AraştırmaKapakSeyahat

KAPAK: Afrika’da Ramazan-ı Şerif

Aşağıda gördüğünüz manzaranın oluşması için ömrünü Afrika insanına vakfedenler, bugün manevî âlemde güzel istirahatgâhlarındalar. Bu şekilde olacağını düşünselerdi, belki yaşarken uykularından bile feragat ederlerdi. Gören gözler, Mombasa’daki bu fotoğrafın ahvalini ne kadar anlayabiliyor?

Oruçlu iken insanın bazı hisleri daha kuvvetli çalışır. Mesela, atmosferdeki en küçük bir koku damlacığı dahi hassas burunlardan kaçamaz. Afrika’da geçirdiğimiz Ramazan günlerinde, koku alma hislerimizi oldukça aktif kullandık. Sadece bol baharatlı iftar sofrası hazırlıkları için değildi bu davranışımız, bizim için önemli olan, Afrika’da Müslümanlığın nasıl yaşandığı idi.

2019’un son Ramazan günlerini Afrika’da geçirdik. Afrikalıların sahur ve iftar telaşlarını beraber yaşadık. Beraber teravih namazı kılıp mukabeleler okuduk. Son gün, büyük bir alanda binlerce Müslümanla beraber bayram namazını kıldık. Bütün bunları yaşarken hislerimizi tamamen ortaya koyduk, güzel detayları not ettik.

Nairobi’ye ulaştığımız günün akşamı, şehir merkezindeki Jamia Camii’ndeyiz. Başkentin merkezî konumundaki külliye, Kenya Müslümanları için de önemli bir yer. Yatsı namazı sonrası başlayan teravihte, mescit bölümünün tamamına yakını doluydu. İmam Efendi, teravihi hatimle kıldırıyordu, kıraati ise alıştığımız teravih okumalarından oldukça yavaştı. Tereddüt ettiği yer olursa sayfayı baştan alıyordu. Dördüncü rekatın sonunda bir saf, camiden ayrıldı. Sekizinci rekat sonunda, cami neredeyse yarıya kadar boşaldı. Üç saate yakın teravih namazı devam etti. Teravih, kıyam’ül leyl (teheccüd) namazına kadar devam edeceğe benziyordu.

Afrika’nın Ramazan-ı Şerîf’e özel ibadetleri, kılınan namazları, yapılan dersleri ve diğer güzelliklerini detaylı şekilde yazacağız. Öncesinde, Afrika haritasını elimize alıp ülkelerin sosyal yapısını az da olsa öğrenmeliyiz. Bu bize, dinî hayatta farklı gibi gelen detayları anlamamız için kolaylık sağlayacak.
Afrika’da Ramazan konusunu, iki ana başlık altında değerlendirmek yerinde olacak. Biri sahra üstü “kuzey” kısım, diğeri de sahra altı “güney”. Çünkü bölgelerin İslamî geçmişi, kültürel ve etnik farklılığı, yaşanan Ramazan geleneklerini derinden etkilemiş.

Genel olarak Afrika’nın güneyi, Müslüman merkezlere uzaklığı sebebiyle kültür ve medeniyet noktasında dağınık kalmış. Sahra üstü kuzey kısım ise İslamî merkezlere yakınlığı sebebiyle kültürünü, dilini, örf ve adetini belli usul çerçevesinde olgunlaştırmış.

Afrika’nın, millet ve kültür yapısı

Afrika, otuz milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle, içinde farklı kültürleri, coğrafyaları ve iklimleri barındıran oldukça büyük bir kıtadır. Büyük sahra çölü kuşağı, kıtayı kuzey-güney yönünde ikiye böler. Sahra altı ve sahra üstü tabiriyle söylenilen bu bölme önemlidir. Kuzeydeki sekiz ülke, Mısır, Libya, Cezayir, Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Sudan, kıtanın üçte ikisini oluşturur. Bu kısımdaki 200 milyonluk nüfusun yüzde 95’i Müslüman’dır. Ve İslam Tarihi geçmişi, Asr-ı Saâdete kadar uzanır.

Kenya Diani, halkın Osmanlı Camii diye bildiği, okyanus sahilindeki yer

Afrika kıtasında, üç bine yakın etnik grup ve 11 ana çatı altında, 55 kabile kümesi var.

Sahranın güneyinde yaşayan nüfus, toplam nüfusun yüzde 80’ini oluşturuyor. Sahra altı kültür, dil, etnik yapı ve dinî kimlik olarak çok geniş dağılım gösteriyor. Toplamda 56 devlet ile 4 sömürü bölgesinden oluşan bu büyük kıtada, dört dil ailesinden bine yakın farklı dil ve lehçe konuşuluyor. Ortalama 30.000 kilometreye bir dil düşüyor. Güneye indikçe, lisanda çeşitlilik artıyor. Konuşulan dillerin tamamına yakını güney kısımda, köyden köye, mezradan mezraya değişen bir dil çeşitliliğine dönüşüyor.

Bunun yanında Afrika Kıtası’nda, üç bine yakın etnik grup ve 11 ana çatı altında, 55 kabile kümesi var.
İslamiyet’in tarih içinde Afrika’yla kurduğu yakınlığın derecesi, bugünkü karmaşa, sömürge ve etnik savaşın görülmediği yerlerle yakından ilgilidir. Sömürgeci devletlerin, kabileleri birbirlerine karşı kullanarak düşmanlıklarını körükleme işi, dil, kültür ve din birliğinin olmadığı coğrafyalarda daha da derinleşmiştir.
Afrika Kıtası’nın alt ve üst kısmındaki etnik yapının farklılığını iyi bilenler, İslamiyet’in tarihteki dokunuşlarını da bilirler ama bunu inkâr ederler. Hatta “İslamiyet, yerel dilleri ve kültürleri yok etti.” gibisinden şeyler söylerler. İşlerine geldiğinde Afrika için “çok kültürlülük” konusunu savunurlar. Diğer taraftan kabile kabile dolaşarak kendi dillerini öğretmeye çalışırlar. Söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişki sorulduğunda, “Çok kültürlülüğü savunuyoruz lakin bizim yaptığımız, az gelişmiş kabileleri üst kültüre taşımaktır.” derler.
Mesela Kenya’nın tamamında 46 farklı dil konuşuluyor. Ülkede yaşayan 7 kabile, devletin ana çatısını oluşturuyor. Swahili ve İngilizce devletin resmi iki dili. İngilizcenin bu topraklara nasıl geldiğini biliyoruz. Kenya toplumunun millilik hamurundaki önemli unsurlardan biri olan, Swahili dilindeki detaylar bizim için önemli.

Bugün Afrika Kıtası’nda, 8 ülkenin resmî dili “Swahili”dir. “Swahili dilini iyi bilen birisi, Fatiha-i Şerîfe’yi rahatlıkla anlayabilir.” Bu söz ecdadımızın Kur’ân-ı Kerîm ile kurduğu güzel ünsiyeti hatırlattı, değil mi? Bu temel bilgilerle Afrika’nın Ramazan-ı Şerîf’ine tekrar dönelim.

Kadir gecesini bulma ümidiyle tam gün ibadet “Kenya”

İlk geldiğimiz gün, saat 23:10 gibi teravih namazının on ikinci rekatından sonra ayrılmak durumunda kalmıştık. Sonradan yaşayarak öğrendik ki Afrika’nın birçok yeri gibi Nairobi’de de Müslümanlar Ramazan-ı Şerîf’in son on gününü, sabaha kadar ibadet ve tâat ile ihya ediyorlar. Yaşanılan ama yazılmadığı için insanların bilmediği, hakikatlerden biri bu olsa gerek.

Geldiğimizin ikinci günü gece saat 2 civarında, ezanla uyanıyoruz. Ezan, teheccüd için okunuyor. Önce, teheccüd namazı hatimle kılınıyor. Arkasından yine hatimle üç rekat vitir namazı kılınıyor ve sahur yapılıyor. Sabah namazından sonra Ramazan-ı Şerîf’e özel ibadetler devam ediyor. Saat 8-9’a kadar Kur’an-ı Kerîm, mukabele usulünde tilavet ediliyor.

Osmanlı Camii imamı, beldedeki Ramazan-ı Şerîf faaliyetlerini anlatıyor, Kenya Diani

Sabah kuşluk vaktinden sonra merkezi yerlerde fıkıh dersi okunuyor. Takribi bir buçuk saat süren bu birinci ders, yine Ramazan-ı Şerîf’e özel. İkinci ders ikindiden önce yapılıyor. Son günlere özel, teravih ile sahur arasına da bir ders okunuyor. Kadir gecesini bulma ümidiyle Müslümanlar sabaha kadar ibadetle geçirmeye çalıştıkları için bu üçüncü derse de rağbet ediyorlar.

Kuş sesleri eşliğinde sahur, tesbihât, dualar ve güzel sesli hafızların kıraatı ile Afrika’nın aydınlık geceleri, daha da aydınlanıyor.

Böyle güzel bir geceden sonra, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu, sahil kesimindeki Mombasa’ya program yapıyoruz. Trenle 6 saat sürecek yolculukta, Kenya’nın dünyaca meşhur safari alanlarından geçeceğiz. Büyük Rift Vadisi boyunca aheste aheste ilerleyen trenimiz, sahile doğru yaklaştıkça, arkada bıraktığımız karlarla kaplı oldukça büyük bir dağ, dikkatimizi çekiyor. İsmi Kenya Dağı. Eteklerinde fillerin, aslanların, zürafaların ve zebraların dolaştığı yer, dünyanın en geniş safari alanını oluşturuyor.
Ülke, ismini Kenya Dağı’na verdi zannetmiştik ama öyle değilmiş. Kikuyu dilinde, beyaz dağ anlamına gelen “Kere-Nyaga” kelimesi, önce dağ için kullanılırken sonraları ülkenin tamamı için kullanılmış.

Mombasa şehrinin bayrama hazırlığı

Akşam geç saatlerde ulaştığımız Mombasa, Afrika Kıtası’nın Hint Okyanusu kıyısında, oldukça güzel bir şehri. Mercan adası üzerine kurulması, Hint Okyanusu kıyısındaki stratejik konumu ve Kenya’nın en önemli liman şehri olmasıyla Mombasa, tarihten bugüne insanların hep gözdesi olmuş bir şehirdir.
Mombasa’da bulunma sebebimiz, ne göz kamaştıran turizm mekanları ne de bir o kadar değerli tarihî mekanları. Asıl programımızı bayram hazırlıkları oluşturuyor.

Şehir oldukça kalabalık ve öğlen saati olmasına rağmen iftarlık satışları başlamış. Güzel pişirilmiş, üçgen şeklinde içi et dolu samusa’lar ile yine etten yapılan bacia’lar ve soslu patates kıvamındaki viazi’ler paket paket alınıyor. Bu kadar fazla miktarda alınmasının sebebi, akşam namazından sonra bütün cemaat için ortak kurulacak iftar sofraları imiş. Bunu duyunca merkezî yerdeki Ümmü Gülsüm Camii’ne program yapıyoruz. Birer paket hamur işi mandazi ve patatesli viazi de biz alıyoruz.

Bayram gününe beyaz elbiseler içinde hazırlanan Mombasalı çocuklar

Pazar yerleri oldukça kalabalık; aslında bugün şehir merkezinin bütün ana caddeleri ve ara sokakları Pazar yerine dönüşmüş durumda. Ancak yine de karışıklık içindeki sukûnet, dikkat çekici. Swahili dilinde, “Haraka hakara hasina baraka”, “acele işte bereket olmaz” atasözünü, bütün şehir tatbik ediyor gibi.
Alınan ve satılan şeyler Mombasa şartlarında güzel ürünler. Aynı ürünleri satan onlarca pazar tezgâhı var. Çoğu tezgahtarın önünde, evde yapılmış bir ya da iki çeşit iftariyelik var. Bu duruma mütevazılık mı denir, yoksa fakirlik mi, adını koymaya çalışmadık, sadece atmosferi anlamaya çalıştık. Özel sosla pişirilmiş patates yemeği “viazi” almak için satıcı ile konuşuyoruz.

İsmi Ali olan kişi oldukça mütebessim birisiydi. Viazileri hanımı beş kiloluk paketler halinde yapıp getiriyor, kendisi de sıcak sıcak satıyormuş. Sıcak pazar yerinde orucun nasıl geçtiğini soruyoruz. Oldukça keyifli geçtiğini söylüyor. Okul çıkışı büyük oğlu da yardıma geliyormuş. “O geldiğinde, zaman daha hızlı geçiyor.” diyor.

O kadar kalabalık arasında, toplantı yapmaya çalışan dernekler gördük. Bunların bazıları o kadar dikkat çekiciydi ki pazar yerinin gürültüsünden, bembeyaz giyimli halleriyle insanı çekip alıyordu. Afrika’nın genelinde bayram günlerinde insanların, beyaz elbise giymeleri âdetmiş. Bu manzara, insanda bambaşka hisler oluşturuyor. Âdet olarak giydikleri uzun beyaz elbiseler, birkaç gün sonra gelecek bayramın provası gibiydi. Beyaz takke ve beyaz elbise içindeki Afrikalı Müslüman’a baktığında, insan siyah çehredeki parlak gözlerin samimiyetini, saflığını ve yakınlığını hissediyor.

Mütevazı, Afrika iftar sofrası geleneği

İftar vaktine yakın Ümmü Gülsüm Camii’ndeyiz. Caddeye kadar taşmış cemaat içinden yürümeye çalışırken, bir taraftan da toplu iftar konusunu düşünüyoruz. Tam söylemek gerekirse, bir Afrika iftar geleneği ile keşfimizi tamamlayacağımız için heyecanlıyız.

beyaz elbiseler içindeki Afrikalı Müslüman’a baktığında insan, siyah çehredeki parlak gözlerin samimiyetini, saflığını ve yakınlığını hissediyor.

Şehrin sembolü fil dişi anıtını geçtikten sonra, solda merkezî konumda bir cami. Binanın son katı teras, iftariyelikler buraya sergi şeklinde hazırlanmış. Hali vakti yerinde Müslümanlar, Afrika’nın ucu bucağı görünmeyen fakirlik boşluğunu, ellerinden geldiğince bu şekilde doldurmaya çalışıyorlar.

Marakeş’in en büyük camisi Koutoubia ve en kalabalık merydanı Jemaa el-Fnaa

Elimizdeki paketleri kapıdakilere teslim edip cami bölümüne geçiyoruz. Okunan kıraat, Nairobi’deki gibi değil. Biraz daha farklı ama bu farklılık yargılanmamalı. Tarihten bugüne, güzel kıraatin Mombasa’ya kadar kendi başına gelmesi düşünülemezdi. Afrika’nın en uç noktasına, usul, adap, ilim ve irfan, geçmişin izleri takip ederek gelmeye devam ediyor. Son noktalara ulaşmak biraz daha vakit alacak gibi.

Namaz bittikten sonra kurulan iftar sofraları usulca dolmaya başladı. Mekana sükunetle beraber bir heyecan da çökmüştü. Buradaki herkes gibi biz de heyecanlıydık. Yaklaşık bin kişi olmasına rağmen kargaşa yoktu. Ortaya serilmiş sofraların etrafına altışarlı, yedişerli gruplar halinde oturduk. Pazarda gördüğümüz iftariyelikler yağlı, tuzlu, tatlı ayırt edilmeksizin sofralara konulmuş. Oturur oturmaz şerbetler samimi duygularla ikram ediliyor. Besmele ile başlıyoruz, bu anlamlı sofradaki iftarımıza. Tatlısından tuzlusuna, acılısından bol baharatlısına kadar, iftariyeliklerin her birinden birer tane alıyoruz. Beş dakika içinde hem yemekler bitiyor hem de dualar yapılıyor.

İftarlıklar, ortalama bir menü için yeterli miydi? Evet, kültürüne, ortamına göre düşünüldüğünde yeterli bir menü idi. Ama diğer taraftan da şunu ifade etmek gerekir ki burada güçlüklerle boğuşmak, ayakta kalma mücadelesi vermek, hayat tarzına dönüşmüş…

Zheng He’nin cami yaptırdığı Malindi ve Yemenli Müslümanlar

Çin’in Yunnan bölgesinden çıkarak, dünyanın farklı yerlerine seyahat eden Müslüman komutan Zheng He’yi duymuşsunuzdur. Gittiği yerlere sadece 300 gemisi ve 30 bin askeriyle gitmiyordu. Sumatra, Cava Adaları, Seylan, Hindistan, Basra Körfezi ve Afrika’ya, İslamiyet’in güzelliklerini de taşıyordu. Bu meşhur komutan Mombasa’ya yakın, okyanus kıyısındaki küçük Malindi şehrine de gelmiş. Hatta orada bir de cami yaptırmış.
Malindi’ye geldiğimizin ikinci günü, Zheng He’nin yaptırdığı camiyi arayıp buluyoruz. Yerleşim yerinin dışında kalmış, artık kullanılmayacak durumdaki yer, sahile çok yakın. Cami kullanılamıyor ama uzak beldelerden anlamlı yolculukların ve yaşanan güzelliklerin izlerini taşıyor olması önemli. 600 yıl önceki dokunuşun, uzun süreli devam eden hizmete dönüşmesi, hatırlayanlara mutluluk veriyor. Enteresandır, bu hizmet izinin kalıntılarının hemen yanı başında bir de farklı niyetle gelen insanların bıraktığı izler var. Bu, iman edenlerle inkar edenlerin, dünya üzerinde at başı giden mücadelelerini hatırlatıyor.

Zheng He’den yaklaşık 100 yıl sonra, Malindi’ye gelen Vasco da Gama için okyanus kenarında anıt dikilmiş. Malindi, Portekizliler için önemli bir nokta kabul ediliyor ve bu anıtın bakımları oldukça iyi yapılmış. Şehirde artık Portekizliler fazla yok, yerini İtalyanlar almışlar ve bu küçük şehirde özel okulları bile var.
Malindi, Afrika kültürünü yansıtan oldukça şirin bir şehir. Şehirde Yemen ve Umman gibi Afrika ülkelerinden insanlar çoğunluktadır. Dışarıdan gelen insanlar, beldenin önde gelen simalarını oluşturuyor.

Akşama doğru şehrin küçük camilerinden birindeyiz. Burada da Afrika usulünce mütevazı bir iftar sofrası kurulmuş. Az sonra Yemenli Müslüman aileye davetli olduğumuz için sofradaki kalışımızı kısa tutuyoruz.
Yemenli ailenin babası Ali Bey, misafirlerini karşılıyor. Davetliler için uygun bir yer sofrası hazırlanmış. Yemekler yeniyor, konuşmalar yapılıyor. Az önceki sofrayla karşılaştırıldığında ancak şu söz söylenebilir: “Az veren candan, çok veren maldan.” Candan verilen mütevazı ikramlardan sonra Yemen kültürü ile karışan Afrika zenginliklerinin sunumu, sadece midede değil gönülde de güzel tesirler bırakıyor.
Ailenin Yemen’den buraya gelme hikayesi oldukça manidar. Afrika’nın ücra beldelerine İslamiyet’in usul ve esaslarını tatbik edebilmek için yüz yıl önce, vazife verilerek gönderilmişler. Bugün ise Kenya’nın bir parçası olmuşlar. Aile ticaretle uğraşıyor, usul ve esaslar konusunda örnek olmaya devam ediyorlar. Lakin enteresan bir ihtiyaçlarından bahsettiler. Çocuklarını gönderebilecek alternatif okul, çok fazla yok imiş. İtalyanların okullarına evlatlarını göndermek zorunda kalmak, canlarını hayli sıkmış.

100 yıl önceki durum elbette farklıydı. Okul, onları buraya gönderenler için ihtiyaç olarak görülmemişti. Ama şimdi “Sadece Kur’an Kursu eğitimi vermek yetmiyor.” deniliyor. Afrikalı Müslümanların bu Ramazan gününde en büyük problemlerinin “eğitim kurumu” ihtiyacı olduğunu söylemeleri dikkat çekiciydi. Bu istek kaslardan hücrelere geçen ağır yorgunluğa rağmen insanı, bir uykudan kalkmış kadar hafiflik hissine taşıyor. “Yapmakla bakmak birleşmedikçe ma’murluk vücut bulmaz.” İmar edilenlere bakıp daha yükseğini istemeleri, Afrika’nın “can suyu” olmaya çalışan bugünün Zheng He’lerinde yorgunluk bırakmıyor.
Birkaç saat sonra Malindi’nin görkemli semtinden çıkıp daha az bütçelerle inşa edilmiş şehir merkezine dönüyoruz. Teravih namazı mikrofonlardan dışarıya verilmiş. Bütün mahalle, bütün şehir bu haliyle manevî sırra hep beraber ulaşmaya çalışan dervişler topluluğu görünümü içindeler.

Sokağa taşan teravih namazı müdavimlerinin arasından geçiyoruz. Maddi ve manevî dünya, şeffaf şekilde iç içe geçmiş gibi duruyor. Ulaştığımız el-Emin Camii, Afrika’nın bütün renklerini saflarında toplamış gibi. Soluduğumuz samimi hava, fakirlik içindeki bu beldelerin, karşılığını sadece Hazreti Allah’tan bekleyerek ona ulaşmaya çalışmanın kusursuz uyumunu sunuyor.

İnsanoğlunun tabiattaki zarif duruşu, “beyazlar içinde bayram namazı”

Sabah güneşi, yaşlısından gencine, çocuğundan kadınına binlerce Müslümanın kıldığı bayram namazının üzerine doğuyor. Beyaz kıyafetler içindeki bu manzaraya bakarken, anlatılacak o kadar çok şey var ki… Kelimeler onu taşıyan nefes kadar, manzarayı anlatmakta hafif kalıyor.

Bir zamanlar gençlik hayallerini bu manzaranın her bir zerresine hayat vermek için kuranlar, bugün şiirsel güzelliğe ulaşacaklarını bilselerdi: muhteşem dünyanın göl ve dağ manzaraları ile, güzel dostlukların sohbetleriyle, doyurucu dünya nimetleriyle daha az meşgul olurlardı.

Swahili dilinde yapılan sohbetler, akabinde geniş meydanı dolduran binlerce Müslüman’ın hep beraber toprak zeminde secde-i rahmâna baş koymaları, Hazreti Allah’ın bereketinin, dünyanın her noktasına cömertçe dağıtıldığını hissettiriyor.

Namaz sonrası Afrika’nın bir güzel adetine daha şahit oluyoruz. Bütün Kenyalılar, babalarının evinde toplanıyorlar. Bayram kahvaltısında adet olarak şekerli et ikram ediliyor. Yeşil ağaçlar altındaki uzunca bir sofranın etrafına oturmuş Afrikalıların, gönülden gelen davet çağrısını duyunca, geleneksel damak tadını, insanın bir kenara bırakası geliyor.

Afrika’ya gelen Arapların “harees” dediği, Swahili dilinde “boko boko” isimli yemek, bayram günlerinin vazgeçilmezi imiş. Harees bir tür “keşkek” yemeğiydi. Tereyağı ile servis edilmesi dahi, Anadolu’dakinin aynısıydı. Sadece tercihe göre bal ve şeker ilave edenler vardı. Anadolu ve Afrika’nın aynı kültürel gen mirasından beslendiğini keşfetmek, hayatı anlamlı kılan detaylardan oluyor.

Ve Afrika’ya Veda

Sahra altı Afrika’ya asr-ı saâdetten bugüne ulaşan Müslümanların, kutsal temasının sıcaklığını adım adım keşfetmek, görende ve okuyanda kabuğunu çatlatacak şekilde bir genişlemeyi hissetmeye sebep oluyor.
Tarih içinde ticaret için gelenler, hem güzel ticaretleriyle insanların ahlaklarını etkileyip İslamiyet’i onlara tanıtmışlar hem de yerel dilleri yok etmeden Arapçanın güzellikleri ile Afrikalıları zenginleştirmişler. Sahra altı Afrika’da, Müslümanların yaptıkları güzellikler, yeterince fazla yazılmadığı için bugün bilgi eksikliği fazla.
“Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.” Bu söz, Afrika’da yaşanılan ama insanların bilemedikleri hakikatler konusunu tam özetliyor.

Malindi’de, bayram yerine toplanan insanlar

Yapmakla bakmak birleşmedikçe ma’murluk vücut bulmaz.

Bugün de Afrika’da ömrünü bulutsuz bir gökte, güneş gibi lekesiz ve dolu dolu geçirenler var. Bu insanlar kitaplara geçemiyor. Kitaptaki insanlar, sokağa çıkamadığı gibi Afrika’nın bugünkü tarihini yazanlar da kitaplara giremiyorlar. Ama yazılanlara, yaşananlara her gün bir yenisi ekleniyor.

Gayretlerin arkasındaki samimi havayı, enerji sağlayan reaktörü, gerçekten anlama çabasıyla baktığımızda akla gelen soru: “İnsan hayatını anlamlı kılan neydi?”

Fas’ta Bir Bayram Günü

Fas, Morokko ya da Mağrip üçü de Afrika’nın kuzeyindeki, güzel Ramazan-ı Şerîf âdetlerinin yaşandığı ülke için kullanılıyor. Fas’ta Ramazan-ı Şerîf heyecanı bir başka oluyor. Ramazan gelmeden mukabeleler planlanıyor. Buraya özgü bir âdet dikkat çekiyor. Faslı hafızlar arasından her yıl bir grup seçiliyor ve bu kişiler Avrupa ülkelerine gidiyorlar. Oralarda Ramazan-ı Şerîf’in en güzel şekilde geçmesi için Müslümanlara yardım ediyorlar. Fas’ta bayram heyecanı kadir gecesiyle başlıyor. Kadir gecesi kurbanlar kesilip dağıtılıyor. Teravih namazı hatimle, 8 rekat yatsıdan sonra, 8 rekat de sabah namazından önce kılınıyor. Afrika’nın diğer yerlerinde olduğu gibi burada da bayram namazı için özel beyaz elbise “cilbab” ve beyaz terlikler giyiliyor. Arkasından musalla denilen meydanlara namaza gidiliyor. Bayrama özel olarak yöresel etli nohutlu “kuskus” yemeği, ballı “chabakiye” tatlısı, erişteden “harira” çorbası ve nane çayı hazırlanıyor.

Mütevazı ortamda namaza hazırlıklar devam ediyor

Hafızlar Diyarı Habeşistan’da Ramazan

Kurân-ı Kerîm okuma, okutma ve hafızlık konularına, Müslümanlar, Ramazan-ı Şerîf’te daha bir dikkatliler. Habeşistan’ın Harar vilayetinde de bu konuya ayrı bir ehemmiyet veriliyor. Tarihî Ebubekir Camii’nde özel bir grup sadece Ramazan-ı Şerîf günlerinde değil, yılın her günü ikindiden sonra büyük bir halka yapıp mukabele okuyor. Halkaya oturan herkes birkaç sayfa da olsa Kur’ân-ı Kerîm okuyor, diğer Müslümanlar huşu içinde takip ediyorlar. Ramazan-ı Şerîf’e özel, akşamları okunan mukabelelere de herkes katılabiliyor. Mukabeleyi başlatan kişi birkaç sayfa okuyup yanındakine bırakıyor. Bu şekilde her oturumda yaklaşık 2 cüz okunuyor. Saat tutulmuyor ama yaklaşık bir buçuk saat sürüyor.

Yine Habeşistan Harar’a özel bir durum, Ramazan-ı Şerîf’in son 10 günü Müslüman halkın %80’i camilerde itikafa giriyor. Şehir bugünlerde, adeta ibadet kampına giriyor.

Habeşistan, güneşli ve bereketli arazilerinde ağaç altında okunan dersleriyle meşhur bir beldedir. Şaban-ı Şerîf’in 15’inde tertiplenen bir merasimle kırsal alanlara ders okutmaya çıkılır. Osmanlı’nın bir zamanlar vilayeti olmuş Harar şehri “cerre çıkma” hadisesini aynı usulle, bugün de devam ettiriyor. Hafızlık yapan talebelerin kıldıracağı teravihler çok önemseniyor. Hafız genç talebeler, bulundukları eğitim kurumlarından, kendilerine tahsis edilen özel araçlarla iftara yakın alınıyor. Teravih namazı kılınacak yerlere intikal ediliyor. Burada önce iftar yapılıyor, arkasından mukabele okunup teravih namazı ile gece değerlendiriliyor.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı