EğitimKolay Hayat

Akademik Tembellik!

Tembellik, insanı her yerde geri koyan, maddi ve manevi manada maskara eden kötü bir alışkanlıktır. Bu yazıda meseleye biraz akademisyenlik mesleği çerçevesinde bakmaya çalışacağız.

Akademisyenlik ile tembellik pek yan yanadüşünülmemesi icabeden iki kelime. Akademisyen olmak istemeyen öğrencilerin gözünü korkutan genellikle akademik hayatın çalışma,  didinme ve uğraşma gerektiren, okuma, araştırma ve kendini geliştirme yönü olmaktadır. “Neden akademisyenlik düşünmüyorsun?” diye sorulduğunda öğrenciler “oku, oku nereye kadar?” şeklinde cevap vermektedirler.

Peki, gerçekten bütün akademisyenler göründüğükadar çalışıyorlar mı? Akademik tembeller yok mu?

Bütün mesleklerde olduğu gibi akademisyenlikte de işi sevmek çok önemlidir. Akademik hayatın yoğun iş temposu bu işi sevmeyenleri çabuk tüketebilecektir. Ancak akademisyenliği sadece bir kazanç kapısı olarak görenlerin de sayısı az değildir. Bu mesleği sevmeyen ancak kazanç kapısı gereği olarak kendisini bu işe mahkûm hissedenlerde akademik anlamda tembellikler olabilmektedir.

Bilindiği gibi, akademisyenlikteki terfilerde yapılan bilimsel çalışmalar önemlidir. Terfilerin salt yayın, bildiri, makale merkezli olması ve bu durumun akademisyenliği sadece kazanç kapısı olarak görenlerle kesişmesi sonucunda görüntü de çalışkan ancak özünde tembel birçok akademisyen tipi ile karşı karşıya kalıyoruz.

Bu gizli tembellik, başkalarının sırtından yayın yapma, öğrencilerini sadece kendine yayın puanı getirecek çalışmalara yönlendirme, hak etmediği halde bilimsel çalışmalara ismini yazdırma, aynı verileri birkaç yayında kullanma, kendi anlatması gereken dersleri araştırma görevlilerine yükleme, intihal gibi birçok ahlâki problemi beraberinde getirmektedir.

Bu tür akademisyenler çalıştıkları alanın derinine inmeden, yüzeysel bir takım meşguliyetlerle unvan kazanmakta ve hakkını veremedikleri bu unvanları da abartarak diğer insanlara bir üstünlük gibi sunabilmektedirler. Bu durumda işin özüne inilmeden yapılan tüm çalışmaları tembelliğin bir neticesi olarak görmek mümkündür.

Akademisyenlik sürekli gelişme ve öğrenmeyi esas alan bir meslektir. Sadece çalışma alanıyla ilgili değil, dünyadaki tüm gelişmeleri izleme, yorumlama ve çevresindekilere anlatma gibi sosyal bir görevi de icra etmelidir. Bir akademisyen yaptığı işlerden insanlara faydalı sonuçlar çıkarabiliyorsa başarılıdır. Peki, bu noktada şunu sormak lâzımdır: Akademisyenlerin yüzde kaçı, derslerinin dışında kitap okumaktadır? Bu da tembelliğin göstergelerinden birisidir.

Akademik tembelliğin bir diğer yönü de şu şekildedir: Doçentlik, profesörlük gibi unvanları kazanıncaya kadar yoğun bir çalışma temposu içinde bulunurlarken, bu unvanları aldıktan sonra tüm bilimsel çalışmaları bir tarafa bırakıp, günü plansız ve programsız doldurma peşinde koşabilenler de mevcuttur. Bilimsel toplantılarda, kongre ve sempozyumlarda sunulan bildirilerin daha çok genç akademisyenler tarafından sunulması, profesör ve doçent unvanına sahip insanların yönlendirdiği ya da yaptığı çalışmaların az olması bunu göstermektedir.

Hâlbuki asıl nitelikli ilmî çalışmalar bu unvanlar kazanıldıktan sonra yapılmalıdır. Çünkü akademik altyapı tamamlanmıştır, belli düşünceler zihinde yerleşmiştir. Bundan sonra daha orijinal ve yeni çalışmalar yapma zamanıdır.

Netice olarak, en çalışkan olunması gereken alanlarda bile tembellik kendine zemin bulabilmektedir. Meseleye bir zihniyet problemi olarak bakmak gerekmektedir. Meselenin çözümü zihniyet değişimi ile alakalıdır. Çok ders çalışan öğrencinin arkadaşları tarafından alaya alınması gibi, toplumumuzda da çalışkanlara karşı müstehzi bakışlar bulunmaktadır. Bu alaycı ifade ve tavırlara karşı taktikler geliştirilmeli ve tembellerin toplum nazarındaki itibarı azaltılmalıdır.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı