Hikaye ve Günlüklerİnsan

65+

Emeklilik Hayalleri

İnsanoğlu, zamanın geçtiğini ve bir daha geri dönüşünün olmadığını, saçına ve sakalına düşen akların artışı ile fark edebilir. Geçenlerde babamın üç farklı zamanda çekilen fotoğrafını yan yana koyunca düşündüm bunu. Otuzlu yaşlarında saçlarında hiç ak olmayan babam, kırklara geldiğinde parmakla sayılabilecek sayıda ak saç ve sakallara sahip hale gelmişti. Peki ya şimdi? Şimdi ise hadise tam tersine dönmüş durumda neredeyse. Artık siyah saçlar ve sakallar parmakla sayılabiliyor.

Cenap Şahabettin, “Ak saçlılara karşı her zaman hürmetim vardır.  Zannediyorum ki onlar bu dünya ile ahiret arasında bir köprüdür.” diyor. Bizim memleketimizde ak saçlılara hürmet hiçbir zaman eksilmemiştir zaten. Gençler nerede bir yaşlı görse hürmetlerini esirgemezler. Marketteki sırasını verir, otobüsteki koltuğunu verir, pazar dönüşü çantasını taşır… Bir hürmet listesi yapılsa, sanırım Kur’ân-ı Kerîm ve diğer mukaddesattan sonra ak saçlılar üçüncü sırada yer alır.

Emeklilik ve zam konusunu saymazsak, yaşlıların şu günlerde aralarında en çok konuştuğu konu “65 yaş kartı” alıp almama muhabbetidir. Evlerde, meclislerde, kahvehanelerde, çay ocaklarında iki gruba ayrılıyor artık yaşlılar: 65 yaş kartı olanlar ve olmayanlar! 65 yaş kartı olanlar istediği zaman, ücretsiz bir şekilde otobüse binip istediği yere gidebilirken, kartı olmayanlar bu zevkten mahrum kalıyor. 65 yaş kartı olanlar, 65 yaş kartı olmayanlara ellerindeki kartları sallayarak gülümsüyorlar, laf arasında onları kızdırıyorlar. 65 yaş kartı olmayanlar ise 65 yaş kartını alacağı günü iple çekiyor, kendi aralarında derin iç çekişlerle gelecek günlerin hesabını yapıyor, çetelesini tutuyorlar.

Geçtiğimiz günlerde bir ikindi sonrası caminin çay ocağında rast geldim 65 yaş kartı olmayan birkaç amcaya. İçlerinden biri sandalyeye oturur oturmaz hemen çay söyledi. Diğeri ise çaycıdan gelirken kağıt kalem de getirmesini istedi.

Çaylar ile birlikte kağıt ve kalem gelince hummalı bir çalışma başladı yan masada. Ben o sırada az önce söylediğim çörçilimi (sade soda, tuz ve limon karışımı içecek) yudumluyor, göz ucuyla masadaki gazeteye göz gezdiriyordum. İster istemez yan masaya kulak kabartmak zorunda kaldım tabi. Elinde kalem olan ak saçlı, birtakım rakamları alt alta yazıp çıkarıyordu. Çıkarırken duruyor, doğruluyor ve kalın, yorgun, nasırlı parmaklarını kullanıyordu. Çok geçmeden yaptığı işlemi bitirip off çekti. “Benim daha çok var, 65 yaş kartı almama.” dedi.

Sıra diğerine geçmişti. Bu sefer o aldı kalemi eline. Sayılar yazdı, çizgiler çekti, eğildi büküldü. “Benim de çok varmış.” dedi puflayarak. Yan masanın üçüncüsü, “Benimkini de sen hesaplasana.” dedi. “Benim gözlerim pek iyi görmüyor.” Önce bugünün tarihi yazıldı kağıda, altına amcanın doğum tarihi. Çıkarma işleminin ardından kağıdı heyecanla bekleyen amcanın önüne uzattı. Görebilsin diye kocaman yazmıştı sonucu. Yan masadan ben bile okudum “5 ay kalmış.” yazısını.

65 yaş kartını almasına beş ay kalan amca sevinerek, çıktı dışarıya. Şadırvanın yanında dikilenlere hararetle anlatmaya başladı hesapları. Diğer ikisi de bardaklarında kalan çayın son yudumlarını içip kös kös çıktılar peşinden.

Çaycıya el işareti yaptım. Tuz istedim. Çörçilime biraz daha tuz eklerken, ömrün geçen günlerini hesap etmeyen ve kalan günlerini değerlendirmek için plan yapmayan insanoğlunun yine, yeni, yeniden küçük hesaplar peşinde olduğunu düşündüm.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı