Akademik Camianın İç Yüzü

0

Akademisyen, bilgiyi üreten-geliştiren, insan yetiştiren kişidir. Öyle ki kompleks ve kapris yükü olmaktan çıkmış, bilgiyi kıskanmadan aktarabilen ve paylaşabilen, hoşgörülü bir kişi olmalıdır. Türkiye’de gerçekten öyle midir? Detaylara bakalım…

[ Prof. Dr. Şaban Esen ]

Üniversiteler, hem bilgiyi üreten-geliştiren hem de bu bilginin üretim aşamalarının öğretildiği yerler olmalıdır. Üniversitenin en önemli unsurlarından biri de akademisyenlerdir. Çünkü akademisyen, öğrenciye şekil veren, bilgiyi de bulup çıkarandır. Akademisyen kişisel egosunu, kendisini aşabilen, kompleks ve kapris yükü olmaktan çıkmış, bilgiyi kıskanmadan aktarabilen ve paylaşabilen, hoşgörülü olabilen kişi olmalıdır. Ancak her zaman yukarıda sayılan vasıfların bir araya gelmesi mümkün olmamaktadır. Çünkü akademisyenlik yolu düz, engebesiz ve hiç bir dış tesirin olmadığı saha değildir.

Kişide akademisyen olma fikri ile beraber çevrenin etkileri de hissedilmeye başlar. Üniversite ortamında, kişi kurumsal ve kültürel ortam, eğitim-öğretim ortamı ve sosyal ortam ile etkileşmektedir. Baskın olan taraf etkileyendir. Kendi varoluş amaçları ve fonksiyonları doğrultusunda etkiye açık olan tarafı etkiler, dönüştürür ve şekillendirir. Her öğretim üyesi üniversite ortamından farklı şekillerde ve oranda etkilenir. Akademisyenin hayat görüşü ve karakter özelliklerine göre bu etkilenme farklı boyutlarda olmaktadır. Etkileşme, kişi için olumlu veya olumsuz neticelenebilir.

Öğrenciye rol-model

Olumlu veya olumlu kullanılabilecek netice öğrencilere rol-model olabilme imkânıdır. Akademisyenlik sayesinde binlerce öğrenciye doğru bilgiyi, yaratılış gayesini ve hayatın hikmetini aktarabilme şansı olur. Temiz duygular ile üniversiteye gelip üniversitedeki olumsuz çevre ve sahipsiz kalmanın neticesinde milli manevi değerlerine düşman olup hayata atılan nice gençler vardır. Hatta başka ülkelerden İslam ülkesidir diye ülkemize üniversite okumaya gelip her türlü kötü alışkanlıklara saplanan gençler mevcuttur.

Gençlerin kişiliğinin oturduğu üniversite yıllarında doğru bilgi ve davranış ile öğrencinin olgunlaşmasına katkıda bulunmak

Üniversite: “Universitas” kelimesinden gelir. Kelime Latince aynı maksat için bir araya gelip araştırma yapan kişiler manasına kullanılır. Üniversite, Eflatun ve Aristo’nun hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmadan öğrencileri ile felsefi tartışma yaptıkları ortamdan hareketle verilmiştir. Bu manada Üniversite, felsefi tartışma ortamında aklı, dinin önüne almıştır.

Hazreti Ali’ye (r.a.) göre akıl nedir?

Allah Teâlâ aklı gizli bir nurdan yarattı, O, bir zaman saklı kaldı, Ezelî ilminde onu açığa çıkarmayı dileyince, aklın nefsinde ilmi, ruhunda fehmi, basında zühdü, gözlerinde hayatı, dilinde hikmeti, kulağında hayrı, kalbinde şefkati, himmetinde rahmeti ve içine sabrı yerleştirdi, Böyle bütün olgunluklarla onu bezedi, Aklın nuru ruhanidir; yeri gönülde ve sırrın yanındadır Sır ise devamlı yükselmek ister Aklın bizatihî yükselme temayülü yoktur Bâzan ahirete meylettiği gibi, bâzanda dünyaya yönelir

(Envâr’ül Aşıkin, Yazıcıoğlu Ahmed Bican, Cile Yay, Sayfa 17 )

akademisyenlik sayesinde mümkün olabilir. Doğru bilgiyi aktarırken de akademik unvan ve sahip olunan idari mevkiinin kullanılabilmesi, etiketin çok önemsendiği günümüzde etkinliği artırmaktadır. Bilginin ve ideallerin aktarılması sadece öğrencilere değil birlikte çalışılan ve aynı ortamın paylaşıldığı diğer akademik ve idari personele de mümkün olmaktadır.

İlk risk, değerlerden taviz

Akademisyenliğin ilk basamağı olan yüksek lisans veya doktora aşamasında özellikle sosyal bilimler alanındaki genç akademisyenlerin tez danışmanları kendi fikirlerini öğrencisine dayatabilmekte, hoşuna gitmeyen inanç, hayat tarzı olan öğrencisi hakkında olumsuz rapor verebilmekte veya kaba tabirle süründürmektedir. Genç akademisyen de tezini verebilmek veya hocasına hoş görünme adına sahip olduğu değerlerden taviz verebilmektedir.

Üniversitelerde kadro kaygısı akademisyenliğe adım atarken başlayıp akademisyenliğin son dönemine kadar hep var olan bir tehdittir. Çünkü Türkiye’deki üniversitelerin çoğunda kadrolar ve kadroların dağıtımı idarecilerin kendi güç kaynağını oluşturmaktadır.

Jürinin kimliği adayı etkiler

Doçentliğe başvurmak için gerekli kriterler standardize edilmiş ancak doçent olabilmek için gereken şartlar standart değildir. Her jüri üyesinin kendine göre bu standartların çerçevesi zaman ve kişiye göre değişebilmektedir. Akademisyenliğin atama, yükseltme ve sınav aşamalarında jüri üyelerinin kimliği, vasıfları, zaman zaman da dünya görüşü aday üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Jüri üyesi kişiler arasında aday hakkındaki olumlu veya olumsuz bilgi aktarımı da akademisyenlerin üzerinde ciddi baskı oluşturabilmektedir.

Kişiliğini gizleyerek yanlışa meyletme

Akademisyenlerin önemli görevlerinden biri de proje yapmak ve bu projeleri ürüne dönüştürmektir. Bu aşamada da başkalarının proje hakkında olumlu veya olumsuz görüş belirtmesi önemlidir. Bütün bu aşamalarda akademisyen kendi kişiliğini gizleyebilir veya gizleme ihtiyacı hissedebilir. Üniversite ortamında veya mesleki toplantılarda çağdaş, modern, entel görünme isteği oluşabilir veya unvanından dolayı etkilendiği, gözünde fazla büyüttüğü diğer akademisyenlerin hayatına özenebilir. Kendini gizleme amacı ile de kendi hayat tarzının, sosyal hayatını ve aile düzeninin dışına çıkabilmekte veya yanlış eş seçimi yapılabilmektedir. Bunların neticesinde ait olduğu topluluktan uzaklaşmakta veya irtibatını en az düzeye indirebilmektedir. Bu aşamalarda verilen her bir taviz yenisini getirmekte ve sonu hiç istenmeyen bir noktada neticelenmektedir.

Her devirde adam olabilme zorluğu

Üniversite ortamında bulunan akademisyenin güncel olaylar ve siyasi çekişmeler konusunda görüş belirtmesi veya belirtmemesi kendi konumu veya geleceği açısından diğer bir endişe kaynağıdır. Her ortamda konuşmayı becermek veya susmasını bilmek de her zaman mümkün olmamaktadır. Dışarıdan bakıldığında nezih bir ortam gibi düşünülen üniversite ortamı ve akademik camiada çoğunlukla karşı görüşe saygı (maalesef) yoktur. Ya benim tarafımda ol ya da bu üniversitede olma fikri hâkimdir. Her devrin adamı olmak yerine her devirde adam olabilmeyi becermek zordur, üniversite ortamında daha da zordur.

Tek hedef akademik ünvan mı?

Akademisyen atama veya yükselme için yayın yapmak zorundadır. Yayın yaparken de zaman zaman etik ihlaller yapılabilmektedir. Akademik yükselmenin ve unvan almanın tek hedef olarak algılandığı durumlarda bu tür ihlaller daha sık yaşanmaktadır. Bazen de akademisyen yaptığı yayınların sayısı ve akademik unvanının arması ile enaniyet hissetmeye başlar.

Akademisyen, üniversite ortamından olumsuz etkilenmemek için neler yapabilir?

Mutlaka akademisyen olacağım diyen kişi sağlam bir altyapıya sahip olmalıdır. ilmi ve itikadi manada eğitimini tamamlamalı yani tekâmüle ermiş/olgun bir karakter taşımalıdır. Akademisyenliğin ve akademik unvanların ulaşılması gereken bir amaç değil insanlığa hizmet vasıtası olduğunu unutmamalıdır. Akademik ortamda gerçek kimliğini gizlememeli, inandığı gibi yaşamalı ve davranmalıdır. Başkalarına hoş görünmek veya akademik derece almak için verilen her bir taviz surda açılan delik misali kalenin kaybedilmesine zemin hazırlayacaktır. Unutulmamalıdır ki korkanlar daima kaybederler.

Akademisyen mesleki anlamda kendini iyi yetiştirmeli ve bilgilerini devamlı güncellemelidir. Bilgisini öğrencilerine kıskanmadan aktarmalıdır. “Gerçek münevver bildiğini öğretendir.” prensibi ile hareket etmelidir. Mesleği ile ilgili toplantılarda görev verilirse en iyi şekilde hazırlanmalı ve sunmalıdır. Kendi alanında aranılan ve fikrine, görüşüne ihtiyaç duyulan kişi olmayı becerebilmeli veya bu amaçla çalışmalıdır.

Mesleki anlamda ve akademik unvanlar için kimseye muhtaç olmamayı başarabilmelidir. Bu aşamaya geldikten sonra kişinin hal ve hareketleri başkaları tarafından örnek alınmaya başlar. Bulunduğu her ortamda mensubu olduğu kurumu ve topluluğu temsil ettiğini hiçbir zaman unutmamalıdır. Çünkü hatalar daima kişinin mensubu olduğu kuruma, topluluğa mal edilir.

Prof. Dr. Mustafa Tavaslı Üniversite Ortamını Anlatıyor

Gençlerin çoğu üniversiteyi eğlence yeri olarak görüyor. Akademik sebeplerle gelen ise dışlanma korkusuyla içerisine kolayca çekilebiliyorlar.

Bizde üniversiteler eğlence merkezleri ise Avrupa’da durum nedir? Biz de onlardan aldık bu sistemi.

Avrupa’da da üniversite kampüslerini eğlenme merkezi olarak gören öğrenciler var ancak oran Avrupa ülkelerinden ülkelerine değişmekle birlikte daha düşüktür. Mesela ingiltere’deki kütüphaneler dönem içi her zaman yoğundur ve gece geç saatlere kadar açıktır. Bizde ise kütüphaneler sadece sınav döneminde (vize-final) doludur.

Bu öğrenciler araştırma görevlisi ya da öğretim görevlisi olduklarında fotoğraf nasıl oluyor?

Üniversitedeki akademisyenlere mercek tuttuğunuzda orada şöyle bir tablo var. Herkesin belli bir ideolojik kalıbı var ve bu çerçevede işlerini yürütmektedir. Normalde bilimin ideolojik bir kalıbı yoktur ve her kesimi kucaklar. Türkiye’de böyle olmadığı için üniversitede okuyan öğrenciler ve akademik alanda ilerlemek isteyenler kendi tarzları olmayan başka bir ideolojik kalıba bürünmek zorunda kalabilirler. Bu da kişilerde karakter kaymasına ve kişilik bozulmasına sebep olmaktadır.

Yurt dışındaki ideolojik ortam nedir?

ingiltere’de farklı üniversitelerde akademisyen olarak çalıştım. Çalışma arkadaşlarım farklı ülkelerden gelen farklı dil ve dini inanclara sahip insanlardan oluşuyordu. Onbeş yıl orada çalışmama rağmen hiçbir zaman kendi değerlerimden taviz verme gibi bir düsünceye kapılmadım.

Orada şunu gördüm ki bilimle uğraşılan yerlerde önemli olan yapılan isin kalitesidir!

Avrupa kamuoyundaki anti-İslami görüşler çalışma ortamına yansıyor muydu?

Akademisyen olarak İngiltere’de 11 Eylül öncesi ve sonrası çalıştım. Sahip olduğumuz değerler çerçevesinde bulunduğumuz ortamlarda kişilerle uyumlu bir şekilde rahatça yaşadık. Aksi olsaydı öyle bir ortamda bilgi üretmek kolay olmazdı. Tarihimizde de benzer örnekler vardır. Mesela Fatih Sultan Mehmed Han Macar ustaya top döktürmüş. Bugün onların yaptığı da aslında aynı şeydir.

Üniversiteye en üst noktadan idealizm ile icat yapmaya gelen öğrencileriniz oluyor mu?

Akademik olarak bir şeyler araştırayım, araştırmanın usulünü öğreneyim, bu işte sebat edeyim diyen idealist gençler çok nadir, tek tük çıkıyor.

Geriye kalan çoğunluğun durumu nasıl?

Çoğunluğun hiçbir derdi yok, neredeyse hoca tezimi yapıverse diye düşünüyorlar. Öyle olanlara, ben yüksek lisansımı yaptım şimdi sıra sizlerde diyorum. Onlar çalıştığı, gayret ettiği ve sebat ettiği sürece bizler de ellerinden tutup her zaman yol gösterici olacağız.

O nadir gençleri izlediniz mi? Sonrasında ne yapıyorlar?

Tabi onları izliyoruz. Çoğu zaman kendilerini geliştirecek ortam bulamadıkları için idealleri hayal olarak kalıyor. Bazıları da ideallerini gerçekleştirmek için yurt dışına çıkıyor. Maalesef sistemimiz insanı köreltme üzerine kurulduğu için başarılı olanlar genelde orada kalmayı tercih ediyorlar. Başarısız olanları ise çoğu zaman zor bir hayat bekliyor.

(Toplam 1.073 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.