İnsanSeyahat

Ay Işığının Beslediği Kum Tarlaları

Afrika Günlükleri

Koca kıtanın talihiydi, bu gelgitler. Tıpkı hayatlarımız gibi.

Güzel kelimesi yetersiz kalır Afrika için. Seyyahlar, kâşifler, belgesel için gelenler rahat rahat yaşar Afrika’yı. Tabii ki bir de Afrika için gelenler… Gençler, sadeliği öğrenmek için; evini, ailesini, ekmeğini beğenmeyenler birkaç günlüğüne yaşamak için gelmeli Afrika’ya. Öyle şehir merkezlerine değil en uzak köye, öyle en meşhur şelaleye değil; en susuz çöle ulaşmalı, seferine anlam yüklemek için. Sonra seyir defterine şu not kendiliğinden düşecektir, “Afrika’nın iyileştiremeyeceği hiçbir gönül derdi yoktur.” Okyanus kenarındaki gelgitler bile ders verir Afrika’da.”

Kum tarlasında sabah

Kum tarlalarında açılır kiminin rızık kapısı. Daha uyanmamış bebesini düşünerek eşeler durur bir kadıncağız ıslak kumları. Ya da daha ötede bir başka genç, vakti hesaplayarak acele eder 08.00’de başlayacağı işine geç kalmamak için. Kimisi yengeç toplar satışı daha kârlı diye, kimisi içi boşalmış deniz kabuklarını toplar bir süs eşyası yapıp satayım diye. Ama erken yol almak isteyen herkes birkaç saat önce çekilmiş okyanustan kalanlara taliptir.

Ayın hareketleri, ışık yansıması ve bunların tüm dünya enerjisi ile doğrudan ilişkisi vardır. Okyanuslardaki metcezir (gelgit) olayları; ayın ilk ve ikinci dördünde en az, yeni ay ve dolunayda en büyük değerdedir. Burada sular kabarırken ay, orası için en yakın noktadadır. İntizâm-ı ilahîdir ki; bu olay her gün aynı saatte olmaz. Bir önceki günden ortalama hep 50 dakika daha geç olur. İnsanlar gün ışıklarıyla geceden kalan nasiplerine uyanırlar. Böyle coğrafyalarda kabarmalar, çekilmeler, gelgitler hayata neler neler getirip götürüyor, dünyalık gözle görünüyor.

Costa do sol

Maputo’nun en uzun ve güzel sahil kesiminin adıdır: Costa do sol. Güneyin güneşi demektir. İlk yıllarda, okyanusu izlemeye gidelim diye çıkıp çok ileriye çekilmiş dalgaların bıraktığı ıslak sahillerde yürümüştük. Bu sahillerde 4-5 km kadar çekiliyor okyanus. Gece vakti yürürseniz, içi su dolu bir poşete bastığınızı zannettiğiniz şeyin, aslında denizanası olduğuna çok defa şahitlik edersiniz.

Mozambik Vilanculos şehri hizasında adalar hazinesi saklıdır. Adaya götürdüğümüz bir misafir sayesinde bu yerle tanıştık. Dünyaca ünlü Bazarotti Adası’nın da olduğu muhteşem bir renk cümbüşü selamlar gelenleri. Sahilden 15 dakikalık helikopter yolculuğuyla sizi oraya ulaştıran kaptan, sular çekildiğinde iki saatlik yürüyüşle geri gelebileceğinizi söyler. Siz de pencereden bakarken kayıkla mı yoksa uzun bir yürüyüşle mi döneceğinizi hayal edersiniz. İndiğinizde; açık mavi, yer yer turkuaza çalan renklerde katman katman denizin, dibindeki canlıların bile göründüğü saflık, alır selamınızı.

Adaların diğer yüzü okyanus dalgaları ile savaşırken burada sükûnet hâkimdir. Mercanların sallandığını bile görürsünüz. Üzerindeki denizkestanelerinin arasındaki mavi, kırmızı yıldızların süsü, boyası işaret eder tek kelimeyi; sıbğatullah. Biraz tefekkürden sonra kafasını kaldıran herkes görür ki dünya telaşı, her şeyin fevkinde tutulan bir mefhum.

Gün doğmadan hesaplanır

Gün doğmadan denizin sunduklarını en çok toplayan, o günün en neşelisi oluveriyor. Bütün oteller, balık pazarları, anlaşmalı işçilerle tedarik zinciri kurmuş.

Kalın pazılı, kafasındaki kovayla dimdik yürüyen bir kadının önüne çıkıverdim. Yüzüme bile bakmadan devam etti. Gidip hemen çantadan onunla yiyebileceğimiz bir şeyler bulup getirdim. Dünyanın her yerinde geçerli olan bu ikram tekniği sayesinde çok az da olsa bana vakit ayırdı Isabel Simango. Benim vaktim yok, çalışmak zorundayım, diyerek kalktı. Çok az konuşabildik. İyi yaşamak veya evdekileri iyi şartlarda yaşatmaktan bahsetmiyordu. Sadece yaşamak içindi bu emek. Bütün netliğiyle sadece yaşamak… Öyle ya da böyle…

Sahi neydi bu seyahatten kalanlar? Kalan hayatımda bütün metcezirlerdeki en net hatırlayacağım şey, Isabel’in telaş dolu kovası.

“Yengeçler ısırmıyor mu?” diye sorduğumda verdiği keskin cevabı, bir mermere işlenmiş gibi zihnimin bir köşesinde:

“Ne onlar beni ısırır, ne ben onları ezerim!”

Kütle çekim kuvvetinin ekmek teknesine gelgitle getirdikleri, tekne sahibinin gece boyu yaptığı hesaplar için, sabah eşittir demesi ve sonucu görmesi.

Koca kıtanın talihiydi, bu gelgitler. Tıpkı hayatlarımız gibi.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı