Hikaye ve Günlükler

Bahçemde Kuş Sesleri

Nasıl beceriyorlar şu ‘anı yaşama’yı? Ben ki, karmaşık bir kesirler problemi gibiyim. Düşüncelerimin bir kısmı geçmiştedir, yapamadıklarım beni üzer, bir kısmı da gelecektedir, endişeli senaryolar kurarım. Yaşadığım zamana ömrümün kaçta kaçı yetişir bir türlü bulamam.

Dün oturup hesap ettim. 4 yıldır bu mahallede oturuyorum. Karşı komşum Hafize Teyze’nin kaçta uyandığını, torunu Yaren’i okula götüren Kemal Amca’nın arabasının plakasını, yan komşumun bebeğinin gece kaçta ağlayıp uyandığını biliyorum.

O gün de benim için tekdüze bir perşembeydi. Saat geç olduğunda uyumaya karar verdim. Uyumaya çalışırken ne koyunları saydım, ne hayaller kurdum, ne de günlük muhasebemi yaptım. Başladım yılların verdiği bilgiçlikle yarını kafamda yaşatmaya.

Yarın her zamanki saatte uyanacağım. Ben uyandıktan sonra mahallenin müezzini sabah ezanını okuyacak, ardından bir kuş başlayacak ötmeye. Kuşa özeneceğim, “Keşke benim de tek işim uçsuz bucaksız göklerde uçup, mavinin bütün tonlarını bilmek olsaydı. Neşeyle ötseydim.” diye düşünürken hazırlanmam gerektiğini fark edeceğim. Kahvaltı yapacağım, dünyada neler oluyor diye bakacağım…’’

“Uyumadan nerede kalmıştım?” diyerek uyandım. İnsan uykusunda hiç mi dertlerini unutmaz!

Çok geçmeden sabah ezanı okundu. Bu sefer farklı bir kuş ötmeye başladı.

“Hayırdır inşallah” dedim hafif tebessümle. Dört yıldır aynı kuş öter burada. Yoksa bugün farklı mı olacak?

Hazırlanıp dışarı çıktığımda mahallede bir kalabalık vardı. Hafize Teyze’nin evinin önünde de bir polis arabası. “Eyvah! Hafize Teyze’ye bir şey mi oldu yoksa?”

Biraz daha yaklaştım. Hafize Teyze mahallelinin arasında takatinin son damlalarıyla anlatıyordu.

“Ah dostlar! Gitti kaç senelik birikimim! Şu hayat ne yaman bir mürebbidir! Daha dün bir tanesine kıyamıyordum. Gönlüm ne hayır yapmaya ne de başka şeye razı geliyordu. Gitti işte hepsi.”

Anlaşılan Hafize Teyze’nin evine hırsız girmişti. Polis, “Bu sabah anormal bir hadise ile karşılaştınız mı?” diye sordu.

Aklıma hemen bu sabahki kuşun farklı ötüşü geldi. Söyleyecektim ki, öten kuşun adını bilmediğimi fark ettim. Hafize Teyze’yi pişmanlıklarıyla, polisi de sorularıyla bırakıp iş yerime doğru yürümeye başladım. Uzaklaşırken kulağıma şöyle konuşmalar çalındı: “Hırsız büyük bir gaflette bulunarak Hafize Hanım’ın ayakkabısının tekini götürmüş. Kasten mi bilmeyerek mi yaptığını şu anlık kestiremiyoruz. Fakat olay kayıp ayakkabıda düğümleniyor.”

Benim aklım hâlâ o sabahki kuştaydı. Evet, bir kuş öttü. Fakat hangi kuş?

Sol tarafımda bir ağaç var. Çam olsa bilirim, çınarı da tanırım. Ama üzerinde meyvesi olmayınca elma ağacı ile kirazı ayıramam. Doğada birçok yeşillik var. Bana göre yarısı ot, yarısı çimen. Hâlbuki kekiği, nanesi, altın otu, sinameki… daha bir sürü şifalı bitki. Bunların devasına Keşiş Dağı şahittir.

“Hayatın atar damarlarından ne kadar da uzağım.” diye düşündüm. Yaşıyorum ama öylesine. Bir kitap kahramanı olsam, kimse maceralarımı okumak istemezdi.

Düşünceler sanki yolu kısaltmıştı. Her sabah bir iş yeri olarak gittiğim okula, bu sabah düş yeri sayarak gittim.

Bütün öğrencilere teker teker öz evladımmış gibi gülümsedim. Bu dünyada iksir diye bir şey varsa, o tebessüm etmek olabilir. Sıkıntıyla saatlerine bakan öğrencilerim de özlemini duydukları şeyi bulmanın ümidiyle bakıyorlardı.

Öğretmenler odasına girdim. Bir kısmı en iyi ızgaranın nerede yapıldığını tartışıyor, diğer kısmı araba muhabbeti yapıyordu. Konusu açılınca hepimiz öğrencilerden şikâyetçiydik, ancak “Neler yapabiliriz?” diye bir kere olsun konuşmamıştık. Okulda da eğitimin atardamarlarından uzaktık.

Ders zili çalınca tekrar sınıfa girdim. Gülümseyerek:

– Çocuklar, şehrimizde yaşayan kuş türlerini biliyor musunuz, kuşlara ilgisi olan var mı? diye sordum. İçlerinden bir tanesi “Ama Öğretmenim, dersimiz matematik.” der gibi baktı. Bu meraklı bakışlara aldırmadan, sayılarla arası pek iyi olmayan Cihangir’in usulca parmak kaldırdığını gördüm. “Buyur oğlum.” dedim.

Anlatmaya başladı:

– Öğretmenim, bu sabah annem uyandırırken bahçemizde çok güzel bir kuş sesi duydum. Güzelliğiyle hemen diğerlerinden ayrılıyordu. Annem bu kuşun bülbül olduğunu söyledi.

Bülbüller, günün en güzel vaktinde uyanarak Allah’ı zikrederlermiş.

Kuş sesi deyince gözlerim açıldı. Evet, Hafize Teyze haklıydı. Hayat güzel bir mürebbi. Ve ne zaman, kim vasıtasıyla ders vereceği belli değil.

Zil çalınca eve doğru yol aldım. Hayatın atardamarlarına yaklaştığımı hissediyordum. O gece çok rahat uyudum. Aynı kuş sesleriyle uyandım. Bu sefer özenmedim, bülbüle gıpta ettim. Derken evin altında minik tıkırtılar duydum. Bir de baktım ki üst mahalleden Tuğrul Amca’nın minik köpeği, ayakkabımın tekini almış koşa koşa gidiyor. Gülümsedim, Hafize Teyze’nin altınlarını kim çaldı bilmem, ama her olay, sandığımız yerde düğümlenmiyor.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı