Kişisel GelişimKültür Sanat

Ahmet Cevdet Paşa

Bazı insanlar vardır ki makam ve mevkilerin fani dünyasından vazgeçerek kubbede hoş bir seda bırakırlar. Bu seda her daim dünya kubbesinde yankılanır durur. Ahmet Cevdet Paşa da kubbede hoş seda bırakan insanlardan.

Bugün dahi hikmete dönüşerek dilden dile dolaşan mecelle kaideleri, kütüphanelerimizin baş tacı, okuyucusunu zamanların en şereflisine alıp götüren Kısas-ı Enbiya’sı, yozlaşmış batı zihniyetinin taklitçisi devlet adamlarının arasından sıyrılan asil devlet adamlığı, makam ve mevki uğruna eğilip bükülmeyen şahsiyetli duruşu ile Ahmet Cevdet Paşa, sözü ve nefesi geçmişten günümüze uzanan bir hizmet adamı.

Paşamız, hicri 1238 yılında mübarek bir Receb-i Şerif günü bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Lofça’da doğar. Ailesi Lofça’nın eşrafındandır. Hususiyetle dedesi münevver bir şahsiyettir. Küçük Ahmed’teki istidadı gören dede, Lofça’nın en methur âlimlerini seferber eder. Lofça müftüsü dahi emek verir küçük Ahmet’e. Ahmet boşa çıkarmaz bu teveccühü. Kıvrak zekâsı ve sürat-i intikali ile hızla ilerler ilim yolunda. Daha çocuk denecek yaşta müftü efendinin fetva müsevvidliğini yapar ki, bu iş kolay değildir. İfade kabiliyetinin yanında derin bir fıkıh bilgisi de gerektirir.

Ahmet’ten Ahmet Cevdet’e

Bir müddet sonra Lofça dar gelmeye başlar Ahmet’e. Artık muhitindeki her âlimin kapı eşiğine varmış, bütün ilim çeşmelerinden içmiştir. Hocaları bir olup Ahmet’i Dersaadet diye isimlendirilen İstanbul’a gönderirler. Son beş asrın en büyük ilim ve irfan şehrine adım atan Ahmet, bu fırsatı iyi değerlendirir. En iyi medreselerden ve en iyi hocalardan eğitim alır.  Âli ilimlerin yanında hesap, cebir, hendese hatta fizik öğrenir. Arapça, Farsça, Fransızca ve Bulgarcayı öğrenir. Ahmet’in kabına doldurduğu marifet, kaleminden kâğıda dökülmeye başlar artık. Vehbî mahlasıyla inşa türünde örnekler verir. Hocası Fehim Efendi, Vehbi mahlaslı iki büyük şair asında kaybolmasını istemez, Cevdet mahlasını verir yetenekli öğrencisine ve Ahmet artık Ahmet Cevdet olur.

Hak Lofçalının imiş

Ahmet Cevdet kıpır kıpır bir talebedir.  Arkadaşlarından farklıdır. Dersi derste anlar. O dönemde hocalarının ehl-i kıyam(üstün nitelikli ) diye tabir ettikleri sınıftandır. Hikmet dolu sorular sorar, çoğu kez tatmin olmaz sorularını daha zor sorular takip eder, adeta zihin idmanı yaptırır hocalarına. Bu ecilden hep hocalarının tam karşısına oturur ve büyük değer verilir kendisine.

Yine bir gün Fatih Camii’nde ilmi dirayeti ile meşhur Vidinli Hocanın halkasındadır. Vidinli Hoca dersinde öğrencilerine ateşli müzakere ve mübahese (soru cevaplı tartışma) hatta sıkı münazaralar yaptıran ve bilfiil kendi de katılan bir hocadır. İlmi dirayeti ve yeteneği ile bütün muarızlarına (karşı çıkan) cevap vermeye muktedirdir. Ancak Ahmet Cevdet ile öyle bir soru-cevaba girişir ki ne yapsa olmaz, ikna edemez Ahmet Cevdet’i. Ahmet Cevdet meseleye olan vukufiyeti ile galip gelir. Nihayetinde Vidinli Hoca ancak kızarak susturur Ahmet Cevdet’i. Çok kırılır Ahmet Cevdet. Ders sonlarına doğru Vidinli Hoca ihtilaflı meseleye dönüş yaparak Ahmet Cevdet’in işaret ettiği gibi meseleyi izah eder ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde:

  • Hak Lofçalının imiş, der ve talebesinin gönlünü alır.

Tatil Günleri Sadece Bayram Günlerinden İbarettir

İlim şehri İstanbul’dan istifade etmek için gece gündüz demez var gücüyle çalışır Ahmet Cevdet. Nerede bir ilim halkası kurulsa hemen müdavimi olur. Onun için tatil yoktur. Herkesin taşraya gittiği memleketine gittiği zamanlarda bile ders okur. Özellikle üç ayların başlaması ile beraber talebeler taşraya çıkar ve bir bir eksilir ilim halkaları. Bu zamanlarda Ahmet Cevdet, bir kişi bile olsa ilim öğretmeyi kendine şiar edinen Hafız Seyyid Efendi’nin önünde diz çöker, devam eder derslerine.  “Bence tatil günleri sadece bayram günlerinden ibarettir.” der.

Münevver Genç

Daha 22 yaşında iken kadı olan Ahmet Cevdet, parlak ve kıvrak zekâsı, meseleleri çözmekteki mahareti ile dikkatleri üzerine çeker. Tam bu günlerde Mustafa Reşid Paşa sadrazamdır ve yeni kanunların hazırlanması ile uğraşmaktadır. Şer’i hükümlerden mâlûmât almak için bir âlim ister. Hoş formalite icabıdır bu talebi aslında. Münevver ve vaktin icabında anlar olsun diye de, müsetehzi (alaycı) bir kayıt düşer talebine. Meşihat makamı Ahmet Cevdet’i münasip görür bu makama. İlk gördüklerinde şeyhülislam ve Mustafa Reşit’i  “Pek genç imiş” diye hayrete düşürürken, meseleye vukufiyyeti ile de hayran bırakır kendine. Artık ikbal kapıları açılmıştır. Hızla tırmanır merdivenleri Ahmet Cevdet.

Görev Adamıdır

Devlete hizmet ederken vazife ve makamları küçük büyük, önemli önemsiz diye ayırmaz. Her ne vazife verilse alnının akı ile ifa eder. Pek çok alanda pek çok hizmetler görür. Eğitim alanında ilimler akademisi gibi çalışacak Encümen-i Dânişin kurulmasında aktif rol oynar. Bu heyetin ilk olarak bir Osmanlı tarihi yazması kararlaştırılır. Ahmet Cevdet’e de 1774-1826 yılları verilir. Diğer azalar kayda değer bir iş yapmazken Ahmet Cevdet  “Tarih-i Cevet” olarak bilinecek 12 ciltlik eserinin ilk üç cildini bir yılda tamamlar ve teslim eder. Bu işteki muvaffakiyeti ona vak’anüvislik vazifesinin verilmesine sebep olur. Artık kalemi tarihe şahit olarak not düşmektedir. Tam bu sıralar altı ciltlik Kısâs-ı Enbiyâ’yı kaleme alır ki eserin güzelliğini anlatmaktan lisan acizdir.

Mısır’da bir miras problemi var, Ahmet Cevdet haydi Mısır’a. Rumeli’de karışıklık var kim çözer? Ahmet Cevdet. Bulgarlar ayaklanmış, kim bastırır? Ahmet Cevdet. Bosnalılar asker toplanmasına karşı çıkıyor, kim bu meseleyi çözer? Ahmet Cevdet. On parmağında on marifet vardır adeta. Muarızları bile parmak ısırır bu beceriye. Takdir etmekten başka yol bulamazlar.

Paşa Olunca İnsan Üzülür mü?

Ahmet Cevdet, her işten yüzünün akı ile çıkınca büyük teveccüh kazanır. Abdülaziz Han kendisini şeyhülislam yapmak ister. Ancak Ahmet Cevdet yine vazife peşinde Osmaniye ve Kozan dağlarındadır. Padişahın isteği bu ecilden yerine getirilemez. Ahmet Cevdet’in muarızları hemen harekete geçerler ve onun ilmiye sınıfından mülkiye sınıfına naklederek kazaskerlik payesini vezirliğe çevirirler. Bu makamın askeriyedeki karşılığı paşalıktır. Ahmet Cevdet artık paşa olmuştur. Bu duruma hiç sevinmez Ahmet Cevdet, çok kırılır. Ancak takdire boyun eğer.

Kimin Adamısın?

Ahmet Cevdet Paşa adam kayırmacılığın ve yancılığın zirvede olduğu, herkesin birilerinin adamı olduğu bir zamanda kimsenin adamı olmaz. Sadece işinin adamı olur. Herkes yanına çekmek ister Ahmet Cevdet Paşa’yı. Bir tarafta İngiliz yanlısı Musafa Reşit Paşa, diğer tarafta Fransız yanlısı Ali ve Fuat paşalar. İktidar bu iki mihrak arasında gidip gelmekte. Mustafa Reşit Paşa yanlıları Ahmet Cevdet Paşa’yı Mustafa Reşit Paşa’nın yetiştirdiğine inanırlar ve taraf olması hususuna zorlarlar. Bir gün bu gruptan birisi gelir ve:

  • Arkadaş, ya bizim tarafa gel; ya öte tarafa git!  İki bayraktan birine yazıl! Zira buraya gelip geçtiğin için mevcut heyet senden emin olamaz. Yarın biz meydana çıkarsak, ilk işimiz seni ezmektir, der.

Cevdet Paşa ise cevaben:

-Ben devletin hizmetkârlarındanım ve küçük rütbede bir adamım. Vükelanın ihtilâfına karışmak bana yakışmaz. Ben herkesle barışığım. Behemehâl bir bayrak altına girmek lâzım gelirse, Bayezid meydanında bir bayrak açıp yalnızca altında otururum, der.

Ah Müderrislik!

Ahmet Cevdet Paşa herkesin takdir ve himayesini kazanmıştır. Payeler, nişanlar ve taltifler peş peşe gelir. Ama o bütün bu ihtişamın arasında talebelik günlerini özler. Bir ilim aşığıdır.  “Keşke bir medreseye müderris olsam.” der defalarca. Şeyhülislâma ricada bulunur. Ancak şartlar elvermez, kendisine tevdi edilen görevlerden başını kaldıramaz. Ama bu hasret içini yakar. Bu ateşi dindirmek için kâh gider tamire muhtaç olan medreselerin tamiratını yaptırır, kâh ihtiyaç sahibi talebelere yardım eder, kâh ilim halkalarının arkasında gizli gizli oturur.

Mecelle

Tanzimat döneminde kanunlar üzerinde yeni düzenlemeler yapılır. Birtakım kimseler bazı kanunların sözde medeni Avrupa’dan ithal edilmesi gerektiğine inanırlar ve bu düşüncelerini uygulamak isterler. Paşamız kale gibi dikilir karşılarına. İllaki bir medeni kanun gerekiyorsa, Hanefi fıkhına uygun hazırlanması gerektiğini söyler. Hemen bir heyet oluşturularak “hadi yap” denir. Ahmet Cevdet Paşa ilk dört kitabı süratle hazırlar. Mecelle kanun değil, adeta edebi bir şaheserdir. Akılda kalıcı ve anlaşılması kolaydır. Muarızları rahatsız olur bu muvaffakiyetten ve Ahmet Cevdet Paşa’yı Bursa’ya vali yaparlar. Ancak bekledikleri gibi olmaz, yeni heyet aynı muvaffakiyeti sergileyemez. Paşamızı geri çağırmak zorunda kalırlar.

Ahmet Cevdet Paşa, gerek adliye gerekse eğitim alanında önemli düzenlemelere ve icraatlara imza atar. Abdülaziz Han’ın şehit edilmesine esefle şahit olur ve mahkemesine Adliye Nazırı sıfatı ile katılır. Abdülhamit Han döneminde büyük lütuflara mazhar olur. Abdülhamit Han bu büyük devlet adamını yıpratmak isteyenlere hiç yüz vermez. Ahmet Cevdet Paşa 1897 yılında vefat eder. Mezar taşına “Asrımızın İbn-i Kemâli idi” yazarlar.

On parmağında On Marifet

Ahmet Cevdet Paşa devletin kaht-i rical çektiği bir dönemde büyük hizmetler görmüş bir devlet adamı, kalemi ile bir devre ışık tutmuş önemli bir tarihçi, Türkçeye yaptığı hizmetlerle önemli bir edebiyatçı, ortaya koyduğu kanunlarla iyi bir hukukçu, eğitim alanında yaptığı düzenlemelerle uzman bir eğitimci, her şeyden önemlisi kendi ifadesi ile vazife adamıdır.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı