Aile Özel

Aile Müessesesine Ne Oldu?

Tarih boyunca ortaya çıkan değişik düşünce akımlarının ortak noktalarından biri aileye verilen önem olmuştur. Aile müessesesi fiziki ihtiyaçların karşılanmasından ziyade sosyal, iktisadi veya siyasi mülahazalar ışığında ele alınmaktadır. Bazı düşünürler sosyalleşmeye sağladığı katkıdan dolayı, bazı düşünürler de ekonomi sahasındaki olumlu etkilerinden dolayı, ailenin önemine dikkat çekmişlerdir.

Tarihin çeşitli dönemlerinde aile müessesesine karşı çıkanlar da olmuştur. Bunlardan birinci grup, Eflatun’da olduğu gibi, aile müessesesine tamamen karşı çıkanlardır. Eflatun’a göre, çocukların aileler tarafından sahiplenilmesi toplumda “senin, benim” ayrımcılığına yol açar. Bu sebeple, Eflatun (Platon) aileye karşıdır ve bütün çocukların bütün toplum tarafından sahiplenilmesini ve büyütülmesini savunur. Bu ve benzeri düşünceler, çeşitli dönemlerde hayata geçirilmeye çalışıldıysa da -fıtrata aykırı olduğu için- akamete uğramıştır.

Bununla birlikte, yeni bir toplum inşası için okulları ve öğretmenleri kullanmak isteyen ülkelerde, platonik model farklı görünümler altında hala rağbet görmeye devam etmektedir.

Aile müessesesine zarar veren ikinci grup, aileyi çözücü etkenleri güçlendirmekle birlikte aileyi destekleyen unsurları göz ardı edenlerden oluşmaktadır. Birinci gruptan farklı olarak, bunlar ailenin önemini kabullenir; fakat aileden ziyade bireye, sınıfa veya devlete önem atfeder. Bireyi, sınıfı veya devleti güçlendirmek için türlü türlü tedbirler alırken, aileyle ilgili herhangi bir mülahazaya yer vermez. Batı modernleşmesinde bireyin olabildiğince ön plana çıkarılması bizatihi aileyi zayıflatan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemiz geçen yüzyıl içinde önce platonik bir dönemden geçti. Tam bu cendereden çıkmak üzereyken bu defa da kendini Batı tarzı ferdiyetçiliğe kaptırdı. Aile müessesesi her iki dönemde de açıkça veya zımnen çok ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Dolayısıyla, bugün yaşanan çözülme, sadece bugünün eseri değildir. Bugün yaşanan “aile dramı”, iktidar sahiplerinin yapacakları tercihlerde ne kadar hassas olması gerektiğini ortaya koyan acı bir misaldir.

Modernleşme gerekçesiyle inançlarımız ve ahlaki değerlerimiz terk edilmiş; batılılaşma adına, geleneksel aile yapısı terk edilmiş; tüketim toplumu uğruna tasarruf ekonomisine sırt
çevrilmiştir. Eşitlik adına, aile içindeki saygı ve sevgi ortadan kaldırılmıştır. Üç neslin bir çatı altında yaşadığı mutlu, sıcak yuvaların yerini -çocukların kreşlere, anne-babaların da huzurevlerine emanet edilmesiyle- soğuk ve ıssız evler almıştır.

Hal böyle olunca, son dönemlerde gündeme getirilen “her aileye bir sosyal danışman atamak suretiyle aile meselesinin çözülebileceği yönündeki” görüşler pek ikna edici görünmemektedir. Salt teorik eğitim almış kişilerin pratik meseleler karşısında acze düştüğünü biliyoruz. Üniversiteden yeni mezun olmuş, bekar veya yeni evli “aile danışmanları” hangi tecrübe ve görgü ile ailelere destek olacaktır? Üstelik “memur mantığıyla” çalışan kamu görevlilerinin birçok sahada verimli hizmet üretemediği bizzat devlet yetkilileri tarafından kabul edilmektedir.

Bu projedeki bir diğer yanlış da, her meselenin bir kamu kurumu kurmak suretiyle çözülebileceğine inanılmasıdır. Modern siyaset teorisinde Devlet “bir cebir vasıtası” olarak tanımlanmaktadır; yani devlet, zorlama gücüne sahip bir kurumdur. Bu yüzden; zorlama gücünü kullandığı güvenlik ve savunma sahaları en ehil olduğu sahalardır. Aile, ahlak, eğitim gibi “gönüllere nüfuz etmeyi gerektiren sahalarda” ise modern devletin gücü sınırlıdır.

Ailenin güçlendirilmesi için aile fertlerinin kendi inançlarımız, ahlaki değerlerimiz, örf ve adetlerimiz konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı