AraştırmaİnsanKapak

Almanya’da 2 Tarihî Tanık

“Her Devletin Olduğu Gibi Her Ailenin de Bir Anayasası Olmalıdır.”  Rüstem Durdu

Bizim eski hâlimizi hâlâ unutmamışlar…

Almanya’ya gelirken amacım 5 sene çalışıp geri dönmekti. Fakat burada kalmaya karar verdim ve sonrasında ailemi, akrabalarımı getirdim.

Kardeşim, hiçbir zaman çocuklarını burada yetiştirmek istemedi. Ne kadar ikna etmeye çalışsam da dinlemedi beni. Bütün çocuklarını götürdü, Türkiye’de yetiştirdi.

Toplanıp birlikte ibadet etmek, bizi diri tuttu…

O günlerde cami yoktu hiçbir yerde. Kendisini korumaya çalışanlar, toplanıp birlikte ibadet ederlerdi. Umursamayanlar, kaybolup gidenler de oldu, maalesef. Bizler dinimize ve kültürümüze tutunmaya çalıştık.

Çocuklarımı getirmeyi düşünürken hep aklımda, acaba onlar da gurbetin sert esen rüzgârlarında savrulur giderler mi, köklerinden koparlar mı korkusu vardı.

Çocuklarımı korumak, gelecek nesillerimi muhafaza etmekti, tek derdim…

Her ülkenin bir anayasası vardır değil mi? Her evin de bir anayasası olmak zorundadır. Ben çocuklarımı, bütün aile fertlerini toplarım. Evimizin, ailemizin anayasasını onlara açıklarım. Eğer bu anayasanın dışına çıkarsanız ülkeniz elden gider.

Anladım ki aşı tutmuş…

Bir gün devletten mektup geldi. Beni Alman vatandaşı olmaya davet ediyorlardı. Bütün ailemi bir araya topladım, durumu anlattım onlara. Nabızlarını, damarlarını yokladım. Hiçbirisi razı olmadı. En küçük oğlum, “Baba biz Osmanlıyız.” dedi. Ben anladım ki yaptığım aşı tutmuş, çocuklarımı kurtarmışım, çok şükür.

——

İlk Gelen 9 Kişiden Birisiyim… Şefik Karagüzel

26/8/1935 doğumluyum. Trabzon’un Tonya kazasının Kozluca mahallesinde doğdum. 18-19 yaşlarımda, motor üzerine bir şirkette çalışıyordum. Bizim zamanımızdaki motorlar, bugünlerdeki gibi değildi. Kış aylarında çatlama oluyordu vs. Motorları, tamir edilmek üzere Münih’teki bir ustaya gönderiyorduk. 1958’de ilk defa yurt dışına çıktım. Almanya’daki motor ustasının yanına geldim. Usta, benim gayretimi ve becerimi görünce işi bana öğretmek istedi. Şirketimden izin alıp Münih’te kaldım. Almanya’ya gelen ilk 9 işçiden biri benim.

Daha sonraları başka bir fabrikada çalışmaya başladım. Fabrika personelinin arabalarının bakımını yapıyordum. Doktor Maturi diye bir İtalyan doktorun arabasını tamir etmiştim. Çok beğenmiş ve beni yanına çağırdı. Almanya’da kalıcı olmamı, yakında Türkiye’den fazlaca işçi alımı olacağını söyledi. Onun vesilesiyle kaldım.

İşçi alımı başladığında beni, Türkiye’den gelen işçilerin kontrolü, kalacak yer temini, takibi gibi işlere verdiler. Gelen işçilerin kayıtlarını yapıyor, kalacak yerlerini gösteriyordum. Ve bir bardak süt ile beraber, yiyebilecekleri muhtelif şeylerin olduğu bir paket veriyordum. Paketlerin içinde sucuk benzeri bir şey varmış. Bunu görenler, domuz etidir diye hepsini attılar çöpe. Aslında o tavuk ciğeriymiş. Yenmediği için onları paketlerden çıkardık.

O günlerde, köyünden ilk defa çıkmış çok insan geldi buraya. Hiç görmedikleri bir manzara, yepyeni bir dünya. Bir gün şöyle bir hadise yaşandı; parasını alan herkes koşuyor, kendisine bir elbise alıyordu. Baktık ki bazıları çizgili pijamalar almışlar, elbise olarak giyip dışarı çıkıyorlar. Yapmayın etmeyin desek de dinlemiyorlar. Biz, o yatak kıyafetidir, desek de anlamıyorlar. Bunun gibi nice hadiseler yaşadık.

Kaybolup giden çok arkadaşımız oldu. Elinden tutmaya çalıştık, ancak kendilerinden gayret olmayınca kopuşları önleyemedik. Şimdi onların çocukları, torunları ne haldeler, Allâh bilir. Özlerini kaybettiler, belki de asıllarını dahi inkâr eder hâle gelenler oldu.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı