Anadolu’da İsim Kayması

0

Asırlık harflerin değiştirilmesi birçok büyük yazım yanlışlarına da sebep olmuştu. Özellikle ‘b’ler ‘p’; ‘d’ ile biten kelimeler ‘t’ harfi ile yazılmaya başlamıştı. Abdülhak Hâmid’e sordular: “Üstad, siz ne fikirdesiniz?”

İsminin son harfi eskiden ‘d’ ile, şimdi ‘t’ ile yazılan büyük şair, acı bir istihza ile gülümsedi:

“Ne fikirde olayım? Görüyorsunuz, bu yaştan sonra kuyruğumuza bir ‘it’lik taktılar işte!”

Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı haftalık mizah dergisi Akbaba’da yer alan bu fıkra, yazının değiştirilmesi ile beraber isimlerin de yavaş yavaş değiştiğine mizahî bir o kadar da hakikat kokan ifadeleri taşıyor.

Ced ile torun arasındaki kültür bağı kopmuş, kitabî noktadan halk arasına giren değişim daha da derin hasarlar bırakmıştı. Çin’i düşünün mesela, bir gecede Çin alfabesi yerine başka bir alfabe ikame edilse Çin’in

kendini toparlayabilmesi ne kadar zaman alırdı? Hangi kavim olursa olsun kitabî noktadaki kopukluk âlimden şaire, tarihten isme kadar her şeye tesir ediyor.

Alfabe ile değişen isimler

Raflarda tozlanan kitaplar ile irtibat kuramayan, dedesinin mezar taşını okuyamayan torun, kendinde bir köksüzlük, yabancılık hissedecektir. Koca çınarları olan bir bahçede kendini maydanoz gibi görecektir. Köklü ağaçlara bakıp, en hafif rüzgârlarda savrulacaktır. Tarihî şahsiyetler, kültüründe güzel isim bırakanlar hafızasında yeterince yer etmeyecektir. İsmi ile müsemma şehirler, mahalleler, caddeler, tarihi eserler, camiler, medreseler, hanlar birer taş binadan ibaret kalacak gözünde. Çünkü bir şeye isim vermek o şeyi tarihe kayıtlamak demekti. Bu isim üzerindeki oynamalar ve değişmeler, en önemlisi de kısaltmalar ismin ağırlığını hafifletecektir. Alfabesi değişen bir millet, geçmişinden koptukça çocuklarına verdikleri isimler de tahrif olacaktır. Seyfüddin, Mehmed, Ahmed isimlerinde ‘d’ler ‘t’ ye dönüşecekti. Bir ismi çağırırken, ismin asıl manasından uzaklaşacak, isme karakter verenler unutulmaya yüz tutacaktır.

Tahir nasıl tayır oldu?

Yazıyı misal ile taçlandırınca mevzu daha iyi anlaşılacaktır. Sultan Selim’in Yavuz, Sultan Mehmed’in Fatih ismine yüklediği malum misali anlatmayacağım. Daha yerli ve minimal; ancak daha çarpıcı ve acıklı, zihnimizde hep saf kaldığına inandığımız köy hayatından, halk arasından pay biçeceğiz, isim dünyamıza. Halk arasında, köy yerlerinde bir isim ile meşhur olmuş tabirler vardır. Mesela; fazla sakar olanlara köyde ‘Tayır’ın bulamaç devirdiği gibi, Tayır’ın devesi’ gibi tabirler kullanılırdı. Bunlar sadece o yöreye hastır. Gayrısında bir mana ifade etmeyebilir. Yıllardır Tayır denilen adamı gördüğüm halde isminin ne manaya geldiğini de içten içe merak ettim. Merakım ise mezar taşında nihayet buldu. Gerçek ismi ise temiz, pak manasına gelen “Tahir’ şeklinde yazılmıştı. Telaffuz ettiğim ‘Tayır’ ile mezar taşına yazılan ‘Tahir’in aynı şahıs gibi durmadığına kanaat getirdim. Sonra lafızda değişik olan isimlerin hakikatini köyde aramaya koyuldum.

Ağız özellikleri ismi tahrip edebiliyor

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) hürmeten verilen Mehmed ismi ‘Momet’ diye söyleniyordu. Ahmed’e ‘Âmat’, Mahmud’a ‘Mâmut’ deniliyordu. Hüseyin’e ‘Üsük’, Hasan’a ‘Haso’ yakıştırılıvermişti. Hıdır isminin Hızır’dan geldiğini İlyas’a Ellez, her ikisine birden Hıdırellez denilince ismin, bir Peygamber’e matuf olduğunu bulmak hakikaten zordu. Biraz kitap karıştırmak ilim ehline yakın durmak gerekiyordu.

Hacca giden ailelere eklenen ‘Hacı’ sıfatı ise ‘Ali’ ile birleşince ‘Hacali’ şeklinde bambaşka bir şekle giriyordu. Abdurrahman ve Abdullah gibi iki güzel isim ‘Apo’ gibi söylenince zihinde hiçbir zata ve manaya tevafuk edemiyordu. Kız isimleri ise başlı başına bir değişikliğe uğramıştı. Fatma’ya ‘Fatoş’, Zeynep’e ‘Zeyno’, Ayşe’ye ‘Eşe’ şeklinde söylenmesi ismin gerçek sahiplerine ulaşmayı engelliyordu.

İsim kayması tv dizileriyle daha da şiddetlendi

İsim kayması, tv dizileriyle virüs gibi taşındı. Bunu da folklorik bir unsur gibi göstermek isimleri genele yaymanın kılıfıydı. Ne de olsa şivenin ve halk ağzının farklılığı kendini şirin gösteriyordu. Köy hayatını ekrana taşımakla filmler, temelinden köy hayatındaki sosyal meseleleri aydınlattığını iddia etti. Lakin komedi kisvesiyle yağlanıp ballandırıldığına güzel isimler ‘Maho Ağa’ mantığı ile farklı bir karaktere büründürülüyordu. Mehmetler ‘Memoli, Memoş” oluyor, isimler ekran erozyonuna uğruyordu. Komedi adına kısaltılan ‘İbrahim’ler “İbo, İbiş” ile karşımıza çıkıyor, bambaşka bir karakterle zihnimizin uzağına düşüyordu.

Bilinçaltı mühendisliği yapılıyordu. Komedi karakteri yüklenen ‘Recep, Şaban, Ramazan’ isimleri mübareklikten ziyade kaba, saba, laçka, şaklabanlık yapan bir karakterle zihne işlenmişti. Modern (!) bir isim Berk, Müjde, Anıl… müteneffir bir karaktere veya role girdirilmiyordu. Hatta çoğu zaman Ramazan isimleri markaların kötü esprili reklamlarında ‘Nerde o eski Ramazanlar’ havasında mizaha gark oluyordu. Belki de mübarek isimlere tv dizi ve filmler vasıtasıyla hamledilen kötü karakterler insanımızı bir manası olmayan farklı isimlere mecbur kılıyordu.

İsim verilirken ibadet takvimi dikkate alınmalı

Tv ekranlarından saçılan yeni tip isimler ve eski isimlere yüklenen karakterler asıl şahsiyetleri unutturabilmektedir. Babanın çocuğuna güzel bir isim koyması evladı üzerindeki hakkıdır. Onun için çocuğa niçin bu isim verildiği tarihi, şahsiyeti ve karakteri itibariyle teferruatlı şekilde anlatılmalıdır. İsim verme geleneğimizde çocuğun hangi ayda doğduğuna da dikkat edilir. İbadet takviminde hangi günler var ise onlara da bakılırdı. Recep, Şaban, Ramazan, Kadir, Ragıb, Bayram, Muharrem isimleri geçmişten günümüze bu hususta iyi bir misal olarak tatbik edilmektedir. Sadece bir isim, hatta bir harf deyip geçmeyin, bir nokta bile ‘kır’ı ‘kir’ eder.

(Toplam 312 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.