AraştırmaKapakSeyahat

Beghleti

Minare Yıkık, Şadırvan Dağınık, Çeşme Sökük

Bir gün, Gürcistan’ın Hulo ilçesinde, Beghleti Köyü’nde, güzel bir akşam olur.

Saatler, Gürcistan saatiyle 20.30…

İtinalı adımlarımızla 350 yıllık ahşap bir cami olan Beghleti Camii’ne yürüyoruz.

Etrafta birkaç ihtiyar, üç beş çocuk… Birileri görmüş geçirmişken; diğerleri görüp geçirecekleri günlere hazırlanıyorlar.

Çocuklarla ihtiyarlar arasındaki farka ömür deniyor, hayat deniyor, mücadele ve emek deniyor. Senin orada bu sorgulamaları yapmanı sağlayan da bütün bunlara dâhil tabii.

Yani, o da ömürden.

Burada, coğrafyanın tesiriyle sadece çocuklar değil; ihtiyarlar bile hareketli, yerlerinde duramıyorlar.

Yaşama sevinçleri, gözlerindeki parıltı, karanlık geceleri aydınlatan bir yıldız gibiydi.

Gözlerindeki ışık, bakışlarındaki umut hiç sönmesin, hep yaşasın diye sarılıyoruz, kucaklaşıyoruz dedelerimizle, kardeşlerimizle.

Bize göre küçük, tarihe ve köye göreyse büyük olan bu camiye, hayret makamında giriyoruz. Seyrediyoruz yeşillikleri, mavilikleri, turunculukları… Renk cümbüşünün içimizde kopardığı fırtınaları sakinleştirmek için hemen bir köşeye çekiliyoruz. Diz çöküp oturarak bir süre düşünce dehlizlerinde dolaşıyoruz.

Namaza geçmeden önce konuşmalar çarpıyor suratımıza… Bu çarpmanın etkisiyle irkiliyoruz. Kulağımız açılıyor, gözbebeklerimiz büyüyor.

Caminin 350 yıllık geçmişinden söz edilirken neler yaşadığı, ne ihanetlere uğradığı… Oturduğumuz yerden bütün bunları kulağımızla dinleyip kalbimizle idrak etmeye çalışırken haykırıyoruz:

Ey Beghleti! Kim bilir neler yaşadın, nice pâk alınlara seccade oldun?

Yeşilinle, turuncunla yakaladığın tatlı uyumu, kaç çift göze sundun?

Söyle; seni ayakta tutan ne?

Orta direklerin mi, tarihin mi, ilmin mi, irfanın mı yoksa seni kalbinin en derûnunda hıfzeden imanlı gönüller mi?

Mihrabının üzerindeki çifte kılıcınla ne söyler, ne anlatırsın?

Bu kılıçlar 350 yıldır mı üzerinde?

Kendin mi giydin, biri mi giydirdi yoksa tarih mi kuşattı seni böyle?

Yaşadıkların mı hazırladı seni doğmaz şafaklara, tükenmez akşamlara?

Sen cami olarak doğmuştun ama… Minareni yıktılar.

Şadırvanını dağıttılar.

Çeşmelerini söktüler.

Dualı ağızlar, imanlı yüreklerden sonra seni; kahkahalı tiyatrolara, gümbürtünün merkezlerine çevirdiler. İçinde yediler, içtiler, hoplayıp zıpladılar.

Fakat sen müsterih oldun. Sabrettin, “sebat” ettin ve bugün eski hüviyetindesin.

Ne mutlu bizlere ki seni bu hüviyetinle gördük. Ya camiden konsere geçişini görseydik?

Mihrabınla, minberinle, hatip kürsünle ne renklisin, ne ahenklisin…

Sinema salonu için kırılan bir meşenin hakkını ödeyebilirler mi acaba bu insanlar?

Yine iyisin…

Dolaplarında asırlık Kur’ân-ı Kerîm’lerin duruyor.

Acaba saygı duyduklarından mı yok etmediler?  Yoksa hiçbir şeyi umursamayan umursamazların, umursamazlıklarının mı bir eseri bu mukaddes kitaplar?

Bugün güzelsin, huzurlusun.

İçinde tesbih çeken müminler, cıvıldamalarıyla baharı müjdeleyen Kur’ân talebeleriyle ihtiyar ve bahtiyarsın.

Ey Beghleti!

İsminle müsemma bir hayat sürdün. Bekledin, sabırla bekledin ve bugün aslına rücu ettin.

Şen olasın, hoş olasın ve hep böyle kalasın…

Etiketler

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı