Balık Tarlasının Derinlikleri

0

Çiftlik tavuklarını bildiniz mi? Tavuk gibi görünürler; fakat aslını neslini inkâr eder hale getirilmişlerdir. Dört duvar arasında ne güneş ne çayır yüzü görmeden bekleşip durur zavallıcıklar. Onlar nasıl tavuk tarlasında yetişirse biz de öyle balık tarlasında yetişiriz. Biz suyun içindeyiz, su ağının içinde. Binlercemiz aynı yerde döner dururuz. Beni sorarsanız, bir alabalık restoranında, müşteriler ne yediğini görsün diye konmuş olacağım ki, salonun ortasındaki akvaryumda bir ileri bir geri volta atıp duran alabalığım. Duydum ki “Deniz balığı mı yemeli, çiftlik balığı mı?” diye düşünürmüşsünüz. Madem Yemek Savaşları’nda buluştuk, size işin aslını anlatayım.

Ben bir garip balık idim…
Laboratuvar mahsulü falan değiliz. Hazreti Allah’ın halk ettiği doğal bir balık türüyüz. 10’dan fazla çeşidimizle soğuk suları severiz. Kimimiz denizde, kimimiz göllerde, nehirlerde yaşarız. Bazımız tatlı suyu sever, bazımız tuzlu suyu. Ortalama 25-30 santim kadarız. Evvelce bu kadar bilinmezdik. Övünmek gibi olmasın, çeviğizdir biraz. Öyle her oltaya gelmeyiz. Oltaya gelecek yerlerde de gezmeyiz zaten.

O zamanlar çiftlikler yoktu. Balık denizden tutulur, tezgâhlara gelirdi. Bol olduğu zaman, “Balık kavağa çıktı!” denirdi. Sonra işler değişti. Siz insanlar, kuruttunuz denizleri. Her ne atığınız varsa suya boşalttınız. Denizler yaşanmaz oldu. Hadi biz tatlı sulara kaçtık da ya o deniz balıkları… Azaldıkça azaldılar. Baktınız deniz yetmiyor, “kendimiz yetiştirelim balıkları” dediniz. Denizin dibine topraktan kafes yapıp, etrafını demirden ağlarla çevirdiniz. Oldu sana balık kümesi. Peki ya denizi olmayanlar ne yapsın? Onlar da göllere kafes yaptılar. Öyle olunca kabak bizim başımızda patladı. Her balık tatlı suda yaşamıyor tabii. Doldurdunuz biz alabalıkları o kafese, başladınız yetiştirmeye. İş tuttu tutmaya da doğallığı bozdunuz. Bakmayın balık gibi durduğuma, çok şey biliyorum.

Antibiyotik direncinden balık çiftlikleri de sorumlu
3 yıl kadar oluyor. Buraya beyaz önlüklü adamlar geldi. Ben o zaman arkadaşlarla beraber kümesin içindeydim. Bizim kümesten su aldılar. Yalnız su değil, beraberinde beni ve birkaç arkadaşımı da aldılar. Bizi bir laboratuvara götürdüler. Biraz iğne batırdılar ama pek canım yanmadı. Anladım ki bu insanlar da bizim gibi bir şeylerin yanlış olduğunun farkında. O yanlışları bulmaya çalışıyorlar. Neler duydum, neler öğrendim neler… Bu adamlar sadece bizim kümesten değil, çevredeki deniz suyundan da örnek almışlar. Öyle sonuçlar çıkmış ki anlatsam ağzınız açık kalır.

Biz kafesteyken zaman zaman hasta olurduk. Gözlerim yanıyor, burnum akıyor, bütün kılçıklarım sızım sızım sızlıyordu. Bir de baktım kümesçe hepimiz hastayız. Herkes elinde yosundan peçetelerle dolanıyor. Biz bu hastalığı daha çok çekeriz zannederken birden iyileşiverdik. İyileştik ama hepimizde bir sersemlik var. Bu laboratuvara gelince öğrendim. Meğer o vakit bize ilaç vermişler. İlacın dozu da fazla kaçmış.

Hatta ilk defa ilaç vermiyorlarmış. Çünkü biz topluca ufak bir yerde yaşadığımızdan, suda çok bakteri ürermiş. Zaman zaman suyumuza, yemlerimize antibiyotik atarlarmış. Bu antibiyotikler de suda aylarca etkin kalırmış. Hatta bizim çiftlik yüzünden çevredeki deniz suyu da bozulmuş. Meğer bu ilaçlar yüzünden hem bizim, hem çevremizdeki denizin suyunda yaşayan bakteriler, antibiyotiğe dirençli hale gelmiş. Dirençlilik %70-80’leri bulmuş. Hatta bazı antibiyotiklere %100 dirençlilik gösteriyorlarmış. Yani bu bakteriler bizi ya da insanları hasta etse, antibiyotikle tedavi edilecek halleri kalmamış. Direnç arttıkça ilacın dozunu yükseltmişler. Suda antibiyotik oranı arttıkça bizim dokularımızda ilaç kalıntısı birikmiş. Bu kalıntı ve toksik maddeler bizi yiyen insanlara da geçermiş.

Alabalığın itirafı: “Deniz balığı yiyin!”
Sorsanız bizim üreticiler, çiftlik balıklarının deniz balığından aşağı kalır yanı yok diyorlar. Ayrıca deniz balıkları bizden iki-üç kat daha pahalıymış. Hem biz çiftlik balıkları daha yağlı olduğumuzdan, daha lezzetliymişiz. Ancak işin aslı pek öyle değil.

Biz balıklar doğal ortamdayken yiyeceğimizi kendimiz ararız. Sürekli hareket eder, dolanırız. Başka balıklara yem olmamak için de sürekli kaçarız. Bu kadar hareketli olunca vücudumuzda pek yağ birikmez. Ancak çiftlikte ufacık kafeste bekliyoruz. Yem aramamıza gerek kalmıyor, hazır geliyor. İyice hantallaştığımızdan yağlanıyoruz tabii. Yağ bizi lezzetli yapıyor ama zararı da yok değil. Ne kadar yağlı olursak, vücudumuzda biriken toksin de o kadar fazla oluyor. Çünkü tıpkı insanlar gibi bizde de toksinler adipoz(yağ) dokuda depolanıyor. Aslında bunlar deniz balığında da olabiliyor.

Kirli sulardan, şehre ya da motorlu taşıtlara yakın yerlerden tutulan balıkların vücudunda, oldukça zararlı madde birikiyor. Böyle balıklarda civa gibi ağır metaller çok fazla bulunuyor ve insanlara geçiyor. İnsan bedeninden de hemen atılamıyor. Özellikle büyük balıklarda, daha uzun yaşadığından ve daha fazla balık avladığından, ağır metal ve kanserojen madde birikimi daha fazla oluyor. Bu konuda deniz balıkları ile biz çiftlik balıkları benzer sayılırız. Ancak balık açık denizden, temiz sulardan tutulursa, mümkün olduğunca küçüğü seçilirse bu risk yok denecek kadar azalıyor.

Ton balığının kaç tonu?
Madem bu kadar anlattık, son bir şeyden daha bahsedeyim. Laboratuvarda konserve balık diye bir şey duydum. Beyaz önlüklüler onlar hakkında da araştırma yapıyorlardı. Bunca yıllık balığım, hiç tenekede balık görmemiştim. Okyanuslarda yaşayan, ton balığı namında bir akrabam varmış. Epey iri cüsseliymiş. İnsanlar bunları parçalayıp tenekelere doldurup konserve yapmışlar. Ben size bildiklerimi anlatayım.

Ton balığı çok iri cüsseli olduğundan vücudunda çok civa birikiyor. Ayrıca balık beklediği süre boyunca histamin adında bir madde oluşuyor. Konserve balıklarda histamin oluşumu gittikçe artıyor. Önlemek için kullanılan koruyucular da histaminin kendisinden aşağı kalmıyor. Bir kutu konserve balıktaki histamin miktarı toksik düzeyde olmasa da zamanla, insan dokularında birikip kanserleşmeye neden olabiliyor. Toksik seviyede histamin alımı, ciddi baş ağrıları, hipo veya hipertansiyon, bulantı, kusma ve ishalle başlayıp alerjik reaksiyonlara, daha yüksek seviyelerde intraserebral hemorajiye ve ölüme neden olabiliyor. Histamin zehirlenmesinin ABD’de, deniz ürünleri tüketimiyle, en sık görülen ilk üç hastalıktan biri olduğu biliniyor. Türkiye’de ise zehirlenmelerin tamamı “gıda zehirlenmesi” olarak kayıtlara geçtiğinden, balık kaynaklı zehirlenmelerin oranı ayrı olarak bilinmiyor. Ancak araştırmalar, konserve balık zehirlenmelerinin oldukça yüksek olabileceğini gösteriyor.

Çanakkale’de yapılan bir araştırmada, bir fabrikadan alınan 50 numune ton balığı konservesinde, civa oranlarının üst seviyeye yakın olduğu, 1 örnekte toksik seviyeyi aştığı görüldü. Örneklerden 16’sında fekal(dışkı kaynaklı) koliform bakteriye, 11 örnekte son derece zehirli olan ve hiç bulunmaması gereken E.Coli bakterisine rastlandı. Başka bir çalışmada sardalya, uskumru ve ton balığı konservelerindeki histamin oranının 2000 ppm’den fazla olduğu görüldü.

Alabalıktan son nasihat
Sağlıklı olayım diye ton balıklı salata yiyeceğinize, gidin doğru düzgün bir deniz balığı yiyin. O da olmadı kaliteli ve bilinçli bir tesiste, çiftlik balığı yiyin. İlaç kullanımı konusunda çiftlikler son yıllarda epey bilinçlendiler. Buna mecburlar, çünkü başka türlü Avrupa’ya ihraç edemiyorlar.

Sözü daha fazla uzatmayayım. Beni sorarsanız, laboratuvardan sonra çiftliğe geri döndüm. Çiftlik sahibi de beni hatıra olarak restorandaki akvaryuma koydu. Arada bir gelip zehirlenmeyim diye suyu da temizliyorlar. Şu beş-altı yıllık ömrümde, bu süzgeçli halimle bir deniz yüzü göremeyeceğim, ona yanarım. Belki daha büyük bir balığın öğle yemeği olur, belki boğazıma takılan bir plastik parçasıyla ölür giderim. Böylesi bir ölüm yerine, insanları gıdalandırmayı, belki ibadet ve Hakk Teâla Hazretleri’ni zikirle meşgul bir bedene dirayet olmayı isterdim. “Senden öğreneceğimiz başka bir şey var mı?” derseniz, tıpkı havada uçan kuş gibi, ben de tüm ilim ve kerametimi sahibine teslim ettim. Varın O’nda arayın. Uğurlar ola.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 77 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.

Yandex.Metrica