusunda eğitim çalışmalarına dâhil olurlar. Bu sistem içerisinde üstün çocuklar temel bazı eğitimlerden sonra yeteneklerine göre branşlarda (yazarlık, robotik, matematik, spor, sanat vb.) uzmanlık çalışmaları yürütürler.

TÜZDER (Tüm Üstün Zekâlılar Derneği)

Üstün çocukların ve ebeveynlerinin eğitim ihtiyaçlarının başından sonuna hizmet alabildikleri bir sivil toplum kuruluşudur. Kapsayıcı bir değerlendirme sistemi olan BBT (Bireyi Bütünüyle Tanıma Programı)   çalışması ile tanılama hizmetleri ve aile danışmanlıkları verilir. Bünyesinde ebeveyn ve öğretmenler için zeka ve akıl oyunları, evde tüzder atölyesi ve eğitici eğitimi gibi yetişkin eğitim programları bulunur. Çocukların yetenek ve ihtiyaçlarınca devam edebileceği atölye çalışmaları sağlanan hizmetler içerisindedir. Tanılama ve danışmanlık hizmetlerinde yaş sınırlamaması bulunmamakta, atölye eğitimleri için 4 yaş başlangıç kabul edilmektedir.

“Zekâ Yükselip Alçalmaz”

Prof. Dr. Taisir Subhi (Eğitimde Inovasyon Merkezi Başkanı)

 Zekânın alçalması yükselmesi olmaz. Ama bazen dâhilerin de iyi durumda olmadıkları görülür. Bu zekânın gerilemesi olarak görülmemelidir. Çevresel bir faktöre bağlı olarak ya da bir hastalık sebebiyle olabilir. Bazen dâhi topluma küsmüş de olabilir. Yükselme durumunda da ise dâhi var olan performansını daha iyi kullanmaktadır.  Alçalıp yükselmenin oluşmaması için üstün yetenekli çocuklara farklı eğitimleri de bir arada vermek gerekir. Mesela dâhiler için sadece akademik değer kıstas değildir. Ülkenin milli kültürüne uygun program yapılmalı. Bizim milli kültürümüz neyse ona göre hareket edilmeli. Ülkenin değerlerine göre milli bir ajanda milli bir politika güdülmeli. Biz dâhilerden bahsederken nasıl ki askerleri eğitiyorsak onlar da aynı şekilde gerektiği zaman toplum için fedakârlık yapabilme. Bizden olduğunu ona öğretmeliyiz. O da ülkenin değerlerini en az asker kadar eğitmeliyiz. Restorandaki masayı silmeli, silebilmeli. İçimizden biri olduğunu fark ettirmeliyiz.

“Flyn Etkisi Evrimi Haklı Çıkarmaz”

Uz. Dr. Mustafa Altaş (Nörolog)

IQ puanları üzerinde çalışma yapan James Flynn  yeni doğan çocukların IQ’lerinin giderek arttığını tespit etmiş. Ortalama her 10 yılda 2-3 puanlık artış tespit edilmiş. Ülkelere göre yapılmış detaylı çalışmalar var. Konu uzatılmadan söylenecek şey şudur. Çocuklarımızın daha zeki doğdukları doğrudur. Ancak onların beyinlerinde, fiziki ve biyolojik yapılarında bir değişiklik olmamaktadır. Daha zeki bir neslin dünyaya gelmesi onların kültür seviyesi yüksek bir çevre ve aile ortamında doğup büyüdükleri içindir. Bugün anne karnında da öğrenmenin başladığı tespit edildiğine göre evrimcilerin iddiaları zaten araştırmacılar tarafından reddedilmiştir.

Yeni doğmuş bir bebeğin beyni 400 gramdır. Önce alt beyin gelişir sonra sinirler ve kıvrımlar. Bebeklik döneminde saniyeler içinde milyonlarca bağlantı gelişir ve beynin ağırlığı iki katına çıkar. Emekleme döneminde beynin ağırlığı 1.100 gramı bulur. Beyin gelişiminde sinir yolları inşa edilir.

 Bunları Biliyor muydunuz?

  1. ABD’de bulunan Nöroloji Derneğinin düzenlediği toplantıya 50 bini aşkın genç bilim adamının katıldığını,
  2. Beynin her alanın aktif olduğunu ama beyin taramalarında bazı bölgelerin sürekli aktif halde olduğunu,
  3. Çocukluk yıllarında beyindeki sinir bağlantılarının kullanılmadıkça zamanla azalma gösterdiğini,
  4. Türkiye’de yetişkinlere IQ testinin yapılamadığını,
  5. Kalın sinirlerin bir mesajı saatte 400 km hızla taşıdığı. Ancak beynin genelinde trafik hızının 20 km civarında olduğu,
  6. Beynin loş bir lambayı aydınlatacak kadar enerji ürettiği,
  7. Vücut ağırlığının sadece 50’de biri olan beynin, vücudun oksijen ve glikoz ihtiyacının 5’te 1’ini tükettiğini,
  8. Gözün beynin bir parçası olduğunu ve diğer duyu organların sinirleri beyinde buluşsa da, gözün retinası beyin dokusunda oluştuğu,
  9. Bilim adamlarının var güçlerini kullanarak beynin yapısını, kimyasını anlamaya çalıştıklarını ve her sinir ucunun, dentrinin, prensinaptik sinir ucunun, sinir hücrelerinin haritasını çıkartmaya çalıştıklarını biliyor muydunuz?

IQ Testi Neyi Ölçüyor?

Abdulkadir Bulut (Psikolog)

IQ puanları üzerinde çalışma yapan James Flynn  yeni doğan çocukların IQ’lerinin giderek arttığını tespit etmiş. Ortalama her 10 yılda 2-3 puanlık artış tespit edilmiş. Ülkelere göre yapılmış detaylı çalışmalar var. Konu uzatılmadan söylenecek şey şudur. Çocuklarımızın daha zeki doğdukları doğrudur. Ancak onların beyinlerinde, fiziki ve biyolojik yapılarında bir değişiklik olmamaktadır. Daha zeki bir neslin dünyaya gelmesi onların kültür seviyesi yüksek bir çevre ve aile ortamında doğup büyüdükleri içindir. Bugün anne karnında da öğrenmenin başladığı tespit edildiğine göre evrimcilerin iddiaları zaten araştırmacılar tarafından reddedilmiştir.

Share.

YORUM YAZ