İnsanKişisel Gelişim

Rahmet Yağıyor

İki Çocuk Bir Umre

Medine-i Münevvere’de olduğu gibi Mekke-i Mükerreme’de cuma günleri kalabalık oluyormuş. Grup rehberimiz bunu söylediğinde tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Sabah namazına giderken gözüme takılan Kâbe-i Muazzama’nın canlı yayınındaki yoğunluğunu görünce aklım başıma geldi. Saat, sabahın dördüydü ve tavaf yapanlar, alanı neredeyse tamamen doldurmuşlardı. Cuma günleri Arabistan’da tatil olduğu için çevre köylerde ve yakın kasabalarda oturanlar perşembe geceden gelip Mescid-i Haram’da veya çevresinde bir yerlerde kalır, cumayı mutlaka Kâbe-i Muazzama’nın karşısında kılarlarmış. İşte bu yüzden kahvaltıda cumaya ne kadar erken gitmemiz gerektiği hususunda epey konuşmuştuk. Kimi az sonra çıkalım kimi iki saat kala çıksak yeter, diyordu.

Ben üç saat öncesi diyenlerdendim. Saat 10 gibi yerimizi almıştık. Tam öğlen güneşinin altındaydık ama yapacak bir şey yoktu. Biraz geç kalsak cumayı Kâbe-i Muazzama’yı göremeden kılabilirdik. Güneşin alnında cuma saatine kadar Kur’ân-ı Kerîm okuyup nafile ve kaza namazları kılanlara refakat ettim. Cuma ezanını huşu ile dinlemenin keyfine odaklandım.

Zamanımızın hastalığı olan her şeyi kayıt altına almaya çalışma dürtüsü ile birçok kimse ellerindeki telefonlarla çekim yapıyordu. Onun yerine o ânın manevi lezzetini kaçırıyor, bense Kâbe’ye bakarak ezanı dinleme güzelliğini doya doya yaşıyordum. Geçtiğimiz hafta Medine-i Münevvere’deki hutbeyi az çok anlamıştım. İlim öğrenmek ve öğretmenliğin rolünden bahsetmişti. Bu hafta pek anlayamadım. Cuma sonrası otele döndüğümde karşılaştığım manzara şaşırtıcıydı. Kızlar ve eşim bana gülüyorlardı. Ne olduğunu anlamadan aynaya bakmamı söylediler. Aynada kendimi tanıyamadım. Güneş, yüzümün her yerini yakmış, beni kıpkırmızı hale çevirmişti.

Cumadayken kızları hazırlamış olan eşim, “Hadi çıkalım!”  dedi. Biraz soluklandıktan sonra yine düştük Kâbe-i Muazzama’nın yollarına. İkindiyi ve akşamı Mescid-i Haram’da kıldık. Kızlar anneleriyle kadınlar bölümünde mutluydular. Ara sıra benimle gelmek isteyen olursa ben de yanıma alabiliyordum. Gerçi beraber durduklarında anneleri namaz kılarken ablası Büşra ile ilgileniyormuş. Uzaklaşacağı zaman buraya gel kardeşim, diyor yanına çekiyormuş.

İkindi sonrası tavaf yaptık. Tabii Büşra sık sık önüme geçip “Kucak baba, kucak!” dedi. Bazen omuzlarıma aldım, bazen kucağıma. Omuzlarıma alınca Ece’nin yüzü değişiyordu. Böyle olunca ben de Büşra’yı annesine veriyor, Ece’yi kucağıma alıyordum. Ece kucağımdayken çok yürüyemiyordum tabii. Çok geçmeden Ece iniyor, Büşra da ablasını taklit etmek için yere ayak basıyordu. Akşam namazına doğru hava kararıverdi. Ezana yarım saat kala, eşim ve kızları kadınlar bölümüne bıraktım. Ben de erkekler bölümü dolduğu için arkalarda bir yerde Kur’ân-ı Kerîm okumaya başladım. Az sonra insanlar dışarıdan içeriye girmeye başladılar. Önce anlam veremedim bu hareketlerine. Sonra içeri girenlerin üstü başının ıslak olduğunu görünce rahmet, yağmur yağdığını anladım.

Daha durur muyum? Hemen tavaf, mataf alanına geçtim. Doya doya ıslandım sağanakta, rahmetten nasibimi almaya çalıştım. Kâbe-i Muazzama’yı bu halde de seyrettim, Altınoluk’tan taşan rahmet deryasına baktım. Bu nimetin herkese nasip olamayacağını düşünerek dua ve şükür ettim bol bol. Namaz başladığı anda kesildi yağmur, ama mermerler ıpıslaktı. Islak mermerler üzerinde secde yapmak bambaşka bir histi.

Çocuklar acıkmıştı. Namaz sonrası otelimize döndük. Hafiften yağmur çiseliyordu.  Ertesi gün sabah erkenden umre vardı. Yemekten sonra odamıza çekildik. Türkiye’de iken uyumak bilmeyen, yatağa zor yatırdığımız çocuklar erkenden uyudular.

Cumartesi sabah kahvaltıdan sonra otobüslere binip Hudeybiye’ye doğru yola çıktık. Ailece ikinci, benim ise dördüncü umrem olacaktı. Grupta yalnız başına gelip 6 umre yapanlar vardı. Olsun diyorduk eşimle, herkesten az umre yapmış olabiliriz; ama kızlarla umre yapıyor olmak bir başkaydı.

Hudeybiye, Mekke-i Mükerreme’ye çok uzak sayılmazdı. Yarım saat içinde mikat mahaline ulaştık. Burada küçük bir cami, birbiri üstüne binmiş gibi duran dükkânlarla çevrili bir alan vardı. İhram namazlarının ardından bu alanda toplandık. Daha doğrusu toplanmayı bekledik, çünkü gruptan bazıları dükkânlara uğrayıp hediyelik eşya bakmaya dalmışlardı.

Şu 15 günde anladım ki en kolay müşteri, umre müşterisidir. Nerede bir satıcı görürse mutlaka bir şeyler alır. Yanında getirdiği parayı geri memlekete götürmemeye yeminlidir sanki. İhtiyacım var mı diye düşünmez; saat gördü mü saat alır, ayakkabı gördü mü ayakkabı. Bazen de Çin malı oyuncakçıları bulduğu zaman hiç affetmez; her çeşidinden üçer beşer alıverir. Pazarlık yapmaktan da geri kalmaz. Satıcı uyanıktır ama pazarlığı da sıkıdır. Bir riyal inmez aşağıya. Umrecinin elini cebine atmasıyla pazarlık başlamadan biter. Satıcı istediğini almıştır. Umreci memlekete götüreceği hediyeleri kucaklamıştır. Bu manzarayı her yerde yaşadığımız gibi Hudeybiye’de de yaşadık böylece. Sonra rehberimiz, buranın dinî ve tarihî öneminden bahsetti. İhrama niyet ettik. Otobüslere geri döndük.

Şoför bizi Mescid-i Haram’ın alt geçidinde bıraktı. Yürüyen merdivenlerle meydana çıktık. Tam karşı kapıdan girip tavafa başlayacaktık. Grup rehberimizden umreyi ailecek yapabilmek için müsaade istedim. Grupla hareket etmek zor oluyordu çünkü. İçimizdeki yaşlıları beklemekten çok, 100 kişinin birlikte hareket etmesinin güçlüğüydü bizi zorlayan. Yoksa bazı yaşlıların gençlere taş çıkarttığına çok şahit olmuştuk.

Grubumuzun en yaşlılarından biri, Muhsin arkadaşın dedesiydi. Elindeki baston ve artık kamburlaşmış sırtı ile tavafta ve sayda parmak ısırtıyor, maşallah dedirtiyordu. Geçtiğimiz günlerde kaybolmasını saymazsak -ki zaten kendisine göre kaybolmamış, torunu Muhsin’i göremeyince dışarı çıkıp sandalyede oturmaya karar vermiş- bütün gruptan çok daha iyi performans sergilemişti. Bulanlar “Neredesin dede, seni arıyoruz kaç saattir?” demişler, o da oturduğu yerden hiç istifini bozmadan “Asıl siz neredesiniz ben ne kadardır Muhsin’i arıyorum.” diye cevap vermiş, herkesi güldürmüştü.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı