EdebiyatEğitimRöportaj

Arapça Bizim Birinci  Kadim Lisanımız

“Arapça bizim birinci lisan tercihimiz olmalı. Batı dünyasının dil tercihleri arasında Arapça bulunmayabilir. Çünkü onların İslamiyet’i öğrenme gibi bir kaygıları yok. Ancak biz kendi kararlarını kendisi veren bir toplum olduğumuz için hangi lisanı öğreneceğimize de kendimiz karar veririz.” Önce mutlaka Arapça. Sonra İngilizce…

Röportaj: İshak Kahraman / 0303Uzman: M. Bilal Yamak/Mütercim, Tercüman

Lisan tercihinde Arapçanın önceliğini vurgulama sebebiniz nedir?

Kur’an-ı Kerim’in inzalinde tercih edilen lisan Arapça, Kur’an-ı Kerim’in Arapça olarak apaçık nazil olduğu ayet-i kerimeyle de sabit. Yusuf suresinin 12. ayeti kerimesi buna misal olarak verilebilir. Peygamber Efendimiz de “Ben nesep itibariyle Arab’ım, Kureyş kabilesindenim, benim lisanım da Benî Sâd lisanıdır.” buyuruyorlar. Bir başka hadisi şerifte, “Üç sebepten dolayı Arapları seviniz, çünkü ben Arab’ım, Kur’an-ı Kerim Arapçadır, cennetin lisanı da Arapça olacaktır.” şeklinde hadis-i şerifleri var.

Peygamber Efendimiz’in diğer lisanlara bakış açısı nasıldı?

Peygamber Efendimiz’in diğer lisanlara bakış açısını ilk defa Medine döneminde, diğer milletlerden gelen mektuplar sırasında görebiliyoruz.  Rasülüllah Efendimiz, Zeyd Bin Sâbit Hazretlerine İbranice gelen mektupları tercüme etmesi için bu lisanı öğrenmesini istemişti. Arkasından Süryanice yazışmalar gelmeye başlayınca bu lisanı da öğrenmesini tavsiye ediyorlar.  Zeyd Bin Sâbit Hazretleri geceli gündüzlü çalışarak bu lisanları birini 15 ve diğerini 17 günde öğrendiğini söylüyor.

Daha sonraki dönemlerde Müslümanların lisan stratejileri nasıl oldu?

Peygamber Efendimizin dar-ı bekaya irtihallerinden sonra, topraklar genişledi. Çin sınırlarına kadar ulaşıldığı yıllarda Süryanice, Grekçe, Kıptice, Farsça, Hintçe ve Berberi dilleriyle karşılaşılıyor. Bu dillerin hemen hepsiyle Arapça etkileşime giriyor. Bir taraftan bu lisanı konuşanlar Arapçayı öğreniyorlar diğer taraftan da özellikle ilim adamları, bu dilleri öğrenerek, o lisanda yazılmış eserleri Arapçaya tercüme ediyorlar. İlk yıllarda ilim adamları ve tüccarların dil eğitimine ağırlık verdiklerini görüyoruz.

Farsçanın önemi nasıl ortaya çıktı?

Bu dönemde lisan öğreniminde elbette Farsçanın ayrı bir yeri var. Bunu zikretmek gerekiyor. Çünkü 1000’li yıllardan sonra Farsça Arapçanın yanında bir edebiyat dili olarak, hususiyetle şiir, sonrasında tarih yazım sahasında önem kazandı. Orta Asya’da yaşamış mutasavvıfların, hususiyetle Nakşî meşayihinin eserlerini Farsça kaleme almaları, (Mektubât-ı Rabbanî gibi) bu lisanı, Müslüman topraklarında ikinci dil konumuna taşımıştı, diyebiliriz.

Arapçanın dil yapısı, tercih edilmesinde etkili oluyor muydu?

Umumi manada şöyle bir denklem var,  hâkim olan medeniyetin lisanı âlemde revaç buluyor. Arapçanın dil özellikleri, Müslüman bilim adamlarının ilim hayatına katkıları önemli bir saik sayılır. Müslümanlar gerek coğrafî fetihler, gerekse ilmî fetihler vesilesiyle ön plana çıkınca, hâkim bir medeniyet olarak İslam, ister istemez diğer lisanları etkiliyor. Dini ilimleri, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek için Arapça gerekiyor.

Arapça nasıl öğretiliyordu?

Arapçanın öğretilme sebebi Kur’an-ı Kerim, hadisi şerif, İslam tarihi, tefsir, usul-i fıkıh ve diğer alanlardaki kitapları okumaktır. Bu yüzden Osmanlı arapça tedrisatı konuşmaya-mukaleme gerek duyulduğunda eğilmiştir.  Arapça eserleri okuyup anlamak için özel bir usul takip ediliyordu. Bu metotta en önemli özellik, bir metin üzerinden gidilmesiydi. Sarf nahiv bilgisine (dilbilgisine) ağırlık verilirdi. Öğretmen ya da muallim lisana ve okuttuğu metne hâkimdi, sınıfta otoriteydi ve bol bol kitap okuturdu. Bu metotla dil öğrenilirse o lisanda yazılan eserler okunur ve yazılır. Özellikle edebi eserleri anlama ve yorumlama noktasında herhangi bir sıkıntı çekilmez. Batıda Shakespeare ve diğer edebiyatçıları okumak ve anlamak için aynen bu metot kullanılıyordu.  Osmanlı döneminde birçok âlimin Arapça eser kaleme almalarının arkasında da bu eğitim usulü vardı.

Dil eğitim usulü çeviri metinlerine nasıl yansıyor?

Osmanlı münevverinin makalesini önünüze aldığınız zaman, bu bir çeviri metni bile olsa, ondaki üslup ve nefaseti bugünkü metinlerde bulamıyoruz. Hatta bugünkü çeviri metinlerinde mütercimin ne kadar zorlandığını, asıl metini çevirdiği metinle yan yana koyduğunuzda rahatlıkla görebilirsiniz. Günümüzde kelimesi kelimesine tercüme yapıldığı için çeviri metinler bizi memnun etmiyor. Tercüme yapılan metnin mefhumunun eksiksiz diğer dile aktarılması zor; lakin mefhumun aktarılması iki lisana da tam hâkim olan mütercimin yapacağı bir iştir. Bu da klasik dil öğretimi usulleriyle daha kolay olmuştur.

Çevrilen metinde kaliteyi arttıran sebepler neler?

Osmanlı aydınının yazdığı metinlerde ve yaptığı tercümelerde en dikkat çekici ayrıntı, kendisini Osmanlı olarak görmesi ve meseleleri tahlil ederken yerini unutmamasıydı. Bu metnin kalitesine hemen tesir ediyordu.  Şimdi bazı bilim adamları yerini unutuyor gibi geliyor. Çünkü iktibas yaparken veya o alıntıyı eserine koyarken kendisi bu topraklarda yaşamıyormuş gibi davranıyor. Burada iki husus çok önemli, günümüzde aydın denen kişiler iki şeyi kaybetti. Birincisi tarih şuuru, ikincisi millet olma şuuru. Bir millete ait olma şuuru, o milletin mazisine, geleneğine, kültürüne ve en önemlisi dinine ait olmaya ve o dine uygun bir hayat yaşayabilmeye bağlıdır. Ona bağlı kalabilmek, kalem oynatırken o çerçeveden çıkmama şuurunu verir. Eğer böyle olmazsa yapılan çevriler zihni, o kültüre karşı boşaltır, kimlik zafiyeti oluşturur.

Çözüm için neler söylenebilir?

Aslında güzel bir Türkçe, saf tarihi süreç içerisinde su gibi günümüze gelen Türkçe öğretilebilse ve o Türkçenin içerisine dini, milli, tarihi alt yapı iyi kurulabilse problem kalmaz. Böyle bir Türkçe öğretilemeyince meselelere Türkçe bakılamıyor. Bu çerçevede dil eğitiminde dini ve milli tarihimizin iyi bilinmesi, özellikle bizim dünyaya bakış açımızın, hayat görüşümüzün, dünyayı algılayış biçimimizin iyi bilinmesi çok önemli.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı