ADALETİN AĞIR YÜZÜ5 dakika okunma süresi

0

Bazı hadiselerin zahirindeki adalet, insanların ulaşabilecekleri mana derinliğinden çok daha derin yerlerde olduğu için ilk başta eksik anlaşılabilir, O yüzden adaletin bir herkes tarafından görünen yüzü, bir de ulaşılması ve anlaşılması çok zor olan ağır yüzü vardır, Biz bu ağır yüzünü birkaç ipucu vererek, yaşandığı dönemde insanların anlamakta zorlandığı, ancak gerçek tecelli ettiğinde hayretler içerisinde kaldıkları bir misal.

Hudeybiye Sulhu İslam tarihinde fevkalade ehemmiyetli bir hadise. Çünkü zahiri görünüş itibarı ile Müslümanların teslimiyetine benzeyen bu hadise Kur’an-ı Kerim’de büyük bir fetih ve zafer olarak vasıflandırılmıştır.

O dönem yaşananlar, herkes tarafından görülmesi zor olan adalete, hakikati derinliklerde saklı bir misal. Hadiseyi o günlerde yaşayan Müslümanlar, hakikati anlamakta zorlansalar da Resul-i Ekrem’e (s.a.v) tabi olmayı bilmişler ve büyük bir fethe mazhariyetin müjdesini almışlardır.

Hudeybiye’de Neler Yaşandı?

Hicretin altıncı yılında islamiyet hızla yayılmaktadır. O yıl Peygamber Efendimiz(s.a.v) Umre yapmak için Mekke’yi ve Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret etmek üzere ihrama girer, kurban edilmek üzere develerini hazırlatır ve Müslümanların da hazırlanmalarını isteyerek onlardan yanlarına silah almamalarını ister. Umre için yaklaşık 1400 kişi Medine’den hareket eder.

Mekke’ye yakın bir mesafede Hudeybiye mevkiinde varıldığında burada konaklanılmıştır. O sırada Mekke’den gelen haberlerde, şehrin mukavemet için hazırlık yaptığı öğrenilir. Resûl-i Ekrem Mekke’ye haber göndererek harp için değil, umre için geldiklerini bildirir. Ancak karşı taraf iyi niyete bir müfreze asker göndererek cevap verir. Fakat yakalanan askerler Resûl-i Ekrem’in affı tercih etmesi ile bırakılır.

Hadiseler devam ederken Resul-i Ekrem müzakerelerde bulunmak için Hazreti Osman’ı Mekke’ye gönderir. Hazreti Osman Mekkelilere Resûl-i Ekrem’in umre için geldiğini söylese de onu dinlemeyerek hapsederler. Etrafta şehit edildiğine dair şaibeler oluşur. Müslümanlar İslamiyet davasına canlarını feda için Hazreti Peygamber’e biat ederler. Fetih Suresi’nde bu biat şöyle anlatılır:

“Allah, mü’minlerin ağacın altında sana biat etmelerinden hoşnut oldu ve onların niyetlerini bilerek kendilerine huzur ve sükûnet indirdi ve onları yakın bir fetihle mükâfatlandırdı.”

Bir müddet sonra Hazreti Osman’ın şehit edilmediği anlaşılır. Kureyş, Süheyl bin Amr’ı antlaşma için gönderir. Süheyl’in ilk teklifi bu yıl Müslümanların Mekke’yi ziyaret etmeden dönmeleri şeklinde olur. Uzun müzakereler sonucunda antlaşmaya varılır ve Resul-i Ekrem antlaşma maddelerini Hazreti Ali’ye yazdırır. Yazılan altı maddenin neredeyse tamamı Müslümanların aleyhinde görünmektedir. Müslümanların bu sene umre yapmamaları, Müslümanlardan biri Medine’ye sığınırsa teslim edileceği, aksi olduğunda Kureyş’in teslim etmeyeceği ve gelecek sene yapılacak umrede Müslümanların üç günden fazla şehirde kalamayacakları gibi maddelerdir.

Hüzün ve Sadakat

Tam antlaşma sırasında Müslüman olduktan sonra Mekkeliler tarafından işkenceye uğrayan Ebu Cendel bir yolunu bulup kurtularak gelip Medine’ye sığınır. Süheyl anlaşma maddelerine dayanarak onu ister. Ancak daha imzalar atılmadığı için Resul-i Ekrem onu vermek istemez. Israr üzerine teslim etmeyeceğini ancak yanında da götürmeyip Hudeybiye’de bırakacağını söyler. Buna rağmen Kureyş murahhası inat eder.

Neticede Ebu Cendel teslim edilir. “Müslüman olduğum halde ve işkence yaralarıma rağmen beni teslim mi edeceksiniz?” diye yakınması, Müslümanları galeyana getirir. Müslümanlar dinleri namına zillete düşürüldüklerini ve antlaşma ile adaletsizlik yapılarak haksızlığa uğratıldıklarını düşünmektedirler, ancak diğer taraftan da Resul-i Ekrem tarafından verilen bir sözü yerine getirmenin mesuliyeti vardır.

Resul-i Ekrem bu zor anlarda Ebu Cendel’e bakarak, “Sabret ey Ebu Cendel, tahammül et, Cenab-ı Hak elbette sana ve seninle bulunan mazlumlara kurtuluş yolunu gösterecektir. Biz bir sulhname imzaladık, onun hükümlerini bozmak bize düşmez.” buyurarak onun için gelecek ilahi adaleti hatırlatır ve yükünü hafifletir.

Ebu Cendel zincirler içinde Mekke’ye geri dönerken Müslümanlar yıldırım çarpmış gibi adeta yerlerinden kımıldayamayacak hale gelmişlerdir. Öyle ki, Resul-i Ekrem’in “Kurbanlarınızı burada kesin ve ihramdan çıkın” sözlerini sanki duymamışlardır.

Sulhnamenin akabinde üç gün daha kalındıktan sonra Hudeybiye’den hareket edilir. Tam Medine’ye girilirken Fetih Suresi nazil olur. Sure-i Şerife’de, “Biz sana gerçek zafer kapısını açtık!” buyrulmaktadır. Müslümanların mağlubiyet saydığı bir hadise aslında “büyük bir muvaffakiyet” tir. Çünkü buradaki ilahi adaletin ağırlığını o sırada idrak etmek kolay değildi.

İlahi Adalet Tecelli Ediyor

Hudeybiye Antlaşması’ndan Mekke’nin fethine kadar geçen zamanda tarihçiler, gerçek zaferin güler yüzünü bize haber vermektedir. Çünkü bu zaman dilimi içinde müşrikler ticaret için Medine’ye gelerek akrabaları arasında kalıp Müslümanların temiz ahlaklarını, ihlaslarını, faziletlerini ve diğer güzelliklerini görmeye başlamışlardır. Böylece Müslümanların sayısı iki misli daha artmıştır. Halid bin Velid ve Amr Bin As gibi sahabeler bu günlerde Müslüman olmuşlardır.

Antlaşmanın en ağır gibi görünen, “İslamiyet’i seçen Mekkeli Müslümanların müşriklere iade edilmesi” maddesi, yine takip eden günlerde bizzat Kureyşlilerin Resul-i Ekrem’e müracaatları ile kaldırılacaktı. Çünkü, Müslüman olup Medine’ye gelenlerin şehre alınmayarak geri gönderilmesi ve onların Kureyş yerine İss mevkiine giderek, orada Mekke kervanlarına zarar verecek kuvvete ulaşmalarıdır.

Madde sulhnameden kaldırıldığında, müşriklerin elinden kurtulmuş olan Ebu Cendel ve arkadaşları da Medine’ye geldiler. Müslümanlar ilk başta anlamasalar da daha sonra Resul-i Ekrem’e tabi olmalarının mükâfatını görmüşlerdi.

(Toplam 220 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.