AraştırmaİnsanKapak

Almanya’da 1 Aile 3 Nesil

Dede, Oğul, Torun

Osman Savran, gurbeti göze alacak kadar cesur, biraz da çaresiz işçilerden sadece bir tanesiydi. Sirkeci Garı’ndan 1971 yılında hareket eden tren, onu ailesinden, toprağından, sevdiklerinden ayırmıştı. Gurbet elde Türkiye’den çok uzaktaydı belki Osman amca. Fakat yüreği, geride bıraktıklarındaydı. Değişik bir coğrafyada ve toplumda, değişmedi. Oğlunu da torununu da tıpkı kendisi gibi yetiştirdi. 3 nesil, tek bir istikamette yol aldı. Nasıl mı? Buyurun bize kendileri anlatsınlar;

1.Nesil: Osman SAVRAN, Yaş: 77

Ben gurbete gidemem.

Almanya’ya gidip gelenleri duyuyorduk gençliğimizde. Bir gün, Balıkesir Bigadiç’te minibüse bindim. Yanıma birisi oturdu. Selam kelam ettikten sonra, işçi misin diye sordu. Ben de evet, gurbetteyim, dedim. Adam, bu gurbeti çekeceğine tam bir gurbet çeksene, dedi. Ben, daha uzaklara gidemem, okuma yazmam tam yok, dedim. Bunun üzerine adam, okuma yazma bilip de ne yapacaksın, kazma kürekle çalışacaksın, dedi. İşçi olarak yazılmamı tembihledi.

Başvurumu yaptım. Tren şuradan, şu saatte kalkar; vaktinde gelmezsen beklemez, dediler. Dedikleri saatte vardım Sirkeci’ye. Yola çıktık hayırlısıyla.

Geri dönmeyi düşünerek gittim, herkes gibi…

Kimisi biraz para kazanıp toprak alıyordu memleketinden, kimisi traktör alıyordu ve geri dönüyordu. Ben de aynı düşünceler içindeydim. Bir gün izne geldim Balıkesir’e. Baktım ki elimdeki parayla 100 koyun alabiliyorum. Kalsam mı diye düşünürken, vazgeçtim. Koyuna bakmak zor geldi. Hastalığı var, temizliği var, var da var… Velhasıl Almanya’ya dönmeye karar verdim.

Ailemi getirdikten sonra bir daha dönmeyi düşünmedim.

Almanya’ya gittikten 10 sene sonra, 1981’de ailemi de götürdüm. 10 yıl boyunca bekâr hayatı yaşamıştım. Türlü çile çektim Almanya’da. Ailemi getirdikten sonra bir daha Türkiye’ye dönmeyi düşünmedim. Çünkü oradaki şartları biliyordum. Türkiye’deki günlük ücretimle 1 kilo et alırken, Almanya’da günlük kazandığımla bir koyun kesebiliyordum. Bugün de dönmeyi düşünmüyorum. Sadece kısa süreli geliyorum Türkiye’ye.

Çocuklarımı, büyüklerimden gördüğüm, öğrendiğim gibi yetiştirmeye çalıştım.

Ailemi getirdiğimde, diğer Türk ailelerle birlikte, mahalle gibi bir yerde yaşıyorduk. Herkes birbirini tanıyordu. Çocuklarımız bir arada oynuyorlardı; komşuluklar, yardımlaşmalar aynen devam ediyordu. Yine de bazen korkuyorduk çocuklarımız adına. Acaba onları nasıl yetiştirmemiz lazım, diye düşünüyorduk. Bazı arkadaşlarımızın kötü yönde değiştiklerini, bozulduklarını görüyorduk. O yüzden evlatlarımızın yetişmesine âzamî dikkat ettik. Onları, büyüklerimizden gördüğümüz, öğrendiğimiz gibi yetiştirmeye çalıştık.

2.Nesil: Ramazan SAVRAN, Yaş: 45

Almanya’ya geldiğimde 7 yaşındaydım.

Babam bizi Almanya’ya getirdiğinde 7 yaşındaydım, sene 1981. O güne kadar köydeki hayvanlarımızla meşgul oluyorduk. Almanya’da ise bambaşka bir ortama gelmiştik. Babam madende çalışıyordu. Oturduğumuz ev, Türk madencilerinin oturduğu muhitteydi. Gündüzleri oradaki çocuklarla oynuyorduk. O yüzden çok zorluk çekmedim.

İlk sınıflarda zorluk çektik. Okulda Almanca görüyorduk ama öğrenemiyorduk. Babam da yardımcı olamıyordu. Çünkü iş-güç derken vakitleri olmuyordu.

Okul dönemi ilk zamanlar zordu, maden bölgesi olduğu için okuldan sonra diğer arkadaşlar direk madende işe başlıyorlardı. Alman öğretmen okumaya devam etmedi tavsiye etti. Lise ve üniversite yıllarında özellikle Alman çocuklarıyla beraber aynı ortamı paylaşıyorduk. İster istemez farklı bir toplumun kültür öğeleri ile karşılaştım. Fakat bu arada ailemin desteğiyle camilerde dinî ve kültürel eğitim de alıyordum. O derslerin desteğiyle kendimi korumaya çalıştım; kültürümüzden, dinimizden kopmamak için uğraştım. Maneviyatla ve kültürümüzle olan irtibatımız, dışarıdan gelen kötülüklere karşı bize siper oldu. Ben kendimi şanslı görüyorum bu açıdan. Babam kendini korumayı başardığı için benim de iyi bir şekilde yetişmemi sağladı. O yanlış işler yapsaydı, muhtemelen ben de ondan ne gördüysem onu yapacaktım.

Türkiye’ye 1-2 yılda bir mutlaka gidilmeli.

Benim kendi düşünceme göre, kaçıncı kuşaktan olursa olsun herkesin 1-2 yılda bir Türkiye’ye gidip gelmesi lazım. Orada ezan sesini duymak bile yetiyor insana.

Maalesef çocuklarımızda bu istek giderek azalıyor. Bizler ziyarete gitmek, oradaki akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı görmek istiyoruz. Onlar biraz daha farklı bakıyorlar. Almanya’da doğup büyümelerinin tesiri var.

Dinlerinden, kültürlerinden kopmasınlar diye…

Bizim için Almanya, yabancı bir ülke iken, onlar için Türkiye, yabancı bir ülke. Topraklarından maddî olarak kopmuş olsalar da en azından dinlerinden, kültürlerinden kopmasınlar diye uğraşıyoruz. Ailemizden ne öğrendiysek, ne gördüysek onları da öyle yetiştirmeye çalışıyoruz.

Gün geçtikçe gençliğin durumu bozuluyor. Türkiye’de de durum farklı değil. Bizim elimizden gelen, onları hakkıyla eğitmek, bilmeleri gerekeni öğretmek ki onlar da gelecek nesillerini sağlam temeller üzerine imar edebilsinler. Biz sallanırsak, evlatlarımız çatırdamaya başlar, onların evlatları da yıkılan bir bina misali yerle bir olurlar.

3.Nesil: Süheyl SAVRAN, Yaş: 19

Dedemden, babamdan gördüğüm gibi yaşıyorum.

İsmim Süheyl. Almanya’da doğdum ve büyüdüm. Ben, ailemizin Almanya’daki 3. kuşağıyım. Dedem, Türkiye’de doğmuş, orada yetişmiş. Babam da Türkiye’de doğmuş, fakat burada yetişmiş. Az da olsa orayı görmüş. Fakat ben, burada, bambaşka bir coğrafyada, bambaşka bir kültürün içine doğdum. Neyse ki özümü öğrendim; dinimden, kültürümden bîhaber büyümedim. Dedemin ve babamın emeği çok büyüktür üzerimde. Onlar olmasaydı, kendilerini korumasalardı, beni yetiştirmek için uğraşmasalardı, belki de her şey çok farklı olurdu. Okula gidiyoruz, istesek de istemesek de değişik bir ortamda farklı insanlarla muhatap oluyoruz. Fakat doğru kalmak da eğri olmak da bizim kendi elimizde.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı